Sunusi Fazil's profileS:N:S:Y // CİDDİYET günl...PhotosBlogListsMore ![]() | Help |
|
En Sevdiklerim
ziyaret etmeye değer
|
S:N:S:Y // CİDDİYET günlük siyasi gazeteethnocentric (siyasi ve mizahi unsurlar aynı bünyede aşırı dozda) June 10 Üstad-ı Azam Ahmed Nejdet Kompüter’den sanatsal izdüşümlerÜstad-ı Azam Ahmed Nejdet Kompüter’den sanatsal izdüşümler
Değerli dostlarım,
San’at, bir ulusun damarlarında dolaşan kültür kanının milli ve manevi alyuvarlarına albümin şeylerini zerkeden hassas bir dokusal icra şeyidir; böyle girişlerde başta toparlayamıyorum gibi gözükebilir ama sabırla okuyan okuyucularım ileride zamanla açıldığımı tespit edeceklerdir.
Hülasa, bir toplumun millet olabilmesi için kendine özgü motiflerle cihan şümul bir sanat icrasına ihtiyacı olduğu şüphe götürmez bir gerçektir. Bu sebeple 50 küsur senelik devlet adamlığım süresince san’ata gereken önemi vermeyi bir borç bilmişimdir.
Hattızatında Adıyaman’a opera götürmek de benim fikrimdi. İstedim ki fikri hür vicdanı hür, sanatkar nesiller yetişsin, sanatçı olsunlar, ama bu politikanın devamı gelmeyince ola ola korucu oldular..
Efendim, benim san’atla tanışmam 3 yaşımda başlar. Rahmetli anneannem balerin olduğu içün evimizde sanat eksik olmaz, hatta mahalleye taşardı. Merhum dedeciğim Hülagü paşa da boş zamanlarında heykel taklidi yapan, ziyadesiyle sanatçı ruhlu, mukallit bir adamdı. Hele bir “şaşıran angut kuşu heykeli” taklidi vardı ki mahallenin kasabı olsun, manavı olsun, berberi olsun herkes görmeye koşar seyretmeye doyamazdı. Şimdilerde Vahe Kılıçarslan isimli oğlumuz bu sanatın önde gelen icracılarından ama temelini işte böyle paşa dedem atmıştı.
Ben de bu sanata 3 yaşımda (af buyurunuz) büyük abdestini yapan şüpheci ördek adlı çalışmamla katılmış ve hatta o kadar başarılı olmuştum ki 4 buçuk saatlik performansımdan sonra annem sinir krizi geçirmiş babam cinnet eşliğinde hastaneye kaldırılmıştı. Vallahi, şimdi denesem yapamam haşa huzurdan lazımlık popoma yapışır tümleşik olur. Demek ki insan küçük yaşlarda daha bir azimli oluyor.
Seneler sonra bir Hollanda seyahatimde bu performansın benzerlerini sergileyen sanatçılarla karşılaştım amma biz başkaydık daha özenli ve sabırlıydık, zira en mühim hocalardan ders almıştık. Çocuk yaştaki azim ve değerli icracıların yol gösterici tecrübeleriyle, kendimiz bile fark etmeden ne merhaleler kat etmiştik demek ki.
Demem o ki, Ben bugün Turizm ve Kültür Bakanı olsam her yere açacağım kreşler vesilesi ile 3 yaşındaki çocukları toplar ve onları sanata yönlendirirdim. Milli Eğitim Bakanı olsam da derdim ki “aferin sayın turizm ve kültür bakanı çok doğru bir iş yaptınız, benim açmam gereken okulları siz açarak bana da unutulmaz bir ders verdiniz. Bu millet sizinle gurur duyuyor, başbakan olacak adamsınız, şu önümüzdeki kongrede adaylığınızı koyun parti başkanlığına, desteklemeyen şerefsizdir.”
Aziz yurttaşlarım, Şimdi bazı siboblar diyeceklerdir ki “ulan milletin karnı aç şu soylu ve asil adam neler söylüyor” evet doğru, milletin karnı aç ve asaletim gerçekten üzerimden taşar fışkırır, amma velakin ruh açlığı daha kötüdür. İcabında karnın acıkır bir kuru üzümlü peksimet yersin, beyaz şarapla bastırırsın geçer.. Ya da ne bileyim, krakerle havyar atıştırırsın şampanya eşliğinde açlıktan eser kalmaz.. Onu da bulamadın diyelim kruvasanla beşamel soslu kaşarlı mantarlı biftek yersin geçer (ince kıyılmış yeşil zeytin ve fesleğenle süper olur, yanında da Porto) ama ruh açlığı böyle değildir işte.
Hadi diyelim ruhun acıktı ne yapacan, yemeğin ruhu kokusudur diyelim, kokla bakalım geçiyor mu açlığın. Geçmez. Çünkü ruh san’atla doyar. Koy pikaba Rahmaninov’u, giy tütünü puantını başla oynamaya, oh oh.. bak ne açlık kalıyor ne bir şey..
Filhakika, o ruhu aç bırakırsanız gider kendini futbola verir, dine verir, efendime söyliyeyim sağa sola verir kimseye bir yararı dokunmaz, gider fanatik olur, psikopat olur. Çivici katil olur Allah muhafaza. Mesela benim zamanımda bir Kasımpaşa canavarı vardı ki ben onun balerin ya da balet olduğunu hiç zannetmiyorum.
San’at dolu günler dilerim
Ahmed Nejdet Kompüter Ultra üstad, farklı düşünür, encümeni daniş, GmbH June 05 Tarihte bugün 17 Mart (kıyasıya uydururum)Tarihte Bugün: 17 Mart
35.000.003 MÖ - ıhlamur ağacı ilk defa çiçeklendi
1.789.123 MÖ - Marslılar kaale alınacak dünyalı olmadığı gerekçesiyle dünyadan ayrıldılar.
315.010 MÖ - Gökkuşağına mavi renk eklendi
7000. MÖ - karın üzerine bal dökmek suretiyle ilk dondurma yalandı
2466 MÖ - Kurufasulyenin pilavla servis edilmesi yasalaştı
1390 MÖ - Mısır’da kağıdın üzerine rakamlar yazarak bunun banknot olduğunu iddia edip buğday almaya çalışan bir Yahudi tutuklandı. Yahudinin sahte para bastığı anlaşıldı fakat henüz daha gerçek para olmadığından serbest bırakılan Yahudi “siz görürsünüz faizi icad edip hepinizi süründüreceğim diye tehditler savurarak olay yerinden kaçarak uzaklaştı.
1110 MÖ - Yılan hikayesine dönen Ergenekon tüneli en sonunda hizmete açıldı. Tören büyük bir izdihama sebep oldu, tüneli kullanmak isteyen vatandaşlar birbirine girdi, fakat düzen çabuk sağlanarak can kayıplarının önüne geçildi.
92- Pavlus abarttı, 2’ye çıkardığı tanrı sayısını %30 develue ederek 3’e çıkaran Pavlus’a Roma senatosu 12’de anlaşalım dedi. Pavlus anlaşmanın mümkün olmadığını ama zamanla gençlik ilahı, pop ilahı, futbol ilahı gibi kavramlarla ortak bir zeminde buluşulabilineceğini belirtti.
330 - Ermeniler gürcülerin kendilerine soykırım uyguladığını öne süren tasarılarını Cermen senatosuna sundular.
407 – Su ile ayran arasındaki benzerliği gidermek amacıyla ayrana yoğurt eklenmesine karar verildi.
554 – Dünya devletleri acayip tüylü totemler yerine adam gibi dikdörtgen kumaştan bayrak modeline geçtiler. Geçmeyen ülkelerin ordu yürütmesi yasaklandı, çatışmalar sürüyor.
619 – Kabeyi kopyalamak üzere faaliyet gösteren Çinli casuslar yakalandı.
781- Sahte hint fakiri Bombay'da gözaltına alındı. Sözde fakirin kirada 4 evi 3 adet de faytonu bulunduğu tesbit edildi. Sözde fakir adliyeye sevkedilirken polise rüşvet vermeye kalktı.
815 - Ermeniler Lezgilerin kendilerine soykırım uyguladığını öne süren tasarılarını Bizans senatosuna sundular.
966 – İlk defa soru işareti kullanılmaya başlandı, kullanmayanlar? Engizisyonda? yargılanmakla? Açıkça? Tehdit? Edildi?
1210 – Resmi bir temasta bulunmak üzere ingiltereye gelen Amerikan başkanı karşılanmadı, temasta da bulunamadı, evine geri dönmek isteyen başkan limanda mahsur kaldı, başkanın kıtasının henüz keşfedilmediği gerekçesiyle limanda alıkonulduğu tesbit edildi.
1550 - Ermeniler Çerkeslerin kendilerine soykırım uyguladığını öne süren tasarılarını Osmanlı sultanına sundular ama daha sonra pardon diyerek geri çektiler.
1719 – Cenevizli korsanlar ilk bilgisayar virüsünü icad ettiler ama nedense dünya bu duruma kayıtsız kaldı. Hatta “bilgisayar ne?” diye soran bir yetkiliye diğer yetkili “o değil de virüs ne?” diye cevap verdi.
1821- Fransa Ermenilere “ne oldu lan, size kimse dokunmuyor mu sesiniz soluğunuz çıkmıyor” dedi. Uyanan Ermenilerin Tokat valiliğine Bayburtluların kendilerine soykırım yaptığı tezini sundukları görüldü.
1915 - İngiliz bilim adamları bu Ermenilerin niye hep 17 mart’ta gaza geldiklerini bir panelle araştırdı. Konuya içerleyen Ermeniler artık 24 nisan’larda bir şeyler düşüneceklerini söyledi.
1929 - Genç Türkiye cumhuriyetinde ilk kırmızı kurdele Ahmed Nejad Kompüter adlı minik yavruya takıldı.
1935 – İstanbul’da ilk doğalgaz faciası. Aşırı nohut ve bakla tüketen bir kişi duşta yıkanırken kendi gazını özgürce salması sonucu zehirlendi. Aşırı bulantı ve halsizlik şikayeti ile hastaneye kaldırılan şahıs çok şükür ölmedi. Şahısın oturduğu apartmanın boşaltıldığı hatta üzerinden kuşların bile geçmediği, mahallede infialin yaşandığı da gelen haberler arsında.
1955 – Klima icad edildi. CHP konuyu anayasa mahkemesine taşıyacağını açıkladı. Olay kamuoyu tarafından “henüz böyle bir mahkemenin kurulmamış olması Türkiye için büyük şans” diye değerlendirildi.
1961 – Spor müsabakalarına çıkacak takımlarda IQ testi dönemi. Sporcunun zeki olmayanları CHP önergesiyle ayıklanıyor.
1977 – kredi kartı mağdurları gösteri yaptı. Mağdurların “ulan bizim kredi kartımız bile yok bu ne borcu” demek isteyerek(!) faturaları yaktıkları gösteride “kledi karpı nedir lan” diye pankart açtıkları gözlendi.
1983 – Cumhuriyetçilerin eylemi amerikayı karıştırdı. Sebahtian Canadaglian adlı cumhuriyetçi arkadaş temsilciler meclisinde 367 senatör olmazsa başkan düşer dedi. Temsilciler meclisinde toplam 120 senatör olması nedeniyle başkanlık krizi çıktı, bu adamı neden kaale aldıkları konusunda ise kimsenin bir fikri yok.
1999 – Ünlü yazar Ahmed Nejad Kompüter’in kaleme aldığı dev sözlük ilk baskısını yaptı. Sözlük Türkçe-Ömikçe ve Ömikçe-Türkçe olarak 2 sayfadan oluşuyor toplam 4 kelimeden oluşan sözlük aslında buraya da sığardı ama telifini alamadık. Bildiğiniz gibi ömikçe 4 kelimeden oluşuyor ve bunlar eklerle çoğaltılıyor. Bu kelimeler: anne, mama, koş ve diferansiyel.. Ömikçe venezuelanın batısında bulunan Pico bolivar vadilerinde kullanılan çok yaygın bir otantik dil.
2007 - kapalı yerlerde sigara söndüren çete yakalandı.
2009 – Bütün bunları uyduran Sunusi F. Onay’ın kızı bugün saat 02.02’de 3 hafta daha beklemeyerek büyük bir sabırsızlıkve neşeyle dünyaya geldi, babasının ve annesin “bir gönlündeki” tahta büyük bir çalımla kurulan prenses Berra’ya törenle "Potoso" ünvanı verildi. May 20 Hüsamettin Ne'ettin!Sevgili dostlarım,
Farkettim ki sizlerle ayrı kaldığım zamanlarda bunalıma giriyorsunuz, hafta sonu gerçekleşen DP kongresi vesilesiyle bu ayrılığı bitireyim istedim. Kadim dostum ve kardeşim Hüsamettin tekrar siyasete atılmış, tabi bunda benim katkım büyük ama herkes nedense Süleyman'dan biliyor. Geçtiğimiz ay, bir av partisinde kendisiyle karşılaşmıştım. Bir nedenden ötürü kırgın olduğum için görmemezlikten gelmiştim. Seninki hemen fırladı yerinden yanıma geldi: "üstadım nasılsınız?" dedi, dedim "iyiyim de çıkaramadım..", "Yahu beni nasıl unutursunuz, ben Hüsamettin", "haa" dedim "Hüsam sen misin, yaşlanmışsın yahu tanıyamadım.." Bu önce biraz bozuldu sonra baktım samimi konuşuyor dargınlığa son verip başladım nasihate: "Bak Hüsamcığım, böyle hayata küslük olmaz, resmen çökmüşsün senin hayata yeniden sarılman lazım", "nasıl olacak abi?" dedi "sözümü kesme" dedim. Birincisi, sana bir amaç lazım, böyle titreye titreye av partilerine gelmek hoş değil. Sana hayat aşılayacak bir şey bulalım, karı kızla aran nasıl?", "aman abi" dedi, dedim "utanmanın sırası değil, tıpta utanma yoktur", "Benim o taraklarda bezim yok, biz ince eledik sık dokuduk, eleği de duvara astık", dedim "o deyim bir kere öyle değil.." Neyse efendim lafı fazla uzatmayayım, hülasa biz bu arkadaşı yeniden siyasete girmeye ikna ettik. Hatta orda "ulan madem karıyla kızla işin yok, milletin anasını sana emanet edebiliriz" deyu absürd bir de espri yaptım ki arasıra böyle avamlıklar da hayatın tuzu biberi değil mi dostlarım. Geçen kongrede arslanlar gibi gürleyen Cindoruk beyefendiyi görünce ne de iyi etmişim dedim kendi kendime, adam resmen gençleşmiş. Amma velakin sevgili dostlarım şu Demirel'e dikkat etmek lazım; zira onun olduğu yerde postal eksik olmuyor. Halbuki kendisi şapka ile anılır, o şapkadan nasıl postal çıkarıyor anlamıyorum. Tabii kendisi klüpten de arkadaşım fakat devir kötü, insan arkadaşına dahi güvenemiyor, ben şahsen şu darbe mes'elelerine ziyadesiyle karşı, özde demokrat bir kişiyim. Zaten o yüzden Hüsamettin'e de söyledim: "Hüsamettin Beyciğim bir büyüğünüz olarak sizden istirhamım lütfen demokrasimizi koruyunuz. Eğer başbakan olursanız şu seçim sistemini değiştirerek işe başlayınız. Sizden demokrat kimliğimle rica ediyorum, demokrasimizi korumak adına milletin gözünün yaşına bakmayınız. Bize locada da öğretirlerdi "sakın acıma yetime, gelir koyar..." neyse işte, anladınız onu siz.. Yani diyorum ki, bu demokrasi neden tehlikeye giriyor? Halk doğru düzgün seçim yapamadığından, en iyisi bilinçli bir halk numunesi seçelim onlar oy kullansınlar, asker de darbe yapmak zorunda kalmasın.. değil mi? Mesela başta ben olmak üzere, bizim sabih, sonra sen, ne bileyim fazıl say, ünlü Türk düşünürü aysun kayacı, pınar kür, deniz baykal, bedri, ilhan, ertuğrul, hatta süleyman yani daha bir sürü kişi var.. hep beraber bir konsensus oluşturup bu işi halledelim, gazeteci, siyasetçi, sanatçı, aydın.. katılımcı demokrasi dediğin budur işte.." Ben nasihat ediyorum, kendisi kafa sallıyor, anlıyor mu anlamıyor mu belli değil, dedim "bir konuş birşey söyle.. Ne diyorsun bu fikre.." "Abi" dedi, "Biz bu işi düşündük, hatta faraza bir seçim bile yaptık aramızda. Kim çıksa beğenirsin?", dedim "kim çıktı?.." "Tayyip!" dedi.. Yani değerli okuyucularım inanın boynum tutuldu şaşkınlıktan hala da ağrıyor böyle yaptıkça.. "Ulan seçme seçmen getiriyoruz hala Tayyip mi çıkıyor sandıktan? "Abi, ister inan ister inanma.." dedi, inanmadım tabi ama bir de baktım gözlerinden bir damla yaş süzülüp dudağının kenarında durdu, o zaman anladım ki durum ciddi, demokrasimiz hakikaten tehlikede.. Herhalde bu bir alkol problemi, artık bizimkiler nerelerine içiyorlarsa bu mereti doğru düzgün oy da kullanamıyorlar.. "Peki" dedim "Ne yapacaksınız?" "Abi" dedi "Süleyman ağabeyin bazı projeleri var halledicez bu meseleyi sen korkma.." Ulan nasıl korkmayayım adamın projelerini görmüşüm tam 7 kez.. neyse artık, çare yok.. görücez nasıl projelermiş, Hüsamettinciğim hele bir başbakan olsun da hallederiz efendim. Bizler sizinde gayet iyi bildiğiniz gibi eski kurtlarız, buluruz bir çaresini, bu devleti kurda kuşa, halka millete yedirmeyiz yani.. yani demokrasimizi diyorum, icabında canımız pahasına koruruz. Netekim rahmetli dostum Nevzat Tandoğan'ın dediği gibi, bu millete komünizm lazımsa onu da biz getiririz, halka rağmen halk için.. Efendim? Ha av partisini mi soruyorsunuz, ben malum çok iyi göremediğimden sadece laf olsun diye gitmiştim, aristokrat dostlarımın partisine kaç kişi vurduklarını tam sayamadım.. Bayağı eğlendik efendim, onu da bir sonraki yazımda belki anlatırım. Hoşçakalın aziz dostlarım, esenlikler dilerim. Ahmet Nejdet Kompüter (siyasi uzm, saha komseri, ydk hkm, mali mşvr) April 30 Seçimler bitti, Kim Sevinsin?![]() Muazzam bir seçim atmosferinden sağ salim çıktık. Hemen bir hatırlatma yapalım, renkli saman kağıdı, artı dandik bir metal “evet” kaşesi ve renkli zarflar.. İstediğiniz matbaada istediğiniz kadar yaptırıp, kaşeletip, çuvallara doldurarak sağa sola bırakabilirsiniz, neredeyse bedava maliyet.. dağıtacak minibüsün mazotundan daha ucuz.. Dörtbir yana cephane gömen, dağıtan uzman arkadaşlar iyi bilir.. Bu yüzdendir ki, pek de “halktan” olmayan, başörtülü sandık görevlisi istemeyen, son anda kimlik no şartı koyarak bizlere şaka yapan, şakacı YSK , bu tür çalıntı oy şakalarını pek ciddiye almıyor, sonuçta tutanaktaki oy ile sandıktan çıkan oy sayısı eşitse mesele yoktur.. CHP ortalığı manipule ederek, taraftarlarını sokaklara dökerek, seçim sonuçlanmadan “sonuç açıklayıp, zafer ilan ederek” ergenekon avukatlığından çok daha başka şeyler yapmaya çalışıyor, gözümüzden kaçmadı. MHP lideri sessizlikle taraftarlarını sakinleştirerek puslu havanın dağılmasını bekliyor, takdir ve tebrikle izliyoruz. Peki sonuçlar da belli olduğuna göre kim sevinsin? Önce CHP sevinsin.. Zira müjde! Solda birlik sağlandı. Türkiye'de mevcudiyetini muhafaza eden %25 sosyal demokrat vardı, %23'ünün oylarını CHP aldı. Hiçbir somut projesi olmadan sadece AKP nefretiyle oy toplamasına bakacak olursak bu çok büyük bir başarıdır. Şu durumda CHP'nin başında Erbakan'da olsa bu oyu alır.. Hatta şöyle de denilebilir: AKP'nin başına Deniz Baykal'da geçse CHP'liler AKP'ye oy vermez.. MHP kesinlikle sevinsin.. Konjonktürde görülen manzara genel seçimlere kadar devam ederse (ki edeceğini sanmam) AKP'deki erime devam eder, AKP'den kaçan oylar MHP'ye gelir ve MHP AKP'yi zorlayan bir parti olarak ikinciliğe yükselir. Bazı bölgelerde umutsuz MHP seçmeni CHP'ye oy verdiğine göre MHP'nin oyu gözükenden zaten fazladır, tahminimce.. DTP sevinmesin.Kimlik partisi olup da kimliğin sadece %30'unun oyunu alan bir partinin sevinmeye hakkı yok, İddia edilen Kürt nüfusa ve DTP'ye verilen oyların adedine bakarsak, Kürtlerin büyük çoğunluğu hala DTP'yi tercih etmiyor.. AK Parti de henüz sevinmesin.. Birinci çıktı, seçim galibi, oyları düştü, hala rakipsiz.. ama sevineceği seçim bu değil.. Recep Tayyip Erdoğan'ı plansız görmedik.. Yüzde yüz kazanacağı bölgelerde bize göre yanlış aday çıkararak kaybetti, ama “kaybetmek bir seçimse, buna yanlışlık diyemeyiz..” AKP oy oranını sanki kendi iradesiyle düşürdü gibi.. Genel seçimde oy partilere verileceği için bu oran daha da düşmez.. hatta artık kemikleşen tabloyu görmüş olduk diyebiliriz. Eğer bu seçim bir genel seçim olsaydı düşen grafik korkuturdu, fakat AKP bir nevi sigorta yaptırarak genel seçim öncesi, bu grafikle çıtasını %47'nin altına çekti, çok akıllıca.. Önümüzdeki 3 sene AKP, içeride değil dışarıda yaptıkları ile oy toplayacağı için muhalefetin zaten pek şansı yok. AKP'ye sadece kendi hataları oy kaybettirir. Erdoğan bu yüzden “Sen Türkiyesin, büyük düşün” sloganını icad ederek genel seçime hazırlık yapıyor. Dış dünyada yükselen gurur ve biten krizin verdiği rahatlama oya tahvil edilecektir muhakkak. Bu 3 sene ülkemiz için diplomatik açıdan biraz riskli geçecek sanırım, bunun sinyallerini alıyoruz. Zira artık AKP'nin başarısızlığı demek bir iktidar kaybı olmayacak sadece, ülke için de bir risk taşıyacak. Diplomasisi güçlü ülkelerde bir sorunun iki cevap seçeneği vardır: evet ya da hayır.. Dolayısıyla AKP'nin verdiği yanıtın aksine bir yanıtı verecek olan en güçlü parti tek başına ayakta kalacak ve ABD tarzı iki partili bir demokrasiye önümüzdeki 3 seneden sonra “kansız” bir şekilde geçmiş olacağız.. Bu tek muhalefet partisinin hangi parti olacağını henüz bilmiyorum (belki şu an mevcud değil) ama hangi partinin olmayacağını iyi biliyorum.. (genckalem.org'da yayınlandı) April 10 MPL TV HakkındaMPL TV
Farklı bir televizyon yayıncılığı yapan bu kanalın sahibini çok merak ettim, araştırdım. İlk karşıma çıkan şey Mihr grubu oldu (alakasız olarak).
