Sunusi Fazil 的个人资料S:N:S:Y // CİDDİYET günl...照片日志列表更多 工具 帮助
12月28日

Mehmet Akif Gençliği'nden

Özlenen ve Mazi Olmuş Münevverler,
 
26 Aralık, soğuk bir kış günü, taşın üzerinde bir mefta. Nemli, ahşap tabutun üzerinde ne bir bayrak ne bir örtü. 1936 yılının en acıklı gününde bir garip Hakk'a yürümüş. Cenazesinde cami cemaatından bir kaç kişi. Ne bir polis, ne bir resmi görevli, ne bir halk temsilcisi.
 
Ölen, TBMM'nin ayakta alkışladığı, istiklal marşının yazarı, milli tefekkkür adamı Büyük Akif'tir. Bir anda, ıslak sokaklarda yankılanan ayak sesleri ile birlikte sadece hissedebilen vicdanların çağırdığı yüzlerce üniversite talebesi cami bahçesinden içeri girer ve üniversiteden aldıkları büyük al bayrakla kucaklarlar tabutu. Ebedi yolculuğuna tamda istediği gibi "ASIM'IN NESLİ" ile çıkar Mehmet Akif Ersoy. Yaşadığı gibi ölür. Vaadedildiği gibi. Yıllar sonra bir sokakta çöp tenekesinin yanında, kim bilir, belki ekmek ararken soğuktan donarak ölen fakir oğlu gibi. 
 
Onun her köşe başında heykelleri yoktur. Yasalarla sevilmez sevenleri tarafından, her hangi bir korunması da yoktur kanunla. Hatırlanmak için betona, soğuk metal yüzlere ihtiyaç duymaz. O bir heykel dikmiştir, tam kalbimize kimse söküp atamaz.
 
Cumhuriyet'in, Milliyet'in, Halk'ın ne demek olduğunu bize o belletti.  Bizim ağzımızdan seslendiği Sancak'la, Bayrak'la konuştuk, "Kahraman ırkıma bir gül"'le yatıştırdık celallenmeyi hak edeni. Vatan sadece "ana" değil "yar" oldu onunla. 10 yıllık gönüllü sürgünüyle Ankara köprülerini atıp sadece Cumhuriyetin ve cumhurun adamı olduğunu anlattı sessizce.
 
Bugün ASIM'IN NESLİ bangır bangır haykırıyor İstiklal marşını 10.yıllara inat. "Ankara'ya rağmen milletindir bu devlet bu cumhuriyet" der gibi. Egemenlik kayıtsız şartsız kimindi?
 
"Ey Türk Gençliği, Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur" diyerek bizlere seslenen Atam'ın, ihanet çemberi ile kuşatılmış, Dolmabahçe'de, yalnızlıklar içerisinde haykıran sesinde saklı olan umudun kitaplaşmasıdır "İstiklal Marşı ve SAFAHAT".
Türk olmak ve Türk kalabilmek adına okuyun ve okutun.
 
İşte Cumhuriyet'i kuranlar ve gerçek sahipleri, özlenen ve mazi olmuş gerçek münevverler, Cumhuriyet adına kan ve mürekkeple savaşanlar, Mustafa Kemaller, Mehmet Akifler, sizleri, tek tek hepinizi rahmet ve minnetle anıyoruz.
 
BOSTANCI 99'ERS
 
Listed on BlogShares
12月20日

Liberal Gözüyle Ulusalcı ve Laikçi komploları

Ulusalcılık ve Laikçilik Nasıl Vatan Hainliği Olur?
 
Türkiye'nin eski paçavralarından Hürriyet Gazetesinde çıkan Uğur Dündar ve ismi kendisi kadar önemsiz bir kadın tarafından yapılan, adına haber denen provakasyonu görmüşsünüzdür. Tesettürlü doktor erkek hastayı muayene etmemiş. Tabi haber derhal hem de bütün merciler ve habere konu olan kişiler tarafından şüphe götürmeyecek şekilde yalanlandı. Konya Numune Hastanesi'nde böyle bir olayın yaşanmadığı gerçek. Ülkemizde artık muhafazakar bir basın da yer aldığı için bu haberler yalanlanabiliyor, buna liberal görüşlü demokrat ve objektif haberciler de eklenince, medya eskiye oranla artık daha az provakasyona alet oluyor.
 
