Sunusi Fazil 的个人资料S:N:S:Y // CİDDİYET günl...照片日志列表更多 工具 帮助
10月16日

Üstad-ı Azam'dan din dersleri II Konu: türkçe İbadet

Muhterem İnsanlarım,

Geçenlerde size verdiğim sözü hatırlattı bir ahbabım, dedi “Üstad! N’oldu, yazmıyon Türkçe ibadet, ne o kalın mı geldi yoksa” Dedim “Ulan zibidi sen benle nasıl konuşuyon, daha tavla oynamasını öğrenememişsin, gel de Marsilya’ya vali yapayım seni”. Efendim, geldi, gelirken de bana bazı kitaplar getirmiş konu hakkında, hepsini okudum. zaten okumuştum önceden de bir daha hatırlayayım istedim, malum hafıza-ı beşer bir gün şaşar. Bizim tebaamıza karşı saygımız ve sorumluluğumuz var, boş konuşamayız hatta yanılma lüksümüz bile yok. Hele de manevi konularda ayrı bir ihtimam gerekiyor.

Aziz müminler,

İnsanı hayvandan ayıran temel öğelerden bir tanesi de ibadete ehliyetli oluşudur. Bakınız fareler oruç tutmaz, kediler namaz kılmaz, develer her ne kadar hacca gidebiliyor olsalar da penguenler umre bile yapmazlar. Siz hiç zekat veren sincap gördünüz mü, ya da imam nikahlı zürafa.. Yalnız ben bir keresinde kelime-i şehadet getiren papağan görmüştüm ki o sayılmaz zira ezberlemiş öylesine söylüyor. Gerçi bir çoğumuzdan daha hissederek söylediğini iddia ediyordu papağanın sahibi yobaz adam ama her neyse.

Efendim bu hayvanlar için öte dünya da yok. Bakmayın siz maymunlar cehennemi dedikleri yalnızca bir film, eşek cenneti diye de bir yer yok.

Ama insan öyle mi ya..

İnsan konuşur anlaşır, düşünür taşınır. Şimdi biz nece konuşuyoruz? Türkçe! Demek ki ibadetimiz da Türkçe olmalı. Niye? Zira çalışmak ibadettir! E biz Arapça mı çalışıyoruz? Hayır, Türkçe hatta Fransızca, Almanca, İngilizce.. Yani şimdi bu çalışmalarımız kabul olmuyor mu? Haram mı kazanıyoruz?

Bir insan hangi dilde yardım ister? Yardım isteyeceği merci hangi dilden anlıyorsa o dilden, e Rabbimiz de Türkçe anlayamayacak mı haşa..

Haa ama bazı tartışmalar da çıkmıyor değil. Mesela biz tavla oynarken demin bahsettiğim arkadaşla tartışmaya başladık, o diyor şöyle ben diyorum böyle, kendisi açtı Kuran’ı okudu, ben de açtım bendekini okudum, birbirini tutmuyor, bir başka arkadaşa açtık sorduk, onunki hiç tutmadı.. Efendim meğerse benim Kuranım Fransızcadan tercüme imiş, arkadaşınki Almancadan, telefon açtığımız ise direk Arapçadan okumuş..

“Şimdi ne olacak?” dedik.
Aziz kardeşlerim, insan düşünerek her şeyin doğrusunu bulabiliyor; Telefondaki Arapçadan Kuran okuyan arkadaşı kınayıp, alay edip, telefonu yüzüne kapadıktan sonra, birbirimize bakıp dedik ki, şu an dünyada en yaygın olan dil İngilizce o zaman biz bu Kuranı İngilizceden okuyalım.

Ya, aklın yolu bir, bir daha aramızda bir tartışma çıkmadı, zaten kitapta ne yazdığının ne önemi var onunla amel etmedikten sonra değil mi? E bu kitap da doğrusu bize pek hitap etmiyor, gökten indiği sanılan şeylere göre yaşayacak değiliz tabi, Allah bize akıl vermiş, beyin vermiş. Çalma çırpma, kalp kırma, kimseye zararın dokunmasın tamam işte. Zaten burada amaç kamu düzeninin sağlanması ve daha güzel bir dünyada huzurlucana yaşamak değil mi?

Şimdi bu namaz olayında Kıraat diye bir mesele var orada Allahın kelimelerini tekrar ediyorsun. Yani dua değil! Ayet okuyorsun, o yüzden orijinalini söylemen gerekiyor dedi telefonda görüştüğümüz münasebetsiz arkadaş. Ben de dedim ki “Yahu kardeşim, sen ne dediğini bilmedikten sonra, demenin ne hükmü var, söyle Türkçesini O anlamaz mı? Hatta yere kapanmana gerek var, Rabbinin ihtiyacı mı var buna, git efendi gibi otur koltuğuna, adam gibi, Türk gibi, konuş dertleş, namaz bu işte”.. Ben mesela her gün 1 vakit yani yatarken, 1 kadeh konyağımı alır geçerim kütüphaneye orada içerken dertlenir ve dertleşirim tanrımla.