Hazzetmediğim bir grubun ismine bu kanalla rastlamak beni ürküttü diyebilirim, fakat acizane dikkatli bir izleyici olduğumdan pek inanmadım.
Ve neyse ki, bu grup ile olan bağlantısının sadece bir kuruntu olduğunu farkettim.
Bu TV kanalı televizyonumu kanalizasyon olmaktan kurtaran bir avuç kanaldan biri.. Bu kadar kolay kirletilmesine razı olamadım. Özellikle nurcu kardeşler pek bir amansızca saldırmışlar kanala, ama yanıldıklarını anlayınca umarım pişman olmuşlardır. İftira ile ibadet olmaz hele cihad hiç olmaz, hatırlatayım.
MPL TV'de yayınlanan herşeyi külliyen tasvip ettiğim söylenemez ama ufkumu genişlettiği ve bilgilendirdiği kesin. O yüzden başka bir kanal izlerken bile zaplama menziline aldığım bu kanala sık sık dönerim.
Herşeyden önce Turancı bir kanal olduğunu söyleyebilirim, akrabaların ayrı birer devlet olmaması gerektiğini savunuyor (benim gibi) ve Ümmet-i Muhammedin birlik olması gerektiğini öğütlüyor, katılmamak mümkün değil. Farklılıklarımızın bizi ayıran değil bilakis birleştiren ve renk katan bir unsur olduğunu çok güzel izah ediyor. Hatta bu farklılıklara yayınlanan programlarıyla dikkat çekiyor ve şaşırtıyor diyebilirim.
Evet, bence farklılıklarımız birleşmemizin mazeretleridir; aynı olan zaten birdir, bütündür, birleşmez..
Yine de bu kanalın bir futbol takımını tutarmışçasına fanatik olarak bir cemaate bağlı olan insanlara katabileceği çok fazla birşey yok.
Üzgünüm ama benim gördüğüm, bu kanal aptal insanları kaale almadan sadece zeki insanlarla ilgileniyor, "aptalları eğitecek bir kurum herhalde vardır" anlayışıyla sadece kapasitesi olan insanlara dönük yayın yapıyor (bu kadar net olduğum için gerçekten özür dilerim).
Sadece Fenerbahçe ya da Galatasaray fanatizmi yaparak "yok, aslında ben sadece futbolu sevdirmeye çalışıyordum" diyenlere inat, futbolu anlatıyor bu kanal sanki..
Zekiler anlamıştır ama anlayamayanlar için daha da net olalım, "cennete gitmek için benim cemaatime katılacaksınız, benden olmayan zelildir, benim kitabımı okumayan ahmaktır" demiyor bu kanal.
"Müslümanın tek bir kitabı, tek bir ümmeti vardır.. diğerleri renktir, elbisedir, hoşuna gideni giy.." diyor adeta. Ya da ben almak istediğim mesajı alıyorum.
MPL TV'ye varolduğu için teşekkür ediyorum umarım teknik kapasitelerini daha da arttırır daha estetik ve sanatsal olabilirler, çünkü beğendiğim bu kanalı başkaları da beğensin istiyorum. April 07 Kızım GeldiKızım Geldi
17 Mart 2009 saat 02:00 doğumhanenin kapısındaydım, ötesinde kalmam gereken kalın kırmızı çizginin tam üzerinde, Bütün duyu organlarım kulak olmuş, her azamla işitmeye çalışıyorum kapının arkasını..
Ve kızımın kendi lisanı ile selam verişini duyuyorum dünyaya.. O sesi işittikten sonra ne kulaklarım eski kulaklarım ne de ben eski benim.. Bir elektrik geçiyor üzerimden, iliklerime kadar titriyorum, baba olmuşum..
Annesinin karnındayken her gece elimi koyarak uyurdum arayarak bulduğum şişkinliğe.. Bu ayinin bitmiş olması ürkütüyor beni tatlı tatlı.. artık kızım elimin altında değil, üzerinde..
16 Mart'ta gülerek gittik hastaneye, kontrole.. Doktor şaşırdı ve “yatırıyoruz, doğumhaneyi hazırlayın” dedi. Odamıza çıktık eşimdeki gerilim ve heyecanı hissettiğimden onu sakinleştirmek adına “Dünyada her canlı her saniye doğum yapıyor, kedilerin parası olsa onlar da hastaneye gelirlerdi.. gayet normal bir durum, heyecanlanacak birşey yok” diye saçmaladığımı hatırlıyorum.
Aslında kendim bile dediklerimi duymuyordum sanki..
Doğum sancıları çeken eşimi teselli edecek sözler arıyordum ve söylediğim her söz beni sinirlendiriyordu “şurada yatan ben olsaydım bu konuşanı odadan atardım” diye düşünüyor ve eşimin sabrına hayran kalıyordum..
Ben nefes al, nefes ver dedikçe sevgilim gözlerime bakıyor ve elinden geleni yapıyordu “sana konuşmak kolay” demiyordu, buna bile hayret ediyordum..
Bebeğimizi ilk gördüğümde “ne kadar da gri” diye düşündüğümü hatırlıyorum.. Çok bebek görmüştüm ama bu gördüğüm en küçük bebekti, 3 hafta erken doğduğu için..
Eşim çok yorgun, çok rahat ve çok güzeldi, doğumdan hemen sonra bebeğimizi kucağına almış ve emzirmişti. Yüzünde müthiş bir yorgunluk ve müthiş bir tebessüm vardı. Herşey doktora ve bana göre güzellikle çok çabuk olup bitmişti.. Bir de anneye sormak lazımdı tabi..
Bebeğimiz yıkandıktan sonra odamıza geldi, küçücük kafası ve kocaman gözleri, kıpkırmızı dudakları ve ince parmakları.. Herşeyiyle inanılmaz bir şekilde annesine benziyordu.. Şahitlerin kararına göre ağız anne, burun baba, gözler anne, kaş ve kulaklar baba..
Benim savaşçı bebeğim, en minik aşkım, çatık kaşlı ve çok ciddi bir hanımefendiydi. Eve geldikten sonra sarılık tesbit ettik.13'ün üzerini hastaneye alıyorlardı değeri 15 çıkmıştı, ama bir günde değeri 7'ye düşmüş ve bebeğimizi hastaneye geri götürmemiştik.
Şimdi 21 günlük.. avuçlarıma alıyorum ve sesleniyorum, sadece uyurken gülümsüyor aşkım. Gözleri açıksa kaşlar çatık ve gözleri sola bakıyor, bazen bana bakıyor ama henüz net olarak görmediğini biliyorum. Olsun, sesimi tanıdığını biliyorum 8 buçuk ay konuşup tanışmıştık zaten..
İsmine karar verememiştik bir türlü, Fatıma Rümeysa kalmıştı elimizde en son.. Efendi'den aldığım teşvikle annesinin ismi Berrin olması hasebiyle, yakın olsun diye, Fatıma Berra dedik..
Babam okudu ezanı, kamedi ve ismini, Ve babam Fatıma Berra diye kulağına ilk seslendiğinde inanılmaz bir tebessümle odadakileri şok etti bebeğimiz.
Umarım tebessümün baki olur Fatıma Berra, umarım bu dünyayı kolaylıkla atlatıp ana vatana salihalardan olarak göçeder anne ve babana şefaat edersin..
İnsan ölmeye doğarken başlar..
Kızım, inşallah şehid olursun..
***
Bu arada “babalığın” sadece bir titr olduğunu öğrendim. Anneliğin milyonda biri etmezmiş. Özellikle ellerin kolların bağlı hiçbirşey yapamadan beklerken..
Sadece doğurmayı kastetmiyorum.. Uyku uyumadan 2 saatte bir (bazen yarım saatte bir) emzirmek, altını değiştirmek, gazını çıkarmak.. Hadi emzirme hariç hepsini yaptım diyelim, benim obur aşkım annesinin canını öyle bir yakıyor ki emerken, “bir saat sonra bu anne bu bebeği nasıl emzirir?” Diye hayret ediyorum..
Canım kızım seni Mevla'nın bir emaneti olarak aldık, kabul ettik, nefsimizden çok daha fazla sevdik, hayatın manalarından biri oldun bizim için ama, seni kimse annenden fazla sevemez, bunu anladım, yarışmıyorum.. “En çok anneni mi yoksa babanı mı seviyorsun?” diye sorsa bir münasebetsiz, tereddütsüz “annemi” de kızım.. O, senin sevgini layıkıyla hakediyor, ve sen onu hiçbir zaman hakettiği kadar sevemeyeceksin.
İşin kötüsü, bu en minik aşkımı avuçlarıma alıp, çatık kaşlarıyla göz göze gelmeye çalışırken aklıma hep şu geliyor: “İşte biz de bu kadar sevildik” Bu sevginin karşılığını ne kadar vermeye çalıştık?
Not: Tabi, kızımıza lakap koymayı unutmadık, annesine "atletico madrid" diyordum, kızıma da "sporting lizbon" dedim, fakat gerçek lakabı POTOSO (S'nin üzerinde inceltme işareti var)
sunusy March 07 Doğuma DoğruYeni bir insan geliyor dünyaya. Eğer rızkı varsa, 1 ay sonra geliyor almaya. Rabbi onun için bir barınak ve konfor oluşturdu, anne ve baba tayin etti. Babası olarak bu fakir seçilmiş, annesi olarak da sevgili hanımım.. 1 ay sonra tanışacağız ama bilmiyorum belki Rabbi ona bizi tanıştırmıştır önceden: "Rızkını şu kullarımın aracılığıyla yolladım, endişeden uzak ye iç" diyerek. Sırası gelmiş, yine bir ruh daha beden buluyor.. Kalu Bela'da aynı anda yaratılmış olan akranlarız, bedeni bilmem kaç milyarlık elementlerden oluşuyor, aynı yaştayız ruhen ve aynı yaştayız evrenle maddeten ama bizler eskiyiz bebek yeni.. Biz annesi ve babası olarak tayin edilmişiz, o çocuk. Rabbi, bu eski kulunun yeni bedenini yarattıktan sonra bir aşk ilham etti bizim kalbimize.. Daha doğmadan sevdik yavrumuzu.. "Bu sevgiyle bakın, besleyin, büyütün emanetimi, canınızdan aziz bilip öyle koruyun" dedi Rabbül alemin. İşittik ve itaat ettik; bizleri de böyle sevdirip korutmuştu.. "Belli bir zamana kadar ona öğretin, Ben'i ve Habib'imi anlatın ona" diye buyurdu. *** Lebbeyk, Allahümme lebbeyk.. *** Canımız başımız üstüne; Emaneti aldık ve kabul ettik, sorumlu tutulmaya talip olduk; Rezzak ism-i şerifine bir tezahür de biz olmayı diledik.. Ey merhametlilerin en merhametlisi, Bize, sana dönünceye kadar bu gurbette iyilikler ihsan et.. Ve daha sonra da.. Birbirinden habersiz bu üç ruhu aile yapan kudretinle bizi kolla, gözet ve sırat-ı müstakim'e ilet. Nefsimizle olan mücadelemizde ruhlarımızı muzaffer kıl. Şüphesiz ki bizler çok ağır bir yükle yüklendik, Sen'in yardımın olmazsa bu yük bizim mahvımıza bir sebeptir. Haddini aşan kullar olmaktan sana sığınırız. Sözlerimiz riya ya da yalan değil ve bizlere de yalan söylenmedi.. Mevlamız, Sen sevilmeye tek layık olansın ve bütün sevgiler sana duyulan tek bir sevgiden ilhamdır. Bizleri yavrumuza olan sevgimizle imtihan etme.. Bizleri sevgimizle imtihan etme.. Sevgi, senin sevgindir, Senin mahlukunu sevmendir.. Bizleri kalbimizdeki sevgimizle imtihan etme.. Senin sevmediğini al kalbimizden, bizleri islah etme.. Bizlere nurunla hidayet ver.. Ey merhametlilerin en merhametlisi.. Bizlere ve sevdiklerimize iki cihanda da merhamet et.. AMİN March 06 Anti-modernistÇok fazla alıcısı olan şeyleri satmıyorum..
yokluk, fakirlik, acziyet satıyorum.. alacak mısın? Bir kalp dolusu aşka sırılsıklam fakirlik satıyorum. İmkanın yeter mi sattıklarımı almaya? İnsan öleceğini biliyorsa neden oyalanır? Neyin felsefesini yapar ne sebeple.. Hangi buluş faydalı olmuş insanoğluna bugüne kadar? Elektirik faydalıdır çünkü her tamir elektirikle olur, iyi de her arızanın kaynağı da elektirik değil midir? Kimya faydalıdır zira ilaç yaparsın, o ilaçlar güçlendirmedi mi mikrobu? Belki de insanoğlunun en zararlı keşfi şeker olmuştur. Bütün hastalıkların kaynağı.. Ateşi bularak ısındılar ve sonra birbirlerinin evlerini yaktılar.. Maden devrine, tekerin icadına, hatta yazının icadına inanmıyorum.. herşey seni bekliyordu bir kudretle. Yoksa sen başakları taşa sürtüp çıkan tozu kepeğinden ayırıp su ve tuzla ekmek yapmayı akıl edemezdin.. Eğer biz mağara adamı olsaydık, anlardık evreni, tabiatı, Yaratıcı'yı.. Hayır, sanat eserine sanatçı diyenlerden değilim.. Şüphesiz ki sanatçı eserinden başkadır. Eğer buzdolabımız olmasaydı yiyecek biriktirmez ve 2 sene sonra ekonomimiz resesyona girecek endişesiyle başka ülkelere saldırmazdık.. Eğer ipek olmasaydı zengini fakirden nasıl ayıracaktın? Kaz tüyü yataklarda uyumuş adam, hasırda uyuklayana göre daha mı şanslıdır? Kime ve neye göre? Terleyen mi şanslıdır üşüyen mi? Karnı tok bir adamı hangi sofrada mutlu edebilirsin? Hararet kaç kilo altınla geçer? Ya da bir bardak suyun değeri nedir? Hepimiz kandırıldık, birbirimizi kandırdık, ellerimize ve ceplerimize kağıt parçalarını doldurup "hakkın" dediler. Hakkımız olmayana talip olmağa güdüldük çoğu zaman. Borsalar kurduk, sınırlar çizdik, bayraklar diktik. Ve hatta marşlar söyledik. Delirmemek için tut şunun bir ucundan dediler. Milyarlarca insan yanılıyor olamazmış! Milyarlarca insan yalan söylüyor.. Güç dediğin, dirençtir. Yalana direnme gücüdür. Farkettiğin acziyette bu var. Seni yaradanın aşkına, Eğer biriktirmişsen o aşkı, hissediyorsan içinde.. talipsin sattığıma Fakirlik, perişanlık, acziyet satıyorum.. O aşkı hisseden acziyetinden başka ne görebilir.. Yer yüzünde 2 devlet ve 2 millet vardır. İyiler zaferin peşinden koşamazlar, zira onlar garip olarak döneceklerdir. Ve galiptir bu yolda mağlub olan sunusy March 04 Üstad-ı Azam Ahmet Nejdet Kompüter'den Siyasi ÇözümlerDeğerli dostlarım, bu sefer ben bizzatihi kendime baskı yaparak bu yazıyı kaleme alıyorum.