Fakat çarşaflı bir teyzenin laik kadın başhekim tarafından hastaneye kabul edilmemesi sonucu öldüğü haberi doğru. Bu yalanlanmamış haberi ise sadece Vakit gazetesi verebilirdi. Netekim öyle oldu. Geçtiğimiz senelerde cereyan eden ve Vakit Gazetesi gibi benzer misyon gazetelerinde manşetten verilen, bazı ulusal gazetelerde iç sayfalara sıkıştırılan bu haber, "malesef" kimse tarafından yalanlanmadı. Ülkemizin acı gerçeği; Sivas'ı yakıp müslümanın üzerine atan derin devletten tutun da, çarşaflı diye yaşlı teyzeyi ölüme terkeden Laikçisine kadar herkes Müslümanın üzerine saldırmakta ve bunu çağdaşlık olarak görmekte. Bu ülkede katiller "hiçbir zaman" müslüman olmadılar ama, bu gerçek hep göz ardı edilir. "Ben Kemalistim" diyen haysiyetsiz gazete militanı, nasıl suç işleyip provakatör oluyorsa, "Ben müslümanım" diyen hizbullahçı (türk hizbullahı) maymundan tutun da ibda-c'li teröristine kadar bu cenahtan da provakatörler aslında omuz omuza bu ülkeye karşı savaşıyorlar. İşin garip yanı, laikçiler, sanıldığının aksine medeni değil daha çok kan dökme meraklısı. 70 yaşında, buruşuk dudaklarına kıpkırmızı ruju sürerek akbaba pençesine benzeyen ojeli elleri ve dökülmüş ama boyalı saçlarıyla ilkel dünyanın canavararı gibi her sokakta karşınıza çıkabilecek laikçi kokonalarına bir sorun "bu sıkma başları ne yapalım?" diye, en renkli fantazilerini dinler ve bana hak verirsiniz. Bu insancıkların Atatürk'ten tek anladıkları "rakı ve leblebi", cumhuriyetinden anladıkları "baloları ve 10.yıl marşı", ilkelerinden anladıkları "devletçilik ve laiklik", devrimlerinden anladıkları "kılık kıyafet devrimi"... Cumhurbaşkanı'nın eşinin geçtiğimiz günlerde ödül vererek onurlandırdığı, büyük İslam düşmanı, kapalıları fahişeye benzeten gudubet, Muazzez İlmiye Çığ gibi dinazorların çağdaşlıktan anladıkları ise "bedava fahişelik ve jigolo kültürünün ailenin içine bile rahatlıkla nüfus edebilmesine fırsat sağlamak". İşte bu kadar halkına yabancı ve bir o kadar da düşmandır bu militan laikçiler.
 
Hürriyet Gazetesi (adı böyle olduğu için gazete diyoruz), kurulduğu günden beri bu ülkenin müslümanlarına hakareti ve iftirayı borç bilmiş bir paçavradır, Türk basın tarihi bunun sayısız örnekleri ile doludur. Türevleri de vardır. Mesela "mini eteği yüzünden diri diri yakılan kız" haberini yapan Milliyet Gazetesi gibi. O olayda da Almanya'da yaşayan bir kızın bir almana kaçması sonucu işlenen bir töre cinayeti haberi, derhal müslüman yobazlığı şeklinde tevdi edilmiş ve provakasyon sağlanmıştı. Bu gazetelerde sistemli bir şekilde bu haberler hergün verilmekte ve hemen hergün yalanlanmaktadır. Bu sayede toplumdaki cahil sol görüşlü insanlarda bir nefret hissi yaratılmaya çalışılmaktadır zira sağcılar bu haberlerin yalan olduğunu zaten bilir. Ama dinsiz olduğundan habersiz, kimliğinde öyle yazdığı için, kendini müslüman zanneden bir grup cahil köşe yazarı bu haberleri alır, birbirlerine hava atmak ve sözde hayat kalitelerini yansıtmak için kullandıkları köşelerde "bir viyana gezisi" hatırasının hemen yanında kıt beyinlerinin yorumcuklarıyla beraber veriverirler hemen. Leş bulmuş sırtlan gibi saldırırlar yalan haberin üzerine ve her damla mürekkebini emerler bir vampir gibi. Ve her gün sistematik olarak size sunulan bu haberlerden "ateş olmayan yerden duman çıkmaz" diye, icad ettikleri, pisliğin misli bir zihniyetin sözünü (benim atam böyle bir şey demez) kullanarak, beyinlerinizi yıkamaya çalışır ve sizden de benzer yorum beklerler. Halkla köşe yazarının arasındaki uçurumun nedenidir bu yaşadıkları hayal dünyası. 1000. yalan haberden sonra artık inanırsınız Cumhuriyet Gazetesine, inanırsınız imamın eşek çaldığına. Bir süre sonra kiraladığı ata tecavüz eden tarım mühendisini, din görevlisi zannedersiniz. Müjde! artık laikçi bir cahil olarak siz de paranoyak oldunuz!
 