Bunlar kültür ve birikim meselesi sevgili dostlarım. Her gün camiye gidip namaz kılacağına git bir fakire kruvasan ikram et daha sevap değil mi? Bir gün zeytinli bir gün çikolatalı bir gün labneli.. ne güzel..

Şimdi bu namaz Türkçe olsa herkes koşa koşa camiye gitmez mi? Gider, burası Türkiye..

Hele şu ezan meselesi! ne diyor hiç anlamıyorum, bence ezan zamanı koysunlar bir rahmetli Nat King Cole, insanların ruhu beslensin.. Sesse ses, makamsa makam.. Nasıl ezanı anlamıyorlar, bunu da anlamayacaklar ama nerede bizde o zarafet, estetik..

Şu camilere ayakkabı ile girememe durumuna hiç değinmeyeceğim daha bu konuda konuşabilecek kadar evrimleşmedi halk.

Şimdi biz böyle milliyetçi ve maneviyatçı olunca bu yobazlar korkuyorlar tabi, diyorlar ki din elden gitti.. Din elden gitti tabi, yıllarca tahakkümünüz altına almışsınız dini o örümcek kafanızla, böyle aydınlar çıkınca kaçacak yer arıyorsunuz. Aman siz rahat olun değerli dostlarım biz sağ oldukça sizin bütün mukaddes değerleriniz teminat altındadır. Biz kimselere fırsat vermeyiz, her konuda olduğu gibi bu konularda da aydınlığımızın ziyası gözleri kamaştırır ve üzerimize düşen aydın sorumluluğunu layıkı veçhile yerine getiririz.

Çalışmak ibadet, güzele bakmak sevap..
Her yer cennet, aynen devam

Saygı ve sevgilerimle


Muhterem Ahmet Nejdet Kompüter Hocaefendi,

Üstad-ı Azam, Mübeşşir-i Diferansiyel, Eski Çekoslovakya Vaizi ve Hutbe İratçısı

10月7日

Yıpratılan ordu ve yıpratanlar..!

Bu ülkede halkı askerlikten soğutmak diye bir suç tanımı var, TSK’yı küçük düşürmenin, iftira atmanın bir cezası var. Orduyu yıpratmanın da bir cezası var.

Kimler yıpratır orduyu? 

Sevmeyenler, düşmanları  ve nemalananlar...

İlk iki durum mantıklı, üçüncü durum ise oldukça aşağılayıcıdır ve hiç konuşulmaz, zira zaten köşe başlarında genellikle onlardan vardır ve onları yaptıkları sahte “TSK yıpratılmasın!” uyarılarından tanırsınız. Düşmanın düşmanlık etmesini garip karşılayamazsınız ama kendi bünyenizde hain oldu mu yıpratmanın en alası ile karşılaşırsınız, alacağınız tahribat çok yüksek düzeyde ve derinlere kök salmış olabilir.

Boş LAW silahına basın toplantısı düzenleyerek “boru” diyen Genelkurmay başkanına dolu LAW silahını gösterip “PAŞA, BUNLAR DA BORU MU?” Diye soran Vakit gazetesi aslında orduyu yıpratmaz, yıpratamaz. Aklı sıra Ergenekon davasını sulandıracağım, olan biteni hafif göstereceğim diye uğraşan paşa ise yıpratır. Cezalandırılmalıdır. 

Dağlıca’daki karakol baskınını “Ordu baskını biliyordu” diyerek manşetlere taşıyan Taraf gazetesi orduyu yıpratmaz, yıpratamaz. Ama gazeteyle cidalleşip, sağlıklı bir açıklama yapabilmekten uzak, her cevabı yalanlanan, üstelik de yanlış bilgilendirilen ve de kamuoyunu yanlış bilgilendiren bir Paşa orduyu yıpratır. Cezalandırılmalıdır. 

Cihan haber ajansı muhabirini helikoptere almayan ve üstelik Doğan Medya mensuplarını taşıyan komutan bu orduyu yıpratabilir! Bunun haber yapılması yıpratmaz. -4 derece sıcaklığı 14 derece okuyan Genelkurmay başkanı da hakeza… Ne kadar yazık.. 

Bu ülkede “ORDU YIPRANIYOR”  diye bağıranlardır asıl orduyu yıpratanlar. Dikkatlice bakın ve hareketlerini izleyin. Ordunun içinde ordu kurmaya çalışan teğmenler yıpratmıyor da gazeteciler mi yıpratıyor orduyu? 