Görüyorum ki Değerli siyasetçimiz Deniz Baykal ile Başbakanımız arasında hoş olmayan hadiseler yaşanıyor, demek ki benim gibi bir siyaset bilimcisine ara bulmak üzere iş düşüyor. Bizim Sabih'den önce devreye gireyim istedim ki işler daha da karışmasın.
Efendim, bu başbakanlık makamı malumunuz meclis çoğunluğundan alınan güvenoyuyla elde ediliyor, bundan böyle mecliste 367 şartını başbakanlık hususu için de arayalım. Tabi siz meclis aritmetiği ve 367 deyince hemen değerli dostum sabih'i hatırladınız. Benim okul numaram da 414 olduğuna göre bundan böyle eğer salonda 414 milletvekili yoksa başbakan seçilmesin efendim. Bu biiir..
İkincisi, taviz vermek onursuzluk değildir. AKP'li arkadaşlarımız kabul etsinler hanımı başörtülü olan başbakan olmasın ama CHP'li arkadaşlarımız da taviz versinler ve desinler ki kayınçoları peruklu olanlar ve hatta bıyıklarını boyatanlar da başbakan olamasınlar. Zira çok çirkin bir görüntü, muşmula gibi suratta ak kaş altına kömür karası bıyık avrupa kriterlerine bile uymaz. Gerçi biz bi ara düşündük senatörler meclisi kurup ingiliz lordları gibi lüle lüle bembeyaz peruk takalım ama ben evde uyguladım kafamı sivilce bastı, pişik olduk gerek duymadık.
Bir de burdan sayın başbakana sesleniyorum, o kadar bakanın var, dikkat ettim, iyice araştırdım, bir de gördüm ki hepsi AKP'li. Yani ilaç olsun diye bile bir tane CHP'li bakan yok. Bu ayıptır, haksızlıktır. Ne olurdu bakanlıkların yarısını CHP ile paylaşsan. İnsan bu kadar mı cimri olur? Yarın aynısını sana yapsalar hoşuna gider mi?
Üçüncüsü, başbakanın katıldığı AKP mitinglerine bakıyorum da hınca hınç dolu. Sen koskoca başbakansın ülkeyi yönetiyorsun, ne olur arada bir CHP'ye de miting düzenlesen? Bak, onlar Sivas'tan öteye gidemiyorlar, hazır sen gitmişin.. Hoş olmaz mı hazır gitmişken bir başbakan olarak CHP mitingine katılsan. İlla Deniz bey gidecek diye anayasada bir kaide mi var. Düzenle bir CHP mitingi hoşgörü ortamı yeşersin. Hepiniz kardeşsiniz hem o senin büyüğün sonuçta.
Burdan Deniz Baykal'a da seslenmemek olmaz, başbakan Recep Bey'e seslendik sonuçta.
Sevgili Deniz Bey, Sayın Baykal:
Ne oldu, hani sen rejim yapıyordun.. Yaa işte böyle yakalarlar adamı, kokoreç yemişsin haftasonu hiç bize haber vermiyorsun. Ne demiş ünlü bestekarımız Mirkelam: "Kokoreç, koko koko" Sana ısmarlatıcaz diye korkma, bizim ticketımız var aslanım. Eğer bir daha benden gizli gidersen seni Avrupa birliği yüksek komserine şikayet ederim. Şaka şaka, afiyet olsun. Yazımı latifeyle bitireyim istedim, yengeye çocuklara selamlar.
Siz de hoşçakalın değerli dostlarım. Unutmayın bana ihtiyacınız var.
Ahmet Nejdet Kompüter
Meclis Aritmetikçisi, dnt uzm, tnk çvş, asil kişi
February 05 Üstad-ı Azam Ahmet Nejdet Kompüter'den Diplomasi dersleriÜstad-ı Azam Ahmet Nejdet Kompüter'den Diplomasi dersleri
Sevgili Dostlarım,
Bu yazıyı yine baskılardan bunaldığım için yazıyorum. Biliyorsunuz daha önce de beni cumhurbaşkanı olarak görmek istediğiniz için yazmıştım. Bu sefer Davos'daki rezalet üzerine, gelen ricalardan ötürü isteyenlere diplomasi dersi vereyim dedim.
Tabii ki Başbakanımızın İsrail Cumhurbaşkanına layık gördüğü muameleyi hep birlikte hiç beğenmedik. Bu bizim örf ve adetlerimize hiç mi hiç yakışmadı. Öncelikle, salona girdiklerinde başbakanın nazikçe kendisinden yaşça büyük olan Simon'un elini öpmesi gerekirdi (ben ona Simon derim, hatta keyfim yerindeyse “lan simoviç” diye takılırım kendisine); malum-u aliniz, bizde önce büyüklerin eli öpülür, değil mi? Simon'un da yine nazikçe Erdoğan'ın çenesinin altını avuçlayıp “maşallaa maşallaa el öpenlerin çok olsun” demesi gerekirdi. Tabi Burda Simon'u hoş görüyoruz, zira önce Erdoğan Simon'un elini öpmeyerek saygısızlık yaptı.
Gelelim oturuşa, büyüklerin yanında bırak ayak ayak üstüne atmayı biz oturamazdık bile, öğrencilerim Mesut'la Ecevit'i, hatırlayın nasıl da hazırolda beklerlerdi Bush'u. Işte nezaket ve görgü budur. Erdoğan burada da bizden eksi puanı aldı.
Hiç unutmuyorum, yine sefirlik günlerimin birinde, bir ülkeye gitmişiz, büyük ricalarımız olacak.. Bir ara ev sahibi devlet başkanı su istedi de görevliler duymadı sanırım, hemencecik diplomasi atağı yaparak suyu koşup getirdim, tabi üzerini bir peçete örtmeyi de unutmadım ve bardağı en altından tutarak uzattım. Bu ziyaretimizde ricalarımız yerine gelemedi malesef ama başka bir ülkedeki resepsiyonda bu devlet başkanı beni hemen tanıdı ve büyük bir güvenle benden soğuk şampanya istedi. Bakınız, bu yabancılar güvenmedikleri adamdan bir şey istemezler. Şimdi ben sanmıyorum ki herhangi bir devlet başkanı bizim başbakandan su istesin, kabuklu yemiş bile istemez, niye? Güvenmez de ondan. Demek ki neymiş, güven duygusu diplomaside en önemli şeymiş..
Yine birgün Kore'deyiz, güneyde yani, kurtuluş yıldönümü resepsiyonu.. Yanıma çekik gözlü biri geldi, birşeyler diyor anlamıyorum. Hemen büyük bir saygıyla ellerimi birleştirerek huzurunda eğildim, şimdi bu onların kültürü, biz de biliyoruz yani.. Neyse, bu bir afalladı önce baktı ki saygıda önde gidiyorum, hemen o da eğildi çakal. Ben daha çok eğildim, o da eğildi.. diğer konuklar da takdirle beni izliyorlar, hemen oracıkta golü attım, secdeye kapandım.. Daha önce de görmüştüm babannem namaz falan kılardı, ordan biliyorum.. Neyse, bu tabi kaldı öyle, secdeye de kapanamadı.. Sonra baktım millet dağılıyor meğersem garsonmuş bu, yemek başlamış da içeri çağırıyormuş, ama nasıl kötü bir ingilizce aksanı anlatamam.. Gerçi iyi olsa da anlatamam, ben ingilizce bilmiyorum, ama fransızcam sular seller gibi.. Velhasıl kelam, o adam güney kore başbakanı olsaydı bugün Kia'sıydı Hyundai'siydi bir SsanYong'uydu hepsine ucuz ucuz biniyor olacaktık, efendime söyliyeyim.
Fransızca demişken birgün Mitterand'ın eşi gelmişti de kendisine “Je'taimme” demiştim, gül gül öldük sonra. Bu fransız korumalar artık ne anladılarsa bi giriştiler bana, topkapı sarayında ağzıma gözüme indiriyorlar. Şimdi bu fransada cezayirliler, faslılar, tunuslular falan var, sanırım korumalar da onlardan, anlamadılar yaptığım espiriyi.. halbuki “size aşk hissediyorum” diyorum, şaka yani.. Diplomaside espiri çok önemlidir, bak sonra bu bayan Mitterand bir mahçup oldu, giderken beni sormuş, ben tabi o sırada koruma müdürü ile merkezdeyiz, özürler falan.. neyse çok güldük sonra, 5-10 karton sigara, viski falan verdim de gönlünü aldım, olur böyle yanlış anlaşılmalar.
Erdoğan da Davos'da konuşmasına başlarken “Mişon, Solomon bir de Temel trende gidiyorlarmış...” babında bir fıkra kelamı edip havayı yumuşatsa böyle olmazdı, değil mi? Tabi bunlar vizyon isteyen işler. Bu israilliler zaten yorgun adamlar, tonlarca bomba atmışlar, kolları kopmuş, önce streslerini alacaksın, sırtlarını sıvazlayıp “he.. he..” diyeceksin. Yoksa ülkemizin itibarı zedelenir, tamiri mümkün olmayan işler olur. Çıkarlarımız zarar görür. İşte biz 80 küsür senedir bu ince oyunları, büyük ustalıklarla kıvırdığımız için bugün Türkiye dünya diplomasisinde en ön sırada yer almaktadır.
Hiç unutamam, hatırladıkça da gözlerim dolar, Birleşmiş Milletler'e üye ülkeler toplantısında fotoğraf çektiriyoruz Amerikan Başkanı'nın tam yanındayım böyle omuzlarımız değdi değecek, hatta biraz sürttürmeye de çalışmıyorum değil, hemen ingiliz başkanı girdi aramıza, bak, nasıl kıskanıyor beni, yanımda olmak istiyor, derken Almanya Şansölyesi girdi, Fransa derken benim bu sağ yanımı paylaşamıyorlar. Aman aman, Polonya, Çin, Çekoslovakya, Zaire, Nijerya, Uruguay derken dünya liderleri paylaşamıyorlar benim yanımı efendime söyliyeyim.. Hülasa, resim çekiliyor artık, ben, inanırmısnız en üst sıra (ki sekiz sıra var) en soldayım, yanımda da Guatemala fahri büyükelçisi, sanki kurayı o kazanmış gibi, dünya liderleri paylaşamamışlar yani beni. Amerikan başkanı birinci sırada ortalarda kalmış.. Tabi bu teveccüh şahsıma gösterilmiş bir lütuf değil, temsil ettiğim ülkeye bir kompliman adeta.
Ya, biz işte böyle günler gördük, yaşadık. Lakin bu Davos'daki olanlar beni ziyadesiyle üzdü, çok mütehassıs oldum. Umarım uygun bir zamanda fırsatını bulabilirsem Başbakanımıza da bu konudaki tecrübelerimi şahsen aktarabilirim.
Şimdilik bizden bu kadar, tekrar görüşmek üzere, hoşçakalın benim aziz dostlarım.
(emekli dip. siv. atş. asil kişi)
Sayın A. Nejdet kompüterin Cumhurbaşkanlığı adaylığım başlıklı yazısı için lütfen buraya tıklayınız Başbakan Gürledi; Ne Oldu, Ne Olur?Başbakan Gürledi, Ne oldu? Ne olur?
Canlı yayında Başbakan R. Tayyip Erdoğan'ın ilk konuşmasını izlerken gözüm televizyonun ekranındaki “canlı” ibaresine takıldı. “Acaba hakikaten canlı mı?” diye içimden geçirdiğimi hatırlıyorum. Zira Başbakan konuşmasında oldukça samimi bir üslupla İsrail'i dünyaya şikayet ediyordu. Duyduklarım beni bir “taraftar” olarak biraz fazla memnun etmişti ki kaygılanmaktan kendimi alamamış ve “Vay canına, canlı yayında resmen sırları deşifre ederek gerçekte İsrail'in ne olduğunu dünyaya deşifre ediyor" diye düşünmüştüm. Öyle ya, her Türk politikacı İsrail'in ne olduğunu kapalı kapılar ardında bilir ve konuşur ama bunu kapısız bir yerde ifşa edemezdi.
Simon Peres, malum bir konuşmayı cesur bir üslupla yaparken de hayıflandım ve not alan Başbakan Erdoğan'a bakarak “keşke not aldığı şeylerin cevaplarını verebilse” dedim.
“One minute” çıkışını duyduğumda irkildim. Moderatörün izin vermeyişine “Olmaz, one minute” diyerek elini kaldırışını ve sararmış yüzünü gördüğümde koltuğumdan heyecanla ayağa fırladım. Gerisini gözlerimde yaş, yüzümde kontrolsüz bir tebessümle, kalbim şakaklarımda çarparken, ayakta izledim.
Tekrar tekrar izledim. “Benden yaşlısın.. Sesin çok yüksek çıkıyor” şeklinde Başbakanın Türkçe 2. tekil şahıs hitabına maruz kalan İsrail Cumhurbaşkanı'nın bir eli dizinde diğer eliyle kulaklığını bastırmaya çalışırken mimiklerini takip ederek kendisiyle empati kurmaya çalıştım. Acaba neler hissediyordu Cumhurbaşkanı?
Tekrar tekrar izledim. Salondaki izleyicin alkışlı reaksiyonuna büyük bir telaşla katılıp panik halinde Başbakan Erdoğan'ı alkışlayan Amr Musa'ya takıldı gözlerim. Başbakan salonu terk ederken Arap Ligi Genel Sekreteri önün kesip sarılmak istedi ve Başbakan sadece elini sıkmak ve uzak durmakla yetindi, hızını bile kesmeyip yoluna devam etti. Sonra dosyasını alan Amr Musa, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin koltuğa pat pat vurarak yerini göstermesi ile oturuverdi. Sanki Genel sekreter şöyle demişti “fiyt fiyt.. Amr, gel oğlum.. Amr.. gel.. gel oğlum.. otur.. otur oğlum yerine.. Amr gel!”
Umurumda değildi. Normal şartlar altında Amr'ın durumuna üzülürdüm belki ama artık şartlar normal değil. Saflar çoktan ayrılmıştı. İsrail'in kara harekatından önceki hava taarruzundan beri saflar belli ve net artık..
O muhteşem geceden sonra ne oldu peki? Peres Erdoğan'ı arayarak özür diledi. Erdoğan'ın ilk konuşmasındaki doğrular güme gitti. Norveç işçi partisi, Peres'in nobel barış ödülünü iade etmesi gerektiğini deklare etti. İran Nobel'e Erdoğan'ı aday gösterdi. 1 buçuk milyar müslüman Galatasaray'ın UEFA kupasını almasından sonra ilk defa onore olduğunu hissetti (acı, alakasız, ama gerçek). Türkiye'nin milyonlarca dolarlık bir lansmanı gerçekleşti. Ve belki biraz turist kaybetmişizdir!..
Ya olmayanlar? Neler olmadı neler!.. Mesela hiçbir arap devletinden resmi olarak en ufak bir tepki ya da destek gelmedi. Çıkan toz duman yatışınca, o lafları söyleyen Erdoğan'ın hala çarpılmadığını gören o malum çevre kesin olumlu tepkiler vereceklerdir. (Bugün duyduk ki S.Arabistan Kralı ilk defa bir konuğu için sarayından çıkmış ve Türkiye Cumhurbaşkanını Riyad'a inen uçağının merdivenlerinde karşılamış).
Gazze'de, Ürdün'de, İran'da, Suriye'de ve Yemen'de insanlar sokaklara dökülüp Erdoğan posterleri ve Türk bayrakları ile gösteriler yaptılar. Diğer müslüman kardeşler yutkunarak seyrettiler. Hatta belki de faşist Arap ülkelerinde yaşayan kardeşler bu olayları seyredemediler de..
Peki şimdi ne olur? Türkiye Cumhurbaşkanı Gazze'nin tapularını İngiltere'ye doğru sallayarak “Aslında bu bombalanan yerlerin tapuları bizde” diyordu, İngiliz sömürge bakanlığına açılan geçmiş davaları kastederek... Türkiye Cumhurbaşkanı boş konuşmaz, elbette önemli bir ifade yatıyor burada. Birgün Gazze'ye Türk bayrağı çekilir de Halid Meşal Ak Parti Gazze Belediye Başkanı olursa hiç şaşırmayın. (zira Gazze'den CHP'ye oy çıkmaz).