Konyadaki haber "uydurulduğunda" Laik yobazlar, haberin yalanlanacağını bildiklerinden ellerini çabuk tutarak ekşisözlük gibi sitelerde büyük bir aceleyle tesettüre ve tesettür zihniyetine yani İslam'a kinlerini kusarak deşarj olma yoluna gitmişler toplumun bilinçsiz pop kültürlü bireylerini doldurmaya çalışmışlar ve en sistemli beyin yıkama ritüelini gerçekleştirmeye "çalıştırılmışlardı". Hemen akabinde, haberin yalanlanması sonucu "tamam, yalanlanmış, olabilir, ama bizim duymadığımız görmediğimiz ne olaylar var!" deme yüzsüzlüğüne sarılıp basiretsizliğin son örneği olarak, ne kadar aşağılık bir zihniyete sahip olabilecek bir kapasitelerinin var olduğunu ispatlamışlardı. Bütün bunlar ne kadar haklı olduğumuzu "malesef" ispatlıyor.
 
"İrtica geliyor önlem alalım" diye havlayan bu köpeklerin asıl, yani kişisel amaçlarının ne olduğunu anlamak zor. Zira yaptıklarının tek maksadı İslam'ı ve Müslümanları kötülemek, yani kötülemek araç değil amaç. Bundan daha başka bir çıkarları yok. Ne daha fazla para kazanabilirler, ne de daha güvenli bir ortamda yaşamlarını sürdürmeyi sağlayabilirler. Bu ülkede yaşamalarını istemedikleri "tesettür yandaşı insanları" gerçekten de öldürüp bitirseler, şöyle bir topluluk olarak çok kısa bir süre varlıklarına "belki" devam edecekler: Tecavüzcü, ayyaş, iftiracı, komplocu, katil, kapkaççı, soyguncu, hortumcu, dalavereci, ahlak düşkünü, dinsiz imansız bir toplum... İnanın leşin üzerinde birbirlerini yiyen asalak ciğer kurtları gibi, sömürecek birşey kalmayınca kendilerini de becerip en sonunda yok olup gidecekler.
 
Tabi bazı dürüst, iftira atmayan ve düşündüğü gibi yaşayan laikçileri tenzih ederiz, ama onlar da o kadar azlar ve sessizler ki zannedersek önce olan onlara olacak. Zira önce beyaz kirlenir.
 
Bu ülkede farklı düşünen insanlar hep vardı ve var olmaya devam edecek. Zira bu ülkenin aklı selim liberalleri CHP'lilerden daha fazla. Türk insanının solculuğu değil ama liberalliği bunun teminatıdır. İsteyen müslüman olur, isteyen hristiyan hatta dinsiz. Kimsenin kimseye iftira atabilme ehliyeti ve ruhsatı yok. Buna "prim tanıyanlar" ise tek kelime ile en aşağılık "piç"lerdir, zira ne soyları ne sopları bellidir. Soyunu sopunu gizleyen veledi zinanın