Hayır, gazeteciler yıpratmıyor, gazeteciler ifşa ediyorlar yıpratanları, o yüzden yıpratanlar akreditasyon diye bir şey uydurmuşlar ve halkı bilinçlendirmeye çalışan habercileri içeri almıyorlar, ne güzel, ne komik, ne kadar acınası.. 

Size ordu yıpratmanın en güzel örneğini vereyim mi? 

Halk her şeyini askerine verir, evladını verir, malını verir, gerektiği yerde gönüllü yazılır canını verir. Zafer kazanılır, düşman yurttan kovulur, bayram ilan edilir.. 

86 yıl sonra o asker olduğunu iddia eden kişi, o ruhun devamı olduğu yalanını sallayan kişi, kutlama resepsiyonuna senin başkanının karısını almaz, nezaketen de olsa davet etmez.. Bu ne ilkellik, bu ne yobazlık, bu ne görgüsüzlük, bu nasıl centilmenlik hatta insanlık deme ha..! Deme, zira karısı davet edilmeyen başkomutan da gıkını çıkarmaz zaten, bir nevi bu ilkelliğe ortak olur.. 

Biz askeriyeye peygamber ocağı derken, o ocağı sahiplenenler de alerji oluyor. Balolarda kadeh tokuşturan bir takım sanıkları (Ergenekon Terör Örgütünün sözde bazı militanlarını) görünce bir kez daha düşündüm. İşte Ordu böyle yıpratılır. İşte halk askerlikten böyle soğutulur, işte halkla elitler arasında seçim yapan ordu bu olmalıdır.. Halkına sırtını dönmüş, sadece şehit, gazi ve vergi isteyen bunun dışında yüz çeviren bir ordu kurmak mıydı bazılarının hayali?.. ama tebrikler başarıyorlar.. Ve bunu ifşa eden habercileri akreditasyondan çıkarıyorlar.. 

Bu yıpratma harekatı  cezasız kalmayacak ama.. Fenerbahçe ordu evinden generaller çıkarılırken anladık zaten, hat kopmuş.. Tepede çok büyük çatışmalar yaşanıyor demek ki, demek ki filler tepiniyorlar ve inşallah çimenler zarar görmeyecek bu sefer.. 

Milletin gözbebeğini yıpratanlar ceremesine de katlanacaklar..

Bakın dikkat edin, biz ahmak değiliz:

“Güçlü ordu, güçlü Türkiye” mesajını aldık TSK’nın..

Ve daha gür sesle diyoruz ki, ordu güçlü olursa Ülke güçlü olmaz, bununla ancak 16 yaşındaki Latin Amerikalı faşizm özentisi ergenleri kandırabilirsiniz..

“Türkiye güçlü olursa, ordusu da güçlü olur..” Bu budur!

Bir ülkenin güçlü olması güçlü eğitim, maliye, sosyal güvenlik kurumları ile olur, eğer bunlar güçlü olursa ancak ordu güçlü olabilir.. 

Yoksa kendi paşasına suikast düzenler, kendi zırhlısını batırır, başına çuval geçirilirken sus pus olur, ilkokul talebelerinin okudukları ilahilere kükrer meydanlarda tank yürütür, kendi döşediği mayınları bile temizleyemez, hatta kendi genel kurmay başkanını bile yanlış bilgilendirip yönlendirir, Allah korusun, değişik ideolojilerin oyuncağı haline gelir, dış servislerin maşası olur.. Allah muhafaza kimse böyle bir orduya sahip olmayı istemez, herkes ister ki ordusu güçlü olsun, aklın mantığın yolu budur. 

Bütün bu yukarıda saydığımız olumsuzlukların bu ülkede olmaması için önce Güçlü Türkiye gerekir. Bunun için bazı tabuların yıkılması gerekir. Orduya sadakat şerefimizdir diyenlerin beyinlerine sokmak lazım “SADAKAT ÜLKEYE VE MİLLETE OLUR” orduya sadakat, maliyeye sadakat, bankaya sadakat, sağlık kurumlarına sadakat olmaz.. olur da bunu ifade etmek saçmadır.. Mensup olduğun kuruma sadık olmazsan zaten ajansın demektir. Ama insan ajanlığı da sadakatle yapar değil mi? 

Son olarak diyelim ki, orduyu yıpratanlar o eski amiral gibi rezil edilerek cezalandırılsa, ordu da güçlenir..  Buna emin olun. Bundan da her Türkiye Cumhuriyetinin şerefli vatandaşı mutlu olur, onur duyar.