Ergenekon destekçilerinin ifadeleri ile İsrailli idarecilerin açıklamaları arasında da bir benzerliğe rastladım, Ergenekon destekçileri “orduyu yıpratmayın” diye yırtınırken, israilliler de Hamas bize saldırıp barışı bozdu diyorlar. Benzerlik şurada:
Aslında Türkiye'de ordu çoktan yıpratılmış ve şimdi orduyu yıpratan ayrık otları temizlenerek ordu güçlendiriliyor ama nedense manzarayı tasvir edenler milleti beyinsiz zannettikleri için sanki ordu yıpratılıyor gibi bir izlenim oluşturmaya çalışıyorlar. Taktiktir, uygulanır gayet normal..
İsrail'de, daha doğrusu Filistin'de de aynı durum söz konusu. Sanki Hamas “Araplara rahat battığı için” durup dururken kurulmuş, Terörist İsrail devleti Filistin'i işgal edip işgal ettiği yerlere yahudi yerleşimcileri yerleştirip asıl sivillerin arkasına saklanan kendileri oldukları halde, kendi topraklarını korumak için silahlı direniş gösteren ve %75'lik oy gücüyle filistin halkının tek meşru temsilcisi olan mukavement gücü HAMAS'a “saldırgan, barış bozucu” diyorlar ve dünya da bunu yiyiyor. Sözde iki soba borusu kimseye zarar veremeden tarlalara düştüğü için 479'u çocuk yaklaşık 1500 insanı öldürüp barış tesis etmeye çalışıyorlar.
Ayıp ayıp, ABD. bile hiç değilse ikiz kulelerini yıkıp, 2000 vatandaşını öldürüp adam gibi bir mazeret imal ederek daldı Irak petrollerine. İsrail'in o kadarcık bile saygısı yok kamuyoyuna, onu da yapmıyorlar. Direk Gazze'yi bombalayarak nüfus yoğunluğunu “aslında öldürerek değil” ülkeden kaçırtarak düşürmeye çalışıyorlar. Zaten bu yüzden İsrailliler bombaladıkları yerde oturan sivillere önceden SMS atıyorlarmış, sanki Hamas o kısa mesajları okuyup da kaçmayacak. Amaç kamuoyunu keriz yerine koymak değil tabi, o kerizlik kamuoyunda baki. Tıpkı Hitlerin musevi Hazar Türklerini ve Çingeneleri öldürerek yahudileri korkutup Kudüs çevresinde toplanmaya zorlamaları gibi (Hitler ve Stalin olmasaydı İsrail kurulabilir miydi?). İsrailliler de derslerini iyi çalışmışlar anlaşılan, bölgeyi boşalttırıp dozerlere gerek olmadan dümdüz ediyorlar.
Bütün bu olan bitenler yukarıda değindiğimiz safların netleşmesi konusunda oldukça yardımcı oldu, hem içeride hem dışarıda.
Arap liderlerinin sözde ilgisizliği yanında Doğan medyasının hızla su alan amiral gemisinin yazarlarının tutumu da oldukça dikkat çekici oldu. Doğan medyasının televizyonu Erdoğan Peres'i aradı” diyerek yalanlarla aslında temennisini dile getirirken, ben başka kanallardan Peres'in arayıp özür dilediğini işitiyordum mesela. Bazı çatallaşmalar gözükse de manşetlere yansıyan ezici çoğunluğun fikirleri de bu temennilerdi ve bir kez daha Türkiye'ye karşı İsrail tercih edilmişti. Zira onlar kendi ülkelerinin güçsüzlüğüyle övünüp İsrail'e ve Batıya yaranmayı görev addederler. Neyse.. Sürprize bakın ki üst üste yaptıkları bütün tercihleri yanlış çıktığı gibi bu da yanlış çıkacak; çünkü, müthiş bir ekonomik krizle boğuşan dünyanın sözde medeni ülkelerine göre Türkiye artık çok daha güçlü..
CHP'ye gelince, kurmayları olayın hemen akabinde tek ağızdan Erdoğan'a saldırmalarına rağmen, kamuoyunu iyi etüd eden liderleri Baykal, Erdoğan'a destek çıktı. Tabi çarşaf açılımı gibi bu da eğreti durdu ve hiç samimi gözükmüyor.
Siyasetçi yaptığı her şeyi bir anlamda oy için yapar, mesleği bunu gerektirir. Baykal'da Başbakan'a “bunu iç seçim malzemesi yapma” diye uyarıda bulunarak bir anlamda kendisi bu olayı iç seçim malzemesi yapmıştır, bu da ayrı tartışılması gereken bir konu.
Başbakan Erdoğan Ak Partiden taşarak Türkiye'ye, buradan da taşarak dünyaya açıldı. Bu çıkışı kendisine dünya liderliğine oynama fırsatı verdi. Korkanlar var, doğrudur belki korkmak da gerekir; cesaret çoğu zaman cehaletten gelir, ama gördüğümüz kadarıyla Amerika'nın Irak'a demokrasi getirme denemesi başarısız oldu, şimdi sıra Türkiye'de, durum ve koşullar bu denemeye oldukça müsait. Türkiye bölgeye demokrasi getirirse bu durum faşist Arap Devletlerinin sonu İslami bir bilinçlenme ve yükselişin de başlangıcı olur.
İsrail ile ilişkilerimiz bozulsun diye uman, ya da bozulmasından endişe edenlere de cevap verelim: Türkiye İsrail ilişkileri asla bozulmaz. Hatta müslümanlarla yahudilerin arasında da İsrail'in terörizminden önce bir sorun yoktu. Asıl sorun tarih boyu Hıristiyanlar ile Yahudiler arasında olmuştu ve her defasında ezilen, öldürülen yahudilerin imdadına Müslümanlar yetişmişti. Yakın tarihte de bu durumu unutmuş gözüken yahudi idareciler kısa zamanda gerçeği kavrayabilirlerse sorunlar da kendiliğinden çözülür. Kısa vadede bozulan bir Türkiye İsrail ilişkisi sadece yahudilere zarar verir. İptal edilecek olan anlaşmalar ve işbirliği savaş ekonomisi ve tarım dahil İsrail'i zarara sokar. “Akıllı bir İsrail Cumhurbaşkanı Türkiye'ye karşı her zaman özür diler pozisyonda olur”. Özür dilemekten imtina eden İsrail'e ise ancak Türkiye'nin Türk gözüken sinsi medyası ve küçük bir takım siyasi muhalefeti yardımcı olabilir. Ergenekon çetesi ve tetikçileri de içeride ya da en azından fazla gündemde olduğuna göre Türkiye'nin gerçek hizmetkarlarının ve dolayısıyla Türk devletinin önü açıktır.
Sunusi Fazıl ONAY 02 02 2009 November 25 Uyuyan ideolojiBen bir uyuyan ideoloji taraftarıyım. Kavgalı olduğum kişiler bu ülkede yaşamıyorlar. Bu ülkede benimle kavgalı olduğunu zannedenlere ise sadece sitemim var. Benim ideolojimin ideologları bu dünyada yaşamıyorlar çoğu zaman.. Yaşayanları ise ideolog olduklarının farkında değiller. Ben milyonlarca idealistinden biriyim bu ideolojinin. Öyle ki, ne ben diğer idealistlerini tanırım, ne de onların benden haberleri var. Bana takılan etiketler yük olur bana, söker atarım.. Kimlik icad ederler, kalıbımı çıkarmak isterler, sığmam kırarım. Mehmet Akif'in Asımıyım ben, Necip Fazıl'ın sürünen Sakaryası, Osman Yüksel'in serden geçen öfkesiyim.. Hasan el Benna özlemiş beni, Muhammed İkbal çok dargın bana, Elçibey'in son nefesinde hasretindeydim, İzzetbegoviç'in umudundaydım B Ben şimdi söyleyeyim size kim olduğumu: “Yaşımızı hatırlamayacak kadar yaşlıyız.. Bozkır masmavi uzanıyor altımızda.. Çok değil, bir kaç asır sonra, bir kaç atlı geçecek buradan, biz değiliz hiçbiri.. Bir kaç asır sonra terkimizde bir kitap olacak, kulaklarımızda eski hikayeler.. Bir akşam üzeri Tuğ kaldırılacak kızıl güneşe doğru.. Kıldan çizmeleri ile dağlar aşacak, kumsallarda gezecekler.. Milyonlarca beden dolusu kanla bir baştan bir başa yıkayıp temizleyecekler yurt dedikleri toprağı.. çoğalacaklar, dağılacaklar, düşecekler, kalkacaklar.. Ve bir nikahla başlayacak yeniden serüven.. İmparator denilecek hakan dedene.. Şimdi bizim şu yürüyüşümüzü hatırla..
Ben uyuyan ideolojimin yılmaz, yalnız ve ümitvar mensubuyum.. Önümde Yunus Emre, üzerimde Mevlana Sunusi Fazıl ONAY September 13 Dangalaklık bulaşıcı, cahillik ise tedavisi olan bir hastalıktırÇok enteresan,
başka bir sitede bir yazımı eleştiren bir bayan yazıdaki "dinsiz" sözcüğüne takmış ve bana galiz hakaretler savururken bir de soruyor "sana mı kaldı dinsizi dindarı ayırdetmek" diye.
Sevgili okuyucular huy saridir. Yani, dangalaklık bulaşıcıdır.
Sözü edilen yazı "alevi kardeşlerimizi uyandıralım" adlı makalemdir. Bu yazıda dinsiz kelimesi marksist ve leninist bir terörist ölüsü için kullanılmıştır. Teröristin cenazesinin cemevinden kaldırılması eleştirilmiş ve "dinsiz adamın cemevinde ne işi var?" diye sorup, "alevi adamın dini olur" diye haykırmışız.
Sevgili dangalaklar için küçük bir not:
Marksizm ve Leninizm dinleri ve töreleri afyon olarak görür. Marksist olduğunu iddia eden adam zaten dinsiz olmakla gurur duyar. Çemkiren arkadaşlar bu gerçeği bilmezler, biz dinsiz dedik diye övüneceklerine kızarlar, ama cahillik tedavisi olan bir hastalıktır.
Demek ki biz insanları ayrımıyoruz, insanların kendi üzerlerine yapıştırdıkları etiketleri okuyoruz.
Ama bunu eleştiren arkadaş aleviliğin biyolojik olduğunu da öne sürüyor. Tıpkı yahudilik gibi. Yani "eğer kanında yoksa Ali'yi sevemez, Alici (alevi) olamazsın" diyor.
Evet, doğru da söylüyor. Yani en azından bu jargonun dedeler tarafından sahiplenildiğini hepimiz biliyoruz, sorun yok. Onlar diledikleri gibi inansınlar. Bize ne!
Sorun şu,
Marksizm, dine, törelere ve her türlü feodal angajeye karşı olduğu için, Marksist ve Leninist olan bir komünist aleviliği de reddeder. Ama bu cahil terörist ve cahil avane sahip çıktıkları ideolojileri neyi reddeder bunu bilmez. Tıpkı aleviliği bilmeyen aleviler, İslam'ı tanımayan müslümanlar gibi.. olabilir, dedik ya, cahillik tedavi edilebilir sonuçta..
Aramızda İslam'ı sadece domuz eti yememek zannedenler de var.. ne yapalım, elimizden geldiğince yazıyoruz anlatıyoruz işte..
Hak geldi batıl zail oldu..!
Alevi olun sünni olun, ne olursanız olun, ama olduğunuz şeye saygı duyun. Siz kendi inancınıza saygı duymazsanız bunu başkalarından da beklemeyin. Kendi inancına saygı duymanın yolu inancının getirdiklerine uymak, sorumluluklarını yerine getirmek, diğer inançlara da dil uzatmamaktır.
Ama hepimiz biliyoruz ki bir müslüman İslam'dan başka herşeyi reddeder. Din olarak sadece İslam'ı kabul eder. İndallahi indeddinel İslam: Allah indinde din İslam'dır ayeti kerimesine uyarak müslüman olmayanlara dinsiz denildiği bilinir (gavur). Yani dinsiz kelimesinin anlamı her hangi bir dini kabul etmeyen anlamına gelirken, bir müslüman için dinsiz kelimesi dini terminalojide "müslüman olmayan" şeklinde yorumlanır.
Bazı alevi vatandaşlarımız bildiğiniz gibi nüfus kağıdında yazan İslam sözcüğüne haklı olarak kızıp dava açmışlardı, biliyorsunuz (silinsin diye). Bu sebeple aşağılık kompleksi ile yazılanları anlamadan hakaret yağdıranlar, bu satırların yazarının inancını anlarlarsa hakaret maksadının olmadığını da bileceklerdir.
Evet, Hacı Bektaş abdest alır namaz kılar, ramazanda oruç tutardı; kabeye gidip hacı da olmuştu isminden anlıyorsunuz değil mi? (son dönemde bazıları, sırf bu sebeple mübareğin isminin Hacı değil Hac olduğunu iddia eder). Türbesinde namaz kıldığı mescidi, abdest aldığı şadırvanı da görebilirsiniz. Kurmuş olduğu tarikatı osmanlıya asker yetiştirirdi, yeniçeri ordusunun harp akademisi (akademi tarikattır) Bektaşi ocağı idi. Tarikat insana nefs mücadelesini öğretir. Askerlerin de nefsi terbiyeye girme zorunlulukları var, zira sonuçta adam öldürüyorlar, bunu nefisleri için yapmıyorlar, bunun ayırdına erdirmek bektaşi ocağının göreviydi.
o asker ki şah ismail'i yenmiş, hatta abbasilerden halifeliği almış..
Şimdi bakıyorsunuz ki Hacı Bektaş'a bağlı olduğunu söyleyenler namaz kılmaz, ramazanda oruç tutmazlar.. olabilir kendi meseleleri, bizleri hiç alakadar etmez..
Bizler Bektaşiyiz, namaz kılar, zekat verir, orucumuzu tutarız. Bizi kendi ibadetimiz ilgilendirir. O bu değil.. Bizler 12 imamın 12sine de harfiyyen uyan, taklit eden, samimi müslümanlarız. Ehli Sünnet vel cemaat alevileriyiz. Ama izin verin de kendi saflarımızı netleştirirken bize de kimse karışmasın, nereye ait olduğunu şaşırıp aşağılık kompleksiyle kimse bize çemkirmesin. August 19 Vay Ben Neler Gördüm!..Vay, ben neler Gördüm!..
Yaşım 32, yani pek yaşlı sayılmam, hele tecrübe aktaracak kadar hiç.. Ama zaman öylesine hızlı akıyor ki benim yaşımdaki adam bile yaşıtlarına ya da kendinden küçüklere bazı şeyleri hatırlatma ihtiyacını hissedebiliyor.
Evet, haftanın bir günü yerli film, öbür gün western izleyebilmek için tv başında beklerdik, ama kalite vardı. Yeni kanallar açılınca önce hudutsuz bir çıplaklıkla tanıştık, gece jimnastikleri, kırmızı noktalar, striptiz şovları derken, gece televizyon izlemek isteyen adama sapık muamelesi yapılmaya başlandı. Sonra tartışma programları ve reality showlarla tanıştık, kişilerin kişilere ağızlarının paylarını dağıtma azimlerine şaşırdık.
Sonra lisans parası ödemek istemeyen, reklam alıp vergiden yırtmaya çalışan radyo kanallarının milleti kışkırtıp yaptırdığı “radyoma dokunma” eylemlerini gördük, arabalarımıza siyah kurdelalar bağladık. O zamanlar Türkçenin acımasızca katledildiği yıllardı ama kimse türkçemiz için siyah kurdela bağlamadı.
Hayatımızda bilgisayar vardı ama “kısmen”, yani “tamamen” değildi henüz. Koca siyah disketlerle ve sonra küçük renkli disketlerle tanıştık. Şimdiki gençlerin bazıları “floppy disk drive” bile görmemiştir. Mp3 olmadığı için şarkıları radyolardan araklardık ve radyolar da şarkının ortasına zbam diye “filan efem” cingılını sokuverirlerdi. Hangi djler mi? Tabii ki Serdar Ortaç, Gökhan Özen falan.. Ve internet geldi.. Hemen ardından cep telefonu.. Önce sim kartlar ufaldı, sonra internet aboneliği adsl'e döndü.. 1 aylık sınırsız internet saçmalıkları ve şifre bulma dertleri sona erdi. Öyleki şu anda isviçre gibi medeni bir ülkede wireless hizmetini mumla ararken, Türkiye'de otellerde ve kafelerde bu iş promosyona döndü ve bedava verilmeye başlandı. Tek yok olan walkmanler, 500 gramlık cep telefonları, 5 çeyreklik disketler, teleks makinesi, taşınamaz araç telefonları değildi tabi.. Yollarımızın konforlu gemileri ağır topları dolmuşlar, impalalar, chevyler, buickler bir anda ford transite dönüşüverdiler. Ha bu arada bizim yarım kiloluk cep telefonları mesaj atamıyordu hatta arayan numarayı göstermesi için operatöre ekstra para ödüyorduk.. Bizler İstanbul'u köprüsüz görmedik ama, boğaziçinin kamyonlara yasak olmadığı zamanları gördük. Şimdilerde yetmeyen ikinci köprünün yapılışını protesto eden andavalları da gördük. Şu an tüp geçit inşaatı da tamamlanmak üzere.. tabii bu arada anadolu yakasında bir havaalanının varlığına da alıştık. Bayramlarda gazete çıkarılmasına da alıştık, gazete sahiplerinin birbirleriyle manşetlerden kavga etmelerine de.. Hatta bizim zamanımızda bir Cem Uzan vardı ki sormayın.. Kanalının ana haber bülteninde yaptıkları yüzünden kaç kere tv kumandası kırmıştım, gazete çıkarmaya kalktı ve adını bize sordu.. Ben ŞANTAJ olsun dedim ama STAR yaptılar..
Tansu Çiller'in Mesut Yılmaz'ı Kanal6'da canlı yayında rezil edişine tanık olduk. Sonra ikisinin birbirlerini yüce divanda aklamalarına, bosna ve çeçen savaşı dikkatlerimizi topluyor anavatan ve doğruyol ülkeyi soyuyorlardı, shp/chp belediye hizmetlerini sadece belediye başkanın rant elde etmesi olarak görüyordu. İstanbul'da suyun 2 gün üst üste akabileceğini bize Recep abi ispatladı (R.Tayyip ERDOĞAN). Sonra bir de baktık ki çöpler toplanmış.. Hatta sokakların yıkandığına ilk şahit oluşumu hatırlıyorum da... Sağa sola çiçek Metro, doğalgaz, deniz otobüsü hepsi geldi bir anda, bütün hizmetler geldi ve Yalova gitti.. Yalova'nın istanbul'un bir ilçesi olduğuna inanamıyordum zaten! İski skandalını gördük, zaten CHP'ye nişan oldu o skandal, Susurluk adı kazındı aklımıza o da Erbakan'ın nişanı oldu (fasa fiso diyordu ya). Askeri darbe olduğunda 4-5 yaşlarındaydım ama 28 Şubat'ı iyi gördüm. Bütün medyanın döneklerini, fırıldaklarını sahte demokratlarını çok iyi belledik. Fırıldak dedim de, DSP'de Kubilay diye bir milletvekili vardı 6 kez parti değiştiren.. Çiçek sulayan Kamer Genç vardı, milletvekili olmasa danıştay mı yargıtay mı ne onun başkanı olacakmış (Allah bizi korumuş!), 2 cümle kurmaktan aciz, militan, faşist, pişkin siyasetçi tipleri!.. O yıllar Süleyman Demirel'in henüz müslüman olduğu yıllardı, çünkü aktif siyasetteydi, bazı efendilerin, şeyhlerin gözlerinin nuruydu; ne zaman ki emekli oldu gerçek yüzü çıktı ortaya, ben de ağzımı doldura doldura hakaret ettim bizim süleymancı akrabalara, bazıları utandı bazıları ise tam süleymancı çıktı.. Babam'a saygım ve güvenim sonsuzdur ama itiraf edeyim ki yaşıtları ile hep alay ettim. “ulan bu kadar mı kandırılır insan” diye..
32 yıllık kısa yaşamımda Türkiye'nin en büyük talihsizlikleri olan bazı siyasetçilerin tükenişlerine şahit oldum. Bir Süleyman Demirel, Mesut Yılmaz, Tansu Çiller, Necmettin Erbakan artık yok (en azından kudretleri kalmadı), Türkeş ve Ecevit rahmetli oldular. Özal'ı ise ayrı bir kefeye koyuyorum. Her bayram kaza haberleri süslerdi manşetleri, çok iyi hatırlıyorum; her sene teröre verdiğimizden daha fazla kurban verirdik trafiğe. Sonra Recep abi her tarafa duble yol yaptırdı ve kazalar manşetlerden indi. Demek bu kadar kolaymış diye bir kez daha hayıflandım babam yaşındakiler adına.. Eskiden trende, vapurda, otobüste sigara içilirdi. Önce televizyonlar sigarayı bıraktırıldı, sonra kamuya açık yerler temiz hava sahası ilan edildi. Recep abi, önce bir türlü islah edilemeyen, her atanan müdürün çiftliği haline gelen kitleri aldı kamunun üzerinden sonra da sigara dumanını. Eskiden her haber bülteninde Kıbrıs'ı duyardık, sessiz sedasız o konu da halledildi, satıldı dediler yaygara kopardılar ama yerli yerinde duruyor hala. Her gelen iktidar ağır sanayi hamlesi başlatırdı gümbür gümbür.. Bu sefer slogansız başladı her halde, hiç duymadık, bir sabah bir de baktık ki otomobil ihracatımız tarihimizde ilk defa ithalatı geçmiş, amerikaya araba satıyoruz, hatta kendi tankımızı helikopterimizi üretmeye başlamışız.
Hazır sinemaya girmişken söyleyeyim, nedense bizler yeni jönlere kavuşamadık şu geçen yıllarda. Yılmaz Erdoğan sanat adına çok kaliteli muhteşem filmler yaptı, Cem Yılmaz absürd de olsa ilk defa adam gibi bir bilim kurgu filmi çekti, ama bir türlü salon adamı bulamadık Ediz Hun gibi Cüneyt Arkın gibi, Tarık Akan gibi. Bu işin siyaseten de kullanılabilinecek muazzam bir endüstri olduğunu keşfedemedik henüz Çinlilerin aksine.. Hero, kung-fu Hustle, Altın çiçeğin laneti gibi propaganda amaçlı yapılmış o muhteşem sanat eserleri gözlerimi okşarken hep bunu düşündüm, Çinli'de tarih ve malzeme var da bizde yok muydu sanki. Bağdat caddesi tek yönlü olmuş, bilmem nereye Mc Donalds açılmış, Akbil ve hatta Metrobüs diye birşey icad edilmiş, MSN diye bir haberleşme sistemi MIRC'in yerini almış hatta bilgisayardan zıplayıp cep telefonuma girmiş, kredi kartı kullanmayan adam kalmamış, klimasız araba diye birşey de kalmamış.. gibi haberler artık ilgi çekmez bu zamanda.. Unutmadan "Tem" diye paralı bir otoyol açıldı ama "ogs" sayesinde otomatik geçiyoruz.. Artık teknolojik ilerlemeyi kanıksadık, tüplü televizyon devri kapandı neredeyse. Sosyal hayatımızdaki değişimler ise daha fazla ses getirir oldu. SSK, bağkur, emekli sandığı ayırımı sona erdi mesela. Özel hastaneler açıldı ve ben bir SSK'lı olarak hastaneye gittiğimde hem sıra beklemiyorum, hem az para veriyorum, hem de karne diye birşey olmadığından ilaçlarımı istediğim eczanelerden reçeteyle indirimli alıyorum. İşte ben bunu hayal edemezdim. Artık vatandaşlık numarası diye birşey var, her yere ayrı vesika taşımıyoruz yani, olması gerektiği gibi. Bürokrasi minimize ediliyor. Bu arada ben bir vatandaş olarak bir çok Türk'ün göremediği bir şeyi daha gördüm.. Nemaların ödendiğini.. hatta keylerin bile 8 buçuk milyon çalışana 12 günde ödendiğini gördüm. Bu arada fiş toplama diye birşey de kalmadı hatırlatayım. Ihracat yapmak isteyen adamın kapı kapı dolaşıp 23 imza topladığı günleri de gördüm, 1 günde firma kurulduğuna da şahit oldum. Canı isteyenin ithalat ve ihracat yapabildiğine bile şahit oldum ne diyeyim, kasap bile Çinden ayakkabı getirtip satıyorsa... Eğitim hayatında da çok şey gördüm, mesela Hakkari'ye üniversite açıldığını gördüm. Türkiye tarihinde ilk defa eğitim bütçesinin savunma bütçesinden daha büyük olduğunu, hatta aslan payını eğitimin aldığını gördüm. Üniversitelerimizin birşeyler icad ettiklerini de yeni gördüm, YÖK'ün faşist bir dükalık olmadığını da, bunun olumlu etkilerini uzun vadede hep beraber yaşayacağız. Velhasıl iyi kötü çok şey gördüm ve yarına umutla bakmama sebep olacak şeylerin daha fazla olduğunu zannediyorum. Özellikle, şu son gördüğüm Ergenekon çetesinin deşifre edilişi, şu genç yaşımda yaptığım yorumların ne kadar haklı olduğunu bana gösterdi ve bir kez daha babam yaşındaki bazı adamlardan iğrendim.
Sırf bu sebeple oturmuş taşların oynatılması konusunda siyasi irade gösteren Recep abiye ve arkadaşlarına teşekkürü bir borç bilirim. Önce insanca yaşama standartlarına kavuşan bir İstanbullu sonra da bir Türkiyeli olarak, Allah başımızdan eksik etmesin. Düşünsenize, sıfatına bakmadan suçluyu alabiliyorlar artık. Orduevinden paşa çıkardılar, ben bunu gördüm ya artık gam yemem.. Demek ki suçlunun kaçacak yeri ve hamisi kalmadı bu ülkede..
Cumhuriyet mitingleri vardı bir ara, biz kaç kişiyiz hareketi oldu sonra ve eridi gitti. Artık suni duyarlılık üretip istismar etme devri sona erdi herhalde. Cumhuriyet mitinglerini tertipleyenlerin hepsi nasıl da yargılanıyorlar şimdi, cumhuriyete ihanetten, ibretle izliyoruz. İşte babam yaşındaki adamları kadınları kandırmak ağızlarına slogan tıkıp ellerine bayrak tutuşturmak bu kadar kolaydı. Ne oldu? İftiralar havada kaldı.. müfteriler mahkemede.. Korkuları şuydu:
Ben ilk defa 4 yaşındaki çocukların kreşlerde Noel Baba tanımadan görmeden, peygamber sevgisi ile yetiştirildiklerini gördüm. Ilahi okuyarak, şarkı türkü söyleyerek, dini ve ilmi bilgiler edinerek okula hazırlandıklarına şahit oldum. Bu çocuklar alkol uyuşturucu kullanmaz, bara pavyona gitmez diye korkuyorlardı. Bu çocuklar namaz da kılarlardı, Kuran da okurlardı, çalıp çırpmazlar, rüşvet almazlardı.. E rüşvet almazlarsa satın da alınamazlardı, öyleyse bu çocukların kökü kazınmalıydı, sistem satın alınabilecek adam ister.. İrfan sahibi adam değil.
Sırf bu çocuklar Kuran kurslarına gitmesinler diye 8 yıl kesintisiz eğitimi icad etmişlerdi zaten. Yoksa, önce okul yaparlardı, değil mi?
Laiklik elden gidiyor sloganı hikaye, AK partiyi kapatma gerekçelerinden biri ülkede alkol satışlarının düşmesi değil miydi? Işte bu gerekçeyi bulup iddianameye koyacak savcı yetiştirmek mesele, böyle bir savcı Kuran kursundan ya da dini terbiye veren kreşlerden çıkmaz ne de olsa..
İşte gördüğüm en güzel şey de buydu, babalarımız susar etliye sütlüye karışmaz, camiden eve, evden işe yaşar giderlerdi, o namaz kılan babalar değil miydi malzemesi çalınmış Kuran kursları inşa eden ve öz yavrularının canına kıyan.. Ama ben susmayan bilakis etliye sütlüye karışan, kıyasıya eleştiren gençlik gördüm, bu ülke de gördü ve artık sırtı yere gelmez Evvelallah..
Ramazanlar festival olmuş, her yerde iftar çadırları var şenlik içerisinde, Kutlu doğum haftası kutlanıyor özgürce, kandiller birer bayrama dönüşmüş.. İnsanlar muhafazakar, liberal, sosyal demokrat ayırımı yapmadan kaynaşıyorlar.. Her birliktelik vesilesi değerlendiriliyor ve toplumsal hoşgörü artarken ayırımcı faşist dinazorlar, kendinden olmayanı öteki olarak gören primitifler azalıyor. Özgürlükler yayılıyor, "Özgürlüğün bağışlanmaz, bilakis sahip çıkılır bir hak olduğu" tek genel geçer ideoloji olmuş..
Anladınız mı şimdi bu ulusalcı-chp'li kitlenin AB karşıtlığını, mazallah Türkiye AB'ye girerse demokrasi gelir, bürokratik oligarklar halka teslim olur, hizmet etmeye başlarlar, köylü milletin efendisi olur gibi birşey. Halbuki özgürlük ne haddimize; bizler göbek kaşıyan fıçı kafalı adamlarız, haşa, bizler ancak oligarklarımıza şöförlük, ahçılık, gündelikçilik yaparız, eşitlik meşitlik olmaz, hele dini disiplin hiç olmaz. Bizler oligarklarımızın izin verdiği kadar müslüman, ve onların uygun gördüğü ölçüde milliyetçi ve Atatürkçü bir kitleyiz..
İşte ben bu soysuzluğun bugün Kabe'den çıkarılıp atılan putlar gibi paramparça olduğunu gördüm!..
Daha güzel günleri de hep beraber göreceğiz inşallah. Sunusi Fazıl ONAY June 23 NE MUCİZESİ YAHU!Avrupa 2008 finallerini coşkuyla, şaşkınlıkla ve ibretle izliyoruz. Toplam 414 dakikanın sadece 9 dakikasını galip oynamış milli takımımız yarı finale çıktı. Bizim de canımız çıktı, Hırvatistan maçında öbür tarafa gittim geldim.
Bu kısa ziyaretimde öbür tarafta ilginç şeyler duydum.
Mesela Ahmet Çakar'a fena halde gıcık olduklarını öğrendim. Kazım Kanat'ı pek takmıyorlarmış, Aziz Üstel'i ise hiç tanımadılar.
Koca koca adamlar tutturmuşlar mucize diye, yatıp kalkıyorlar mucize diyorlar.. Ahmet Çakar futbol'un tanrıları diye de bir söz sarfetti ki evlere şenlik.
Bu herifler din işleriyle spor işlerini birbirine karıştırmadan edemiyorlar, haydi karıştırdın da bari bizim dinimizi karıştır biz de anlayalım, niye yunanlıların politeist dinlerini katıp olmayan tanrılar icad edyorsun, di mi?
Hava yağmurluydu, top ıslak, dev kaleci Cech topu elinden kaçırdı, pozisyon icabı bekleyen Nihatın ayağına düşürdü, ve ayağa çarpan top hızlanıp gol oldu.. Bunu şimdi niye abartıp suyunu çıkarıyorsun.. Semih'in son saniye golünün futbol tanrıları ile ne alakası var.. zaten o golü atsın diye oyunda..
İçinde 10 tane kırmızı, 100 tane beyaz bilye olan bir torbadan 10 kırmızı bilyeyi üst üste çekmek nadir bir olaydır ama mümkündür, sen o torbadan 3 tane yeşil bilye çıkar o zaman mucize derdim, hadi bir tane de olur!..
Hatta çek maçından sonra direk kupayı verselerdi bize, hah, o bir nevi mucize olurdu, daha önümüzde 3 maç var ama şimdiden kupayı almışız mesela.. saçma mı? e mucizeler manıklı mı olurlar!!!
O zaman 11 tane keçi koysaydık onlar topu tepikleyerek eleselerdi rakiplerimizi daha şen bir mucize olurdu..
Bu çocuklara yazık ediyorlar resmen, emekler hiç ediliyor. Millilerimiz yumurta kapıya dayanıncaya kadar hırslanamıyorlar adam gibi, ama hırslanınca da rehavete kapılmış, bir şekilde angaje olmuş rakibi daha kolay geçiyorlar.. ne mucizesi..
Buna mucize diyen adam şaşkınlıktan karpuz yiyemez..
"Ulan küçücük bir çekirdekten bu koca karpuz nasıl çıkıyor?" diye tefekküre dalar gider.. hayata mucize gözüyle bakar (ki belki de doğru olan budur)
E öyle bir adam da spor programında dedikodu yapmaz, alır başını gider, deviş olur.. hayatın başlı başına bir mucize olduğunu anlar, mucizenin sıradan olduğunu idrak eder.
Bir mucizeyi idrak edebilmek o kadar da kolay değildir..
Hele hele bir meşin yuvarlak için Allah'ın sünnetlerini bozması ayrı bir konu..
Tek bildiğim şey, bunlar dinin de sporun da içini boşalttılar, bari millilerimize yazık etmeyelim, top tepikleyen keçi muamelesi yapmayalım..
Allah'ın izni olmadan hiçbir iş olmaz tabi ama terminolojiyi birbirine karıştırmayalım.. Teşbih hata kaldırmaz.. hele de dini kavramlarla..
Sunusi F. ONAY June 13 Qui sont des Turcspress here FOR ENGLISH versionVOUS FAITES ENTENDRE JAMAIS L'OMS SONT DES TURCS 1. Ils sont les fils de Yafes (Yafes est le fils du Noé de prophète). 2. Ils sont le fils d'Oguz Khan qui a pris le monde sous la souveraineté de sa nation. Il s'appelle en tant que "propriétaire d'est et occidental" au houx Quran. 3.Le nom de leur terre de houx est "Ergenekon". Aujourd'hui ce secteur est entre la Chine, la Mongolie et le Kazakstan est. 4. Ils ne sont pas des Arabes, et l'arabe ne parlant pas. Pendant au moins 5000 années, ils ont parlé Turc. Turc est celui des langues les plus anciennes du monde. 5. À chaque âge, la majorité énorme de civilisation turque belived dans un Dieu. Leur religion antique s'appelle car Shamanism, mais en effet, il était très différent et également il était très près de la religion d'Abraham original de prophète. 6. Leur culture et règles et ordres culturels ont beaucoup de points communs avec les Américains indigènes (Indiens) là sont également quelques similitudes entre les les deux langues. 7. Chengiz Khan de la Mongolie a les ancêtres turcs. 8. KHUNS (HUNS) sont des Turcs. Attila est un du plus grand roi turc (kagan). 9. Comme nation, les Turcs soudainement décidés à sont devenus musulmans tout à fait à 9.century après de grandes guerres avec des Arabes. 10. Les Turcs ont le grand état 16 impérial à l'histoire. Ils étaient tout le plus forts de leurs différentes ères où les 16 tient le premier rôle au fanion du président turc de république ont signifié ceci. 11. Le grand mur de la porcelaine a été construit pour résister à des attaques de Turc. (la crainte ! ce qui peut être vu de la lune). 12. Le jacquet et le football sont les jeux turcs antiques. 13. Les fondations du système militaire moderne vient du système militaire antique turc. 14. Les premières fusées aux champs de bataille ont été inventées et employées par "le Turc" Baybars khan pour défendre l'Egypte et pour résister à des attaques mongoles à 1200s. Il était le seul qui a défait des mongoles. 15. Buhara et semerkand étaient les premiers et grands metropols, science et villes d'art du monde établi à 800s et après que mongol à attaques qu'ils se tiennent toujours comme le plus grand musée ouvert d'air. 16. L'obusier a été inventé par Fatih sultan Mehmed (conquérant d'Istanbul de Byzance l'empereur et le scientifique). 17. Aujourd'hui l'Europe Hongrie et en Finlande ayez les racines turques de l'ère d'Attila Khan. 18. Aujourd'hui la structure demograpic de l'Europe complètement établie par des Turcs. Les nations de l'Europe ont trouvé leurs identités après que les attaques de Turc et les immigrations des nations que quelques nations étaient borned et certains étaient disappered. 19. Tous les plus grands chronomètrent l'état international établi par des Turcs, empire d'Otthoman : 72 nations vivaient ensemble sans ségrégation et theirselves régissants comme état indépendant sous les empereurs de Turc. 20. Le premier homme de vol était Turc. Hazerfen Ahmet Çelebi.. À 1600s qu'il a flied avec le sien a fait l'appareil sur bosphorous à partir de l'Europe vers l'Asie. 21. le majority(%98) énorme de Turcs sont musulman, mais les Turcs de gagavuz sont orthodoxes et les Turcs hazar sont juifs (Hitler a tué tous à II.WW). 22. quand le temps appelait en tant qu'âge foncé chez l'Europe, les civilisations turques étaient des années d'or de vie avec la justice, la richesse, l'art et les développements énormes de la science. 23. plus grand docteur Ibn Sina de médecine du monde était Turc. 24. le plus grand architecte Mimar Sinan du monde était Turc. Ses bâtiments sont secret immobile et échantillon pour l'architecture moderne. 25. L'algèbre et l'algoritma ont été inventés par des Turcs (Al-kharezmi de musa de casier de Mehmet). 26. la trigonométrie a été développée avec la fondation tangant et le sinus par Turks. 27. l'astronomie moderne a été développée avec les travaux et les livres des scientifiques de Turc comme es-sufi abdurrahman. Biruni (973-1048) a écrit les livres concernant l'astronomie, beaucoup d'années avant Galilée, il a décrit les mouvements de la terre autour du soleil et a calculé toutes les mesures de la terre et le système solaire correctement. Copernic n'était jamais erroné mais Biruni. 28. tandis que l'Europe ne connaît pas même une toilette, les Turcs ont des réseaux d'égouts entourent les villes. 29. Piri Reis a découvert que l'Amérique beaucoup d'années avant que colombus. également il ait été le premier marin a arrondi le monde et dessine une carte du monde. D'ailleurs il a calculé les tailles des montagnes de l'Antarctique sous la glace. Aujourd'hui il est très difficile bien que nous ayons la technologie de sonar. Vous pouvez voir cette carte originale du monde au musée de topkapi. 30. Sur l'argent de papier vous voyez généralement les images des hereoes et des soldats nationaux. Cependant vous verrez sur l'argent de papier turc les images de grands fils de scientifique de nation turque. 31.Les Turcs sont cruels à ennemi et à de support à leurs amis. Chaque nation a un avantage de course de Turc et chaque nation, qui mérite, a une blessure de cette course. Les Turcs savent le temps de remboursement mieux et n'oublient jamais. L'histoire l'a prouvé à beaucoup de fois certainement. 32. Kopuz (genre de guitare turque) était houx aux Turcs antiques, quand un homme le joue tout le monde se repose et écoute. Les Turcs avaient employé la musique comme hooly outil juste pour donner les messages sociaux et nationaux. il continue toujours comme ceci à quelques régions de la Turquie. 33. "aussi fort que le Turc" ou "comme bravent car le Turc" sont les expressions à la littérature européenne. 34. "commencez comme le Turc, finition comme l'anglais" est une autre expression :) 35. La femme turque a toutes les droites sociales comme le vote et étant élues avant toutes les femmes du monde. 36. Les enfants turcs ont le jour national annuel de célébration avant tous les gosses du monde. 37. À chaque ère des femmes et des hommes turcs d'histoire était égal. Les histoires de harem qu'Européens veulent pour écouter beaucoup, sont des contes justes. Dansöz (la danseuse de femme) et danse de ventre appartient aux Arabes, Turcs ne laissent jamais leurs femelles humilier des theirselves. À la culture turque antique les danseurs étaient des mâles. 38. À passé et de nos jours, les différentes religions vivent ensemble chez la Turquie et il y a d'amitié pure que vous pouvez voir la synagogue et la mosquée d'église à un jardin juste dans des terres de Turc. Regardez la carte du monde, là soyez chaos à toutes les vieilles terres de tabouret mais ils avaient l'habitude de vivre dans la paix il était une fois. 39. Chaque Turc est nationaliste et libéral de sang, mais il n'est pas adroit. 40. Chaque article national a pour posséder le nom spécial pour des Turcs par exemple : le nom de terre est l'anadolu, nom de nation est Turc, seljuk d'état, tabouret, Turquie... que le nom original de la terre turque est "Turan" 41. L'empire de tabouret est donné le nom en Turquie par Européens, le nom original de l'empire était "Devlet-i Ali", qui signifie "le grand état". 42. Le nom de l'idéologie des Turcs qui vient de passé, est "elma de K?z?l" (pomme rouge). 43. les symboles du drapeau national turc : lune : la première lettre de l'alphabet arabe et symbolisent le mot d'Allah, tiennent le premier rôle : forme du mot de Mohamed en arabe, rouge : sangs de nos guerriers. 44. La langue turque est très riche et compliquée, totalement différent de l'arabe. Les Turcs ont employé différents alphabets pour écrire leur littérature, particulièrement les développements de la science sont apparus quand ils ont passé à l'arabe 45. Ankara est ville capitale de la Turquie. Istanbul est ville ex-capitale comme Edirne et Brousse. 46. le ?stanbul est un de la plus grande ville du monde avec 15 millions de population. 47. votre temps de la vie ne sera pas assez pour goûter toute la cuisine turque. Il est délicieux et un de la cuisine la plus riche du monde. Les Turcs ont fait l'autre kebap de yaourt, de sousage, de confiture, de baklava, de döner et de þiþ de rassemblement de nations. En outre là 48. totalement chez l'Europe il y a le genre 1500-3000 de botanique, à la dinde là sont plus la sorte de 30.000. La Turquie est juste comme un paradis avec sa richesse normale la beauté des coûts, des fleuves, des montagnes et des forêts. 49. Les Turcs sont venus obtenir ces terres de l'ordre de Byzance chez 26 août 1071 par guerre de Malazgirt. le guerrier de 36.000 turc a défait plus de 120.000 guerriers unis de Byzance en 3 jours. 50. 7 churhes de christianisme sont ici dans l'anatolia, Turcs sont protègent ces derniers bien que leurs musulmans. 51. Les Turcs sont les musulmans purs et ont la foi forte, ils ont appelé des theirselves en tant que "épée de Dieu". À passé la mission des Turcs "combattent avec le cruel au nom de la justice ; économiser les innocents, sans regarder leur religion et nation ". En raison de cette mission, elles pas assimiliated jamais d'autres cultures pour leur faire des musulmans et ne leur ont jamais donné un devoir militaire. Chacun était libre à la terre turque. Les Turcs ont écarté la justice au monde entier et ont porté leurs civilisations pour inciter des personnes à rencontrer la justice et l'Islam. Les Turcs pas fighted jamais avec des innocents. Le combat avec la personne innocente et weaponless est grande honte à la culture turque. 52. Au Sultan de Kanuni de 16. siècles Suleyman isued la première plus grande et détaillée constitution en tant que signification moderne. 53. Si vous voulez connaître des Turcs et savoir leur caractère et vues d'éthique, vous devez observer les guerres de canakkale (gallipoli-I.WW) ET... 54. FC GALATASARAY ISTANBUL était la plus grande équipe du football de l'Europe à 2000-2001 avec toutes les statistiques. Elles ont obtenu la tasse d'UEFA et la tasse SUPERBE sans rien perdent.
*** NON FINI DE *** Sunusi F. ONAY June 12 Medyanın namusuMedyanın namusu (dinci medya-laik medya)
Cep telefonundan büyükçe, genelde kalem pille çalışan süper bir alet var; adına uzaktan kumanda derler. Medya analizi yaparken ona buna değil, kendinize inanabilmenize yarar. Oturursunuz televizyonun başına alırsınız elinize kumandayı, açarsınız herhangi bir kanalın ana haber bültenini 5 dakika izlersiniz, sonra “zappp” başka kanalın ana haber bülteni..
Kolaydır, eyyamsızdır. Hani sonuçta kendi görüşünüze aykırı bir gazeteyi okumaktan daha kolaydır diye söylüyorum. Malum, bir laikçi olarak Vakit gazetesini bayiden satın alamaz, bakışlardan ürkersiniz, o medya grubuna para kaptırmak da cabası..
Uzaktan kumanda iyidir, sessizdir, sinsidir.. kimse bilmez hangi kanalı izlediğinizi..
Şimdi kardeşim, al eline kumandayı başla taramaya, kendi analizini kendin yap..
Ne gördün?
Dinci kanalda bir yalan haber mi gördün?
Imkansız, görseydin bangır bangır laikçi medya kükrerdi..
Ne gördün?
Dinci kanallarda 24 saat, laikçi medyanın yalanları yüzlerine vuruluyor değil mi?
Türbanlı doktor erkek hastaya bakmadı.. yalan!
Türbanı yasaklayan öğretmen dayak yedi.. yalan!
Imam öğretmen dövdü.. yalan!
Imam eşek çaldı.. yalan!
Yobazlar mini etekli kızların bacaklarına kezzap döktü.. yalan!
Başörtüsü takmayan gurbetçi kızı diri diri yaktılar.. yalan!
Abdullah Gül: laik devletin sonu geldi.. yalan!
Okul damında namaz kılıyorlar.. yalan!
Kuran hocası tacizci çıktı.. yalan!
(bunları uydurmuyoruz, hepsi kayıtlı vak'adır..)
Enayi misiniz, aptal mısınız, bunlar sizi ne zannediyorlar böyle?
Size bu kadar yalan söylemeye ne gerek var, amaçları ne olabilir ki?
“1000 tane yalan uydurayım, hiç birisine inanmazlarsa birileri çıkıp ateş olmayan yerden duman çıkmaz der..” Ya da “ulan hepsi yalan olacak değil ya, bazıları kesin doğrudur” diye düşünenler olabilir.
Bu mudur yani hesap?
Başka şeyler de var, mesela en ufak dini hassasiyeti olmayan laikçi medya Ramazan günlerinde şeriatçı oluyor sanki, Kur'an okumalar, dualar, ilahiler.. kimse de çıkıp “ulan bu din sadece 1 ay mı var” demiyor.. Niye 11 ay fuhuş kusup 1 ay yıkanmaya çalışıyorlar? Göz mü boyuyorlar yoksa?
Her kurban bayramında milletin bayramını kutlamadan kanlı kesim görüntüleri ekranlara yansıyor, amaç herhalde birilerini dinden soğutmak, zira kurban kesmek kansız yapılacak bir iş değil, kandan bu kadar tiksinen haysiyetli medyamız hergün yüzlerce adamı öldürüyorlar kanlı kanlı dizilerle, filmlerle.. Nedir şimdi bu?
Tekrar soruyorum: bunlar sizin zeka seviyenizi kaç olarak düşünüyorlar sizce?
Yiyor musunuz bunları?
Bir de maksatlı haberler var:
Aklı bir karış havada tineycırlarımızı(!) ekranlara çıkarıp Humeyni'yi mi seviyorsun, Atatürk'ü mü diye soruyorlar, ikisini bir tutup.. Başka bir çarşaflıyı çıkartıp laikliğe ve demokrasiye sövdürüyorlar. Millet marsta buz kütlesi ararken, bunlar devlet hastanesinde başörtülü hemşire avına çıkmışlar. Bir de bulup gösteriyorlar: ŞOK ŞOK ŞOK diye.. tabi ya başı örtülü olunca yaptığı iğne tesir etmez hastaya, ölür mölür, insan hayatı çok değerlidir medyamız için!!!
Ulan kime ŞOK, neye ŞOK.. asıl senin varlığın skandal.. muhabir misin provakatör mü?
“işte bu kapıdan, kazandıkları üniversitenin öğrenci kimliklerini göstererek girmek istediler, ama kahraman laik bekçimiz son anda kıvrak bakışları ile bir kız çocuğunun başında türban olduğunu farketti ve cesur bir hamle ile -hop, bu şekilde giremezsiniz dedi.. Ve işte şu gördüğünüz odaya sokup başını açtırdı ve cumhuriyeti kurtardı.. Türkiye laiktir laik kalacaktır sevgili izleyiciler.. işte gördüğünüz gibi bir kez daha laik kaldı.. maçın sonucu laik rektörler: 15688 yobazlar: 0”
Komik mi?
Ramazan öncesinden medya hazırlığı da var:
“4 karı almak normal midir? Miras nasıl paylaştırılır, türban takmak dinin emri midir? Tavuktan kurban olur mu? Çıplak namaz kılınır mı? Büyü, cin var mıdır? Laik hocamız Yaşar Nuri bugün kaç izleyicimize sövecek? Ayşe Özgün her gün.. Az sonra..”
Bunları tartıştırıp sözde sizi aydınlatma bahanesi ile kafanızı karıştırıp inceden de dalgalarını geçerler.
Yahu bunlar sizin mübarek Ramazan Bayramı'nıza şeker bayramı diyorlar be!
Kardeşim!
Elinde kumanda var, hadi gazete okuyamıyorsun, anlarız ama televizyon mafyasına da esir düşme.. aç şu dinci kanalları bir izle yahu..
Tabi o oyunculuk ve senaryo fakiri sırlı dizilerini demiyorum. Sadece haber bültenleri!
Sen yine laikçi medyanın “büyücülü, sihirbazlı selenasını kulinasını izlemeye devam et..
Ak parti medyası, CHP medyası deme.. objektif ol ve izle..
Kim yalancı, düzenbaz, sahtekar kendin gör.. yahu yalancıyı gör yeter..!
Bizler dinimizin bir EMRİ olarak “fasıktan haber almıyoruz” sen de alma..
Kendine bu kötülüğü yapma.. Sen kaybedersin.
Sen artı sen ve artı sen bir de ben eşittir Türkiye..
Türkiye kaybeder..
Fahişenin bir namus anlayışı bir kriteri vardır, ama yalan söylemeyi adet edinmişlerde haysiyet arama, bulamazsın.
Akıllı ol..
Seni aptal yerine koyanı izleme, izlettirme,
Oyuna gelme..
Sunusi F. ONAY June 09 Arkadaşlarımızı rezil edelim 6 "Süleyman Demirel"
May 29 AK PARTİ ve ABDAK PARTİ ve "Amerikan emperyalizmi suçlaması" desek daha doğru olur..
Özellikle bürokratların kral olduğu 3. dünya ülkelerinde devletle hükümetin çatışabileceği durumlar çok olağandır. Hükümetler seçimle gelir giderler ama bir kısım bürokrat devletle o kadar içli dışlı olmuştur ki, artık kök salmışlardır, emekli olsalar bile devleti temsil ettiklerine, hatta devletin aslında kendileri olduğuna inanırlar. Biz, bunlara derin devlet deriz. Mesela Adnan Menderes'in idamında yani 27 mayıs ihtilalinde bunu net olarak gördük.. Ülke faşist CHP iktidarından kurtulmak umuduyla DP'ye sarılmış ve büyük bir çoğunlukla halk, devleti Adnan Menderes'e emanet etmişti. Daha önce hiç iktidar olmadığı için muktedir olması da zor oldu DP'nin. Devletin hemen her organından tepki gördü ve mecburi bir çatışmaya girildi. O yıllar CHP'li bürükratların Amerikan ajanı olduğu yıllardı. Haberleri hatırlayın. Soğuk savaşın en hararetli olduğu yıllar. Türkiye'deki bu demokrasiye geçiş sosyalistleri de ümitlendirmişti. Başta herşey yolunda giderken Menderes büyük hatayı yaptı. Amerika ile pazarlığa oturmak istedi. Netekim Moskova ziyaretinden önce darbe yapıldı ve Adnan Menderes 2 arkadaşı ile idam edildi. Neden sonuç bu kadar marjinal olmuştu? Çünkü DP marjinal bir sonuçla halk desteği kazanmış ve bunu arttırmaya devam ediyordu. Ülkede CHP döneminde yapılan okul sayısı DP döneminde 50 kat artmıştı, yapılan yollar hakeza.. endüstrileşme hareketleri coşmuş, ülke topyekün ticarete ve ihracata başlamıştı. Hemen her alanda muazzam hizmetler halka ulaşıyor devlet çalışıyor, halk da memnun kalıyordu, üstelik bu sefer hükümet kimsenin dinine ve örfüne de küfür etmiyordu! Amerikan darbesi sonuçları ile beraber ağır olmalı, Türkiye vatandaşına bir ders vermeliydi. Ne demek Sovyetler ile yakınlaşmak.. Bu, ödettirilmeliydi.. Hem vatandaşa hem de geleceğin siyasilerine bir ders olmalıydı. Bir tarafta paradan puldan Atatürk'ü silmiş, devlet dairelerinde, kamusal alanda Atatürk resmi görmeye bile dayanamayan CHP, öte yanda Atatürk'ü koruma kanunu çıkaran ve Ata'ya eski itibarını iade eden DP.. Bu darbe demek ki kemalist bir darbe değildi, ya da Kemalistti de bu kemalizm denen şeyin Mustafa Kemal Atatürk ile bir alakası yoktu, bugün de olmadığı gibi.. Bugüne dikkatinizi çekmek istiyorum.. yazının amacı bu.. Geçmişi sorgulamak değil, bugünü düşünmek.. Türkiye ABD ile tarihinin en kötü, en kavgalı, en istikrarsız ilişkisini yaşıyordu.. * Önce tezkere çıkmadı ve ABD Türkiye'yi stratejik müttefik olarak görmediğini açıkladı. * Ardından tezkere çıktı ama pazarlığı iki taraf için de çok yıpratıcı oldu ve ABD köşeye sıkıştırıldığını iddia etti. * Sonra, çıkan tezkere ise hiçbir zaman kullanılmadı ve ABD menfaatleri zarar gördü. * Bunun sonucu olarak bir çuval hadisesi yaşandı.. savaşın eşiğine gelindi.. * Daha sonra Türkiye şok bir kararla Lübnan-israil savaşında insiyatif alarak bölgede bir oldu bittiye izin vermedi, bu hem israil'i hem ABD'yi üzdü. * Bu arada 2 karşılıklı İran ziyareti ve Suriye ile imzalanan güvenlik ve iş birliği anlaşmaları vardı. * Derken Türkiye Suriye ile israil arasında arabuluculuğa soyunarak olası bir çatışma istismarının önüne geçiyordu.. * Kürtlerle yaşadıkları ise gayet açık, ABD kuklaları ABD'den emir alarak havlarken Türkiye ABD'yi açıkça tehdit ediyor ve arka bahçesine girerek dağıtmaktan sözediyordu. * Tarihte ilk defa Türkiye ABD'yi tehdit ediyordu.. Bunun yanısıra Rusya ile askeri ve ticari yakınlık ABD'yi korkutup geri adım attırıyor ve ABD Rusya'ya misilleme olarak Türkiye ile askeri bir işbirliğine yeşil ışık yakıyordu. * Bütün bu saydıklarımın yanısıra, Türkiye artık AB ile müzakereci olmuş, yani yönünü AB'ye çevirmiş ve ABD'yi tekrar hayal kırıklığına uğratmış bir ülke olmuştu. Bir de ticarette avroya geçerek amerikan resesyonuna bir tuğla da Türkiye koymuştu.. * Ak Parti'nin Türkiye'yi avrupanın 7. büyük ekonomisi yapması ve IMF'nin dolayısıyla ABD'nin elinden alması da cabası.. Artık yeterdi!.. Bu sefer sıra Bush'da idi. 1960'da Kennedy'nin yaptığını Bush yapmak istiyordu. AK PARTİ kapattıralacak, Recep Tayyip ERDOĞAN yasaklanacak ve hatta MHP'li Bölükbaşı'nın sarhoş ağzıyla içki sofrasında dediği gibi, hakkında yolsuzluk dosyaları açtırılarak olmayan hukuk ve adaletle başbakan yargılanacak ve hapse atılacak böylece itibar olarak idamı sağlanacaktı. Bu arada ABD ile Türkiye'nin arası bozulurken görev alan ilk aktör, Abdullah Gül'ün Dış işleri bakanı iken çok güvendiği sevgili bürokratı bizzat bugün vekil olan MHP'li Deniz Bölükbaşı'dır. Daha o zamanlar amerikan hizmetindeymiş demek ki.. zira gerçekleşmeyen pazarlığı da sözde o yürütmüştü. Bugün CHP ve MHP'nin Amerikan amaçlarına hizmet ettikleri ve tetikçilik yaptıkları çok açıktır. Hem de ülke istikrar ve menfaatine rağmen.. Bu resmen vatan hainliğidir. gerisini küçücük beyni ve azıcık mantığı olan, teorik ve pratik olarak düşünebilen herhangi bir ortalama vatandaşa bırakıyorum. Aydın Doğan medyası hala NATO gladyosu ERGENEKON hakkında haber yapmadıklarına göre, olanı da haber bültenlerine sokmadıklarına göre en aptalımız bile bu işin içinde bir iş var diyebilir diye düşünüp umut ediyorum. Iki şahit aksini söylerken, CHP'li vekil eskisine inanıp delilsiz ispatsız 10 ay hapis cezası verebilen bir hakimin hakim olduğu adalet sistemine ise tabi ki güvenim yok.. siz çemberi burada genişletebilir ve bu malum çetenin içine herkesi rahatlıkla sokabilirsiniz. İtalya'daki temiz eller operasyonunda 30.000 bürokratın tutuklandığını da unutmayın ama.. Moğultay'ın militanı 3000 yargı mensubu görevden alınmadıkça CHP'li yargıya nasıl güvenebilirim. Şimdi en hafif tabir ile Ak Parti'ye Amerikan emperyalizminin uşağı diyebilen öküzleri dinleyip şu yazı üzerinde biraz düşünelim derim ben.. Kim maaşını nerden alıyor? Bu soruyu her zaman soralım.. May 26 Fısıldaşmayın, delikanlı olun, mertçe bağırın.. (alevi kardeşlerimizi uyandıralım)Söylenmeyeni anlamak..!
Ülkemizde bir çatışma yaşanıyor. Güya bir tarafta akp diğer yanda ulusalcılar ve laikçiler.
Yanlış!
Safları netleştirelim..
Bir tarafta iktidar olması hasebiyle akp'nin de aralarında bulunduğu, özgürlükçüler, AB yanlıları, liberaller, sünni müslümanlar..
Diğer tarafta müslümanlıkla bir alakaları olmayan, faşist, gelenekçi oligarşi taraftarları.
Şimdi bu "diğer tarafı" bir inceleyelim:
Ülkede kaos isterler, ekonomik kriz isterler, çatışma ortamı oluşsun isterler. Bütün bunları, iktidarın halkın gözünden düşmesini istedikleri için isterler.
Ve bütün bunlar olmayınca, AKP'nin kapatılmasını isterler, liderlerinin oyundışı bırakılmasını isterler. Bunu da rakiplerini siyasi olarak yenemedikleri için ve hatta hiçbir zaman yenemeyeceklerini bildikleri için isterler.
Şimdi açık açık, delikanlı gibi, mertçe deyiverin bakalım, beraber mitingler tertiplediğiniz alevi vatandaşlarımız bu oyunun neresinde?
Ulusalcı olarak tanınan tarikat mezhep ve cemaat düşmanları neden alevi dedelerine ve cemaatlerine ses çıkarmazlar? (şimdilik)
Müslüman vatandaşlarımız cuma namazı kılacak yer bulamadıkları için cami yapmaya kalkınca yaygara koparanlar, neden "cemevi yapılsın" gösterilerine katılırlar? (tabi ki yapılsın, o ayrı)
Bu ikircikli yaklaşımın sebebi ne?
Tarikatlarda ki zikir törenleri ile alay edenler, neden alevi semahına methiye düzerler? (şimdilik)
Bi deyiverin, ağzınızdan baklayı çıkartıverin hele!..
Mehmet Moğultay'ın atamalarını yaptığı 3000 alevi yargı mensubu yargıtay bildirisinin neresinde?
CHP aleviliğin neresinde?
CHP neden Hacı Bektaş anma şölenlerinde?
CHP neden muharrem'de aşure dağıtır?
Türkiye laiktir laik kalacak de mi?
Hele bi deyiverin bakalım, başörtüsüne karşı olan CHP, kamusalda başörtülüyü yaka paça indiren CHP, beyaz başörtünün üzerine kızıl kuşak sarılınca neden kudurmuyor?
Bırakın ulan ikiyüzlülüğü.. laiklikmiş! laiklik dedelerin pirlerin neresinde?
Bir tek Fethullah Gülene mi dikiliyor bu laiklik?
Sözde dernekler federasyonlar yoksul halktan tehditle para toplarken gözükmeyen laiklik!
Allah'a inanmayan, Hz.Peygamberi ve Hz.Ali'yi tanımayan, ömründe bir rekat namaz kılmamış dinsizin cenazesini cem evinden kim kaldırtıyor?
Marksist Leninist adamın cemevinde ne işi var?
Siz kimi kandırıyorsunuz hasta beyinlerinizle alevileri mi, sünnileri mi?
Ey alevi vatandaş kendine, inancına ve ülkene sahip çık!
Dedene kanma!
Dinini bu CHP'ye sömürten maaşlı dedene kanma!
CHP'ye kanma!
Dinini istismar eden, kanlı dişlerini damarlarına geçirerek kanını emen CHP'ye kanma!
Türkiye laik değildir..
Ama birgün laik olacak ve laik kalacaktır. Bunu, seni sadece bir oy deposu ve sokaktaki "zinde kuvvet", meydanlarda "bayrak sallayan toplama" olarak gören CHP yapmaz, onlar saltanatın devamını isterler. Dedelerin bu gerçeği inkar eder, zira onlar sadece menfaatlerinin, aldıkları "vergi"nin peşindedir. Sana gerçek aleviliği de bu yüzden öğretmezler zaten!!! Sen iç rakını, çal sazını, onların yoluna taş koyma isterler...
Bunları yeme..
kendini kurtar..
ahiretini kurtar..
ve vatanını düşün..
Bu ülke birgün laik olacak. Kimse kimsenin dini inancına ve ibadetine karışamayacak, "burası kamusal alan burada ibadetini terkedip açılacak saçılacaksın" diyemeyecek, istediğin yere cami dilediğin yere cemevi yapacaksın. istediğin gibi toplanıp dernekler kanunuyla değil ANAYASA ile korunacaksın!
Bunları CHP yapmaz.
Hac ile Peygamber ile alay eden dinsizlerin sana bir faydası olmaz, bugün benim dinime söven yarın senin dinine söver.. bugün sadece seni acımadan kullanırlar ve işleri bitince Dersim'de olduğu gibi öyle bir kenara atarlar ki parçan dahi bulunmaz..
ŞUNU DA DEDENE SÖYLE!
Fötr şapka takmakla alevilik olmaz, fötr şapka takmakla laik hiç olunmaz..
Tarihten ders al..
Demedi deme.. May 14 tele Tuncay'ın yalakaları ne olacak?KANALTÜRK SATILDI HEM DE KİME!!!
En başından beri söylüyoruz, Tuncay Özkan şark kurnazıdır, o adamda esnaf kafası vardır.
CHP kanaltürk'ü satın almak istemiş fakat Tuncay fiyatı yükseltebilmek için satmamıştı. Murdoch'la yaptığı pazarlık da sözüm ona akpartililerce bozulmuştu. O da şimdi bunu kanalı nurculara satmanın mazereti olarak deklare ediyor. Mazereti kabahatinden büyük derler ya, aynen öyle. Amerikan düşmanısın, medyaya "amerikancılar" diyerek çemkiriyorsun sonra amerikalılarla pazarlığın bozulunca akpartiye çatıyorsun. "Niye kanalını amerikalılara satmaya çalışıyorsun?" diye de hiçbir yalakan sormuyor..
Tuncay kanaltürk'ü kurarken ben demiştim, bu adam burada bir küfür fıskiyesi kuruyor, büyüyüp güçlendirip fıskiye ile rahatsız ettiklerine satacak diye. İşte oldu ve hiç şaşırmadım.. Adam sadece parasına bakıyor.. sitesinde paralı üye şartı arıyordu, paranı ver ister bana ister başkasına dilediğin gibi hakaret et diyerek..
yahu adam her Allah'ın günü sırf kontör toplamak için program yapmıyor muydu? akp hedeyse evet yaz gönder, akp hödöyse hayır yaz gönder..
Memleketimin kuş beyinli insanları gönderirlerdi konu komşudan borç harç toplayarak..
Ben şimdi şunu merak ediyorum:
Bu Tuncay, herkese işbirlikçi, ajan, amerikancı, satılmış, dönek, yobaz, cumhuriyet düşmanı falan diye saldırıyordu da meydanlarda yalakaları alkışlıyordu ya, şimdi şu soruları cevaplayalım yalakalarla beraber:
Bu tuncay işbirlikçi olamaz, çünkü işe yaramaz, ama yine de nurculara kanalını satmayarak hiç değilse marka yaptığı ismi koruyamaz mıydı, bu da bir nevi işbirlikçilik değil mi? davaya ihanet değil mi? ya da ne?
Yoksa Tuncay oluşturduğu kamuoyunu yok edip milleti umutsuzluğa sürükleyen bir ajan mı?
yoksa bu tuncay murdochla anlaşırken basılan bir amerikancı mı?
Tehdit ettiği firmalara zorla reklam verdiren bir faşist despot olarak paraya da ihtiyacı yok, chpden aldığı 4 trilyon da cabası, e bu chp'ye ihanet değil mi o zaman?
Bu tuncay satılmış olamaz, zira beş para etmez, ama kanalı etmiş, nuculara bir kolaylık yapmış, yoksa dönek mi?
Çaktırmadan nurculara hizmet eden yobaz bir cumhuriyet düşmanı mı? hain mi?
Ya da bu terbiyesiz adamın kontör toplama bahanesi ile yaptığı bütün bu söylemler öngörüğümüz gibi palavra mı? adi bir hırsızlık mı?
Bu adamın kankası Kerimcan asker kaçağı değil mi? Programcısı Merdan PKK'lı değil mi? bütün bunlar ispatlanmadı mı?
Şimdi sorsunlar bakalım biz kaç dolarız diye?
Biz yine yanılmadık, çünkü mümin feraset sahibidir..
Allah bu Tuncay gibilerini birer ibret olsun diye yaratmış..
inşallah yalakaları da farkına varırlar, hoş yukarıda yazılanlarla hala farkedemedilerse daha da umut yoktur ya neyse! May 12 GALATASARAY'IN şampiyonluğu ne demek? (2)GALATASARAY'ın 17. şampiyonluğu
Bir Galatasaraylı olarak ne diyebilirim ki.. sevindik, gurur duyduk.. diğer şampiyonluklardan ne farkı vardı ki?
Sonra biraz düşününce bu şampiyonluğun 16.'dan biraz daha farklı olduğunu gördüm;
Lig yeni başlamıştı seyircisiz oynuyorduk, 5 hafta takımımızı destekleyemeyecektik, çünkü yönetime kızarak takımı cezalandırmıştık. Rakibimizi zorla şampiyon yaptıkları için geçen sezondan öfkeliydik.. O hafta fener ligin yeni takımı İstanbul BB'ye yenilmişti, sivas trabzon deplasmanında yenilirken sahaya giren seyirci yüzünden 3 puanı kapmıştı.. Beşiktaş takılmıştı ve GS sahasına geleni seyircisiz dörtlüyordu..
Hocanın istediği transferler yapılmamıştı ama Lincoln alınmıştı, yönetim futbola seyirci takıma uzaktı.. GS dörtlemeye devam ediyordu..
Galatasaray lider başladı ve ilerleyen haftalarda onu tek zorlayan takım sivas'dı. Hakan Şükür rekora koşuyordu..
seyirci 5. haftadan sonra stada girdiğinde GS liderdi, hoca hastaydı, lincoln sakattı.. Hakan Türk futbol tarihine adını öyle bir yazdırıyordu ki kıskananlar yarıldılar..
İlk yarı bittiğinde sivas lider GS ikinciydi, yabancı oyuncular sakat, hoca hastaydı.. Nonda takıma katıldı..
bitime 9 hafta kala hoca hala hasta yabancı oyuncular tamamen kadro dışıydı..
kadroda 16 türk genci varken hoca takımdan ayrıldı.. ve kendini camiaya vakfetmiş Türk antrenörle yola devam kararı alındı..
Kadıköyde yavru brezilya ile maç yaparken milli takım gibiydi Galatasaray.. ve fener kupadan alaşağı edildi..
son kupa gören fenerli çocuk 28 yaşına bastı..
Hocasız çıktığı 7 maçı da kazanan Galatasaray şampiyon olduğunda kadrosunda tek yabancı vardı..
Demek ki Türk genci isterse yapabiliyormuş, Cevat hoca mütevaziydi, Arda şampiyonluğu çok basit özetledi:
"takımda top oynayan 10 kişiden 9'u zaten çocukluğundan beri galatasaraylı, tuttuğumuz takımı şampiyon yaptık, bizim şampiyon olmamız en normali"
Ve 16 şampiyonluğu yönetime rağmen kazanmış takımda, Galatasaray taraftarı çok önemli birşeyi başarmış, ilk 5 hafta takımı yalnız bırakma pahasına yönetime çok önemli bir ders vermişti.. Yönetim de o dersi çok iyi almış olacak ki, Adnan Polat önderliğinde bütün camia ve eski yöneticiler takımla kenetlenmiş ve ligin başından itibaren takım kupaya tutunmuş bir halde ligi tamamlamış ve çok doğal olarak şampiyon olmuştu..
Ve unutulmasın:
Taraftar ilk 5 hafta yoktu belki, ama sahada top oynayanlar zaten taraftarlardı, profesyoneller değil..
Sunusi F. ONAY April 16 İŞGALBugün size bir dostunuz olarak çok acı şeyler söyleyeceğim. Size bir işgalden bahsedeceğim ama bu işgal sandığınız gibi bir vatanın değil bir milletin işgali. Koskoca bir ülkeyi nasıl laboratuvara çevirip bireylerini tek tek işgal ettiler. Vatanının çamuruna, kayasına can veren, kan veren milletin toprağına hiç dokunmadan bir milleti toptan nasıl işgal ettiler, sesli düşüneceğim.
Herşey meşrutiyetle başladı diyenler çıkabilir. “Bu millet partizanlıkla tanıştı. 3000 yıldır kıldan çadırlarda ya da kerpiçten evlerde hakanına bağlı yaşayan halk siyasetle tanışınca olanlar oldu” diyenler çıkabilir. Siyaset, karşı tarafa zaferi tattırmamak uğruna vatanı nasıl ateşe atar geçmişte gördük “bugün de görüyoruz”. Bizler bir siyasi partinin yenilgiye uğraması adına Edirne'yi düşmana teslim etmemiş miydik Balkan savaşında.
Ya da cumhuriyet ve demokrasi bizi bozdu diyenler çıkabilir, “Dağdaki çobanla benim oyum neden eşit?” diye sormuyor muydu mankenlerimiz ve hatta büyük gazetelerimizin aydın yazarları!
“Ekonomik kriz çıkacağı falan yok, partiyi kapatma davasını bir açtıralım sonra ortalık karışır” demiyor muydu ulusalcı aydın abimiz!
Bazıları da suçu Atatürk'e atabilir, “Alfabeyi değiştirdin, ülkede bir gecede alim kalmadı” ya da “eski öğretmenler yerine sadece alfabe bilen halk evlerinden çıkma, komünist, ırkına ve dinine yabancı hem ahlaksız hem Allahsız yeni öğretmenler türedi, onların yetiştireceği gençlik bu kadar olur işte” diyenler çıkmaz mı?Dilin kemiği yok, pekala çıkabilir...
Bizim milletimiz suçlu aramayı çok iyi bilir, sadece kendi suçunu göremez. İşte suçluyu da böyle geçmişinde, atalarında arar.
Magazin programlarını eleştirir, çünkü eleştirebilecek kadar seyrediyordur. Hatta sorsanız, belki sırf eleştirmek için seyrediyordur. TV karşısında “şu rezillerin haline bak” der, çünkü rezillik görmek ilgisini çekiyordur hala...
“Şeriat istiyorum, adalet istiyorum” diye bağıran adama sormak lazım, sen kendi evinde şeriat ilan ettin de evine jandarma girip zorla televizyonu mu açtırdı? Senin dinine söven televizyondu aslında, açmazsın o kanalları sövdürmezsin dinine, ama dediğim gibi rezillik görmek ilgimizi çekiyordur hala...
***
İtalyan “Barış Gelini”nin akibetini görünce üzüldüm, yıkıldım, lanetler okudum, ama şaşırmadım.. zira rotasını öğrendiğimde zaten biliyordum başına gelecekleri.. Peki neden yıkıldım o zaman, bir kez daha haklı çıktığım için mi, dünyaya rezil olduğum için mi, yoksa bir insan tecavüze uğrayarak öldüğü için mi?
“Benim insanım yapar, italyan gelin. Ben biliyordum” dedim. Ve sinirle başladım saymaya:
* Benim insanım kalbiyle, beyniyle övünmez, oğlunun pipisiyle övünür.
* Benim insanım eteği rüzgarda kalkan bir kadın görünce başını çeviren adama eşcinsel muamelesi yapar. * Benim insanım karısından başka kadına dokunmayan adama yobaz der. * Bekaretini karısına saklayan erkeği adam yerine koymaz. * Benim insanımın cinsel organı genelde ağzındadır, cümlelerinde edat olarak kullanır. * Karısını aldatmayana kılıbık der. * Kocasını aldatan kadını ise öldürür. * Reklamın güzel kızlısını sever. * Çağa uymuyor diyerek imam hatip düşmanlığı yapar. * Evladını kuran kursuna göndereni hakir görür, herkes baleye göndersin ister.
* “Ben başörtüsüne karşıyım, o zaman kimse takmasın, yasak olsun” der, “ulan madem karşıyım, o zaman ben takmayım da başkasından bana ne” demez. İşte 80 küsür yıldır eğittiğimiz ve görmek istediğimiz insan modeli bu, diye düşündüm.
Milli eğitimde 80 yılda değişen tek şeyi söyliyeyim mi size? Eskiden ayağa vururdu hocalar, şimdi ele ve yüze vuruyorlar finlandiya'nın sıra dağlarını ezberletirken.. Bir falaka vardı anlata anlata bitiremedikleri, hiç görmedik.. ama öğretmen dayağından kulağı patlayan çocuğu hep beraber gördük gazetelerde.. Sınava hazırlanmaktan düşünmeyi, hayal kurmayı unutturuyorlar çocuğa. Benim milletim eskiyi kötülemekten ya da aşırı yüceltmekten bugününü göremiyor. Bütün padişahlarımız evliya, ve Atamız milleti yoktan var eden hatasız, kusursuz bir halık (haşa) Her yanımız abartı. Ve işte cinayetlerimizde öyle.
Kestirme yola girip şu düşünceye saplandım sonra: Evladından dinini peygamberini saklayayım diye uğraşırsan işte böyle üç kuruş için adam kesen, sokakta gördüğüne tecavüz eden, bebeğe bile işkence yapan ahlaksız bir nesil yetiştirirsin. İşte görmediğimiz işgal budur, bizi bizden koruyacak askere muhtaç olacağız diye korkuyorum. Benim insanım yukarıda saydıklarım elbette değildir. Hem zekidir, hem çalışkandır, hem de imanlıdır. Ama yukarıda saydıklarım da uzaylı değildir. Şimdi aktüel bir soru sizlere:
Din dersleri kaldırılsın mı?
Cevap: Tabi ki kaldırılsın, Sen Ey ... Bugüne kadar neyi layıkıyla yapabildin ki okulunda öğreteceğin Allah'a inanacağım.. Evladıma kendi dinini en iyi ben öğretirim Çünkü benim evimde zaten şeriat var... March 19 Başsavcının bana anlattıkları!.
Başsavcı, Ak Parti'nin kapatılmasını isteyerek hazırladığı iddianameyle bana çok şeyler anlattı. Siz bunlara komplo teorileri de diyebilirsiniz. Burada ayrıntıları ile madde madde yazıyorum ki tarihe bir not düşmüş olalım. İddianame içeriğine ise hiç deyinmeyeceğim. Buyrun birbirinden farklı 8 komplo teorisi, olan biten herşeyin kısa ve 8 farklı özeti: 1. Son müdaafa taarruzu: Statüko elinde kalan tek kale ile sistemi müdaafa için son bir gayretle taarruza geçiyor. Önce sözde deliller toplandı ardından dava açıldı. Bir başsavcı kazanamayacağı bir dava açmaz! Deliller her ne kadar zorlama ve hatta uydurma olsalar da, daha önce 367 zorlamasını halka yedirebilen oligarşik mafya şimdi de 8 koluyla bu iddianameye sarılır ve partiyi kapatır. Önleyemedikleri halkın yükselişini bu şekilde durdurup cumhuriyetin sahibi olmaya devam eder. (cumhurbaşkanı da ceza alırsa Sabih Kanadoğlu padişah seçilsin!..) Bakın bu iddianame bizlere neleri unutturdu? - mhp ordu ile barıştıktan hemen sonra açılan bu dava ordu ile chp arasındaki kavgayı unutturdu! - Eski genel kurmay başkanının yenileri hakkında yaptığı hakaret dolu açıklamaları unutturdu! - Youtube'a düşen savcının rezilliklerini, küfürlerini ve Erdoğan Teziç'in faşistliğini unutturdu! - Şak diye youtube'un tekrar kapatılmasını unutturdu! - Asıl unutturmak istediğini, yani ERGENEKON'u unutturdu! Onun yeni faillerini unutturdu! 2. Anlaşma zemini hazırlığı (referans 28 şubat'ın kandırılmış Erbakan'ı):
Başsavcı da bilir bu iddiaların bu partiyi kapatamayacağını ama hukuk katledilerek verilen kararlar az mı bu ülkede? Bir para cezası çicat ederler mecburen, Ak partinin mallarına el koyarlar, partiyi serbest bırakırlar. Bunu partiyle anlaşarak yaparlar, yani derler ki sen şu ERGENEKON dosyasını bir kapat, biz de seni açık bırakalım.Ama bu davanın çocuk oyuncağı olmadığını ispatlamak için sana bir ceza vermemiz de gerekecektir, en fazla paranı alırız, sen de sıyrılırsın biz de, kabul etmezsen partini alırız elinden ona göre. (referansa dikkat!..) Ne de olsa ERGENEKON daha çevik bir isime ulaşmadı değil mi? Evet, çok çevik bir isime ulaşmadan da kapatılması gerek. 3. Ak Partiye hayat öpücüğü: Tam da mükemel organize edilen barışçı ve ne istediğini bilen, üstelik hedefe de ulaşmış bir emekçi mitinginden sonra, aydınlarla, liberallerle arası açılmış ve belki gerginlik yüzünden biraz kamuoyu desteği sallanan bir Ak Parti etrafında kurulan yeni bir sevgi ve bağlılık çemberi.. Statükoya ve oligarşiye karşı tek umudumuz Ak Parti'dir slogan-gerçeğinin tekrar halka ve dünyaya hatırlatılması.. 4. Ak Partiyi Aklama çalışması: Ey millet! Amerikancı ve vatanhaini diye suçlanan bu parti, böyle bir suça zerrece değinilmeden sadece laiklik yüzünden kapatılmanın eşiğine getiriliyorsa, artık anlayın ki Ak Parti'nin böyle bir suçu, günahı yoktur ve hiç olmamıştır. Söyleyin bana: daha tanımı bile doğru düzgün yapıl-a-mamış bir ilke mi daha önemlidir, yoksa Türkiye Cumhuriyetinin ve aziz milletinin bekaası mı? Bu dava sadece varlığıyla bile Ak Parti'yi gönüllerde beraat ettirmemiş midir? 5. “Bizim CHP ve sol kesim adam olmaz” ifşaatı: Askerden (darbeden) ümidini kesen anarşist siyasetçi ve bürokratik elit hala böyle anti demokratik davalara ve dayatmalara, icatlara bel bağlıyorlarsa, e-muhtıranın ardından yapılan seçimlerin sonucuyla bile adam olamadıklarını, hatta hiç ders almadıklarını bu davaya gösterdikleri tepki ile ispatlıyorlarsa bu tam anlamıyla bir adam olunamayacağının itirafı ve bir ifşaatıdır. 6. Bu dava bir Avrupa Birliği sürecinin daha tamamlanmasının ilk adımıdır. Erdoğan'ın zekasını iyi bilirsiniz! Soğukkanlı, disiplinli, intikamcı ve hesapçıdır, ama asla eyyamcı denilemez. (baş rakibinin tersine). Bu davadan önce parti kapatma hususunda anayasada köklü bir değişiklik yapsa idi, kamuoyu onu DTP'yi ve dolayısıyla PKK'yı koruyup kollamakla itham edecekti. Oysa şimdi kendilerine atılan bir çamurla bu işi kendi lehine yapmış izlenimi vermiş olacak. Burada amaç parti kapatmaları tarihe gömmektir, ama bunun siyasi sorumluluğu çok ağırdır, Başbakan bu şekilde kendini muhalefete karşı korumaya almış olur ve artık yasa çok rahat geçebilir. Yoksa Tayyip Erdoğan da zaten böyle bir hazırlığın 2001'den beri yapıldığının farkında ve tedbirini de alırdı değil mi? Ama o sadece 5 yılda parti kapatma sürecini biraz zorlaştırdı o kadar, asıl faaliyet ve köklü değişiklik şu andan itibaren “anayasada” yapılabilir. 7. Safları netleştirmek: Tansel Çölaşan bir gün önce boşuna konuşmamış, rektörler boşuna diklenmemişler, Savcı boşuna küfürler yağdırmamış edep haya tanımadan, Teziç boşuna ayaklar altına almamış seviyesini.. Mehmet Ali Birand boşuna üniversitelerde Abbas güçlü ile çirkefleşmemiş boşuna, Ali Kırca boşuna saf değiştirmemiş ana haber bülteni palyaçoluk olan bir kanala giderek... ve ilk icraatı da gizli kamera çirkefliği üstelik (hatta kendisi pornografik gizli kamera muzdaribiyken!..) Dikkat et ey milletim, bu dava bir kesim tarafından önceden gayet iyi biliniyormuş. Yoksa Deniz Baykal neden Genel Kurmay başkanına dolaylı olarak amerikancı desin, Türk silahlı kuvvetlerine hakaret etsin. Yani darbe yapmayacağı kesin olan silahlı kuvvetlerle köprüleri atsın! Hatta emekli paşalar neden ordumuzu töhmet altında bırakmaya çalışıp bir yerlere sinyal yollasınlar... İşte bu yüzden darbeyi biz yaparız mantığıyla, “kahrolsun demokrasi, başlarım cumhuriyete bu ülkeyi ankadaki 11 padişah yönetir” diye yırtıyorlar kendilerini (mealen).. Atatürk “egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” demiş. Ama bu Atatürkçülerin hiç umurunda değil. Yasama yürütme ve yargı güçler ayrılığı olarak denge unsuruydu ama CHP zihniyeti ve onun beceriksiz siyasetçileri yüzünden artık güçler ayrılığı yargıtay, danıştay ve anayasa mahkemesi oldu. Yargının yasama ve yürütmeye müdahalesi ayyuka çıktı. Ama bu son durumla herşey netleşti. Artık bataklık kurudu, atacak çamurda kalmadı, kimin ne olduğunu iyi biliyoruz artık. Saflar çok net ve farklar çok derin. Başkomutan ve Cumhurbaşkanı, siyasetüstü bir makamda olan Abdullah Gül de iddianamede olacak, dokunulmazlığı olduğunu bileceksin ve uygulayamayacağın bir ceza verip hala resepsiyonlarda eteğini tutacaksın... bu nasıl olacak bir izah edilsin bakalım... MHP'ye gelince: Devlet Bahçelinin açıklamasına kadar bütün MHP'liler CHP'li Onur Öymen dinazorluğuyla olaylara bakarak yalanlarla durumu çarpıtıyorlardı, bir zil takıp oynamadıkları kalmış hatta bir vekil “hiçbir suç cezasız kalmaz” diyerek televizyonlarda kına teşrifatı yapıyordu ki, Devlet Bahçeli yine herkesi şaşırttı ve başta kendi vekilleri olmak üzere ağzı yüzü oynayan herkese büyük bir demokrasi dersi verdi. Bahçeli, bizim alışık olduğumuz bir siyasetçi değil. MHP'ye baktığımızda var olan bir Bahçeli gerçeği az da olsa umut vaadediyor hem de Deniz Bölükbaşı gibi statükocu elitlerin çokluklarına rağmen. 8. Kafa karışıklığı: Benim bu ülkenin başbakanına, meclis başkanına, cumhurbaşkanına sonsuz saygım ve derin sevgim var. Silahlı kuvvetlere ve genel kurmay başkanına da hakeza öyle... E bunlar da devlet zaten... Ama şimdi başbakanına ve cumhurbaşkanına siyaset yasağı getirmeye kalkıyorsunuz, meclis başkanının partisini kapatıyorsunuz, Genel Kurmay başkanına yalancı, silahlı kuvvetlere amerikancı diyorsunuz.. Yahu bana izah edin, siz kimsiniz? Benim bildiğim ne kadar devlet organı varsa hepsi ile kavgalısınız.. O zaman siz devlet düşmanı değil misiniz? Tanrı mı zannediyorsunuz kendinizi, nedir?.. Sizi yargılayacak, huzur bozduğunuz için cezalandıracak kimse yok mu, yahu? Çünkü gayet açık ki yasaklayarak ve bir yasağı sürdürerek ülkeyi kamplara bölmeyi amaçlıyorsunuz, ekonomik kriz çıkararak yeniden yazarkasa atılan, kepenk kapatılan, esnafın intihar etmeye kalkıştığı günlere dönmemizi istiyorsunuz! Sizler sadece Aydın Doğan'ın istediklerini istiyorsunuz, eğer güçlüyseniz hakikaten, gidin de bu halkı değiştirin, ya da beceremiyoranız lütfen gidin ve başka bir ülkenin başına bela olun, bu millet sizlerden yeteri kadar çekti. CHP'yi kınıyorum. Hukukun CHP'li olmasını kınıyorum, yargıtayın, danıştayın, rektörlerin CHP'li olmalarını kınıyorum. DSP üyesi bir anayasa mahkemesi üyesinin, ülkemin iktidar partisi hakkında vereceği kararı çok merak ediyorum. Sunusi Fazıl ONAY
Not: An itibariyle başsavcımızın keyfi ülkemize 22 milyar dolara mal olmuş.. hayırlı olsun.. Cennat Bedava Cehennem Parayla (medya analizi) Yanılmışım!..Onlarca yıldır Türk medyasındaki kartel hakkında yanlış bir izlenime kapılmışım. Şimdi farkettiğim bu durum karşısında şaşkınlığımı gizlemeden bulduğum haysiyet ve şeref kırıntılarını sizlerle paylaşmak istedim. Meğerse kartel diye tabir ettiğimiz bazı medya kuruluşlarının bir şeref ve haysiyeti varmış. Bense onları para için herşeyi yaparlar zannediyordum. Yapmazlarmış. Bazı şeyler paradan çok daha önemliymiş. Satılamayacak bir haysiyetleri varmış maalesef. “Hatırla Sevgili” ve “Yaprak Dökümü” dizileri en son örneklerim oldu. Birinde Tam Bağımsız Türkiye sloganı ile duvar diplerinde 3 milyon kişiyi kurşuna dizerek bir sovyet uydusu sosyalist Türkiye Cumhuriyetini kurmaya çalışanların idamı ajite ediliyor. Ötekisinde ise arın hayanın kol gezdiği bir ailenin, evlat yetiştirmesini bilememiş bir babanın dramı anlatılıyor hem de yoklukta üstad yapılmış bir yazarın romanından uyarlama. Haber programlarına bakın, ana haber bültenlerine bakın hep aynı şablondan çıkmış adamlar sunuyor, bir zamanların kızıl komünistleri, parayla devşirilip aristokre edilmiş (!) eski sovyet tohumcuları.. Toplumun dinini, kültürünü, ahlakını kibirle aşağılamayı kendilerine görev addetmiş militan programcılar, sunucular, senaristler, yönetmenler, oyuncular.. Madem bu halk bilinçli sosyalist olamıyor bari dedikoducu uyuşuk miskinler topluluğu olsunlar amacıyla yapılan magazin programları.. Bütün bunlar 3-30 paraya yapılıyor hem de.. Oysa bizler “deliyürek” ya da “kurtlar vadisi” dizileri ile birşeyi ispatlamıştık.. Televizyonda “selamun aleyküm” diyerek içeri giren bir adam ya kadın pazarlayıcısı rolündedir ya da uyuşturucu satıcısı değil mi? İşte deliyürek ve kurtlar vadisi dizileri bu jargonu kullanan “iyi adamları” ilk gösteren dizilerdi, sonuç ortada, bu diziler efsane oldular.. Yapımcılarına trilyonlar kazandırdılar. Bugün şunu anlıyoruz ki, toplumun dini ile barışık programlar eğer eğlenceli bir şekilde sunulursa ratingde tavan yaparlar. Dinimize ve ahlakımıza küfretmeyen her dizi, sinema ya da haber programı yapımcılarına ve yayınlanan kanallara trilyonlar kazandırır, ama bu hal toplum mühendislerinin projelerine terstir. Onlar daha fazla para kazanacak olsalar bile iyiyi örnek olarak sunmayı istemezler zira başka amaçları vardır. Bu ülkeyi bir avuç dinsiz kan dökücü eşkiyadan temizleyip din ve örfe sahip çıkan ülkücüler her zaman vampir gibi gösterilir ama ODTU'nün bodrumunu basıp dövmek için namaz kılan müslüman arayan çapulcular hep kahramndır ekranlarda. Deniz Gezmiş'in asılması şahsen beni Menderesin idamı kadar rahatsız etmişti ama şu manzara da bir o kadar rahatsız ediyor. Ve ben adım kadar eminim ki hiçbir solcu geçinen faşist, Menderesin idamından bu kadar rahatsız olmamıştır. Medya bu sömürüyü daha fazla para kazanmak için yapmıyor bizlere, sadece sinsi sinsi beyin yıkıyorlar. Amaç para kazanmak olsa çekersin bir ülkücü dizi görürsün ratingleri. Bu ülke kendi evladını sever sovyet güdümlülerini değil, sovyet artıklarını hiç değil, bunu medya patronları da bilir.. işte haysiyetleri de burda başlar demek ki herşey para kazanmak uğruna değilmiş..! Bir üstadımın sözünü hatırlıyorum: “Oğlum, bu ülkede cennet bedava.. camiler bedava, seccade tesbih bedava, abdest alacaksan şadırvan bedava, oruç bedava.. Para cehennem için lazım, noelde bara gitmek parayla, içki içmek içirmek parayla, fuhuş parayla.. paran yoksa hacc zekat sorulmaz senden ama paran yoksa kumar oynayamazsın bir piyango bileti bile alamazsın” Ya işte herşey para için yapılmıyor, iyiler kötüler kadar cesur değil ne yazık ki ve kötüler de iyiler kadar cömert maalesef.. Ama yine de söyliyeyim, biz bu medyanın kahramanlarının kaç paralık kahraman olduklarını iyi biliriz. Nazımları, Denizleri iyi tanırız. Bu ülke 85 sene ne acı çektiyse hepsini bunlardan çekmiştir.. Hala tehlike “irtica” diyenlere hak veriyorum, irticadan ben de korkuyorum, özellikle ülkeyi 50 sene geri götürüp CHP'ye teslim edecek mürtecilerden şeytandan korktuğumdan daha fazla korkuyorum. Allah bizlere bir daha o CHP zulmünü göstermesin. Göstermesin ki en azından minarelerimizde ezanlar okunabilsin. |
fikirleriniz önemlidir - Your ideas are important
my english essays
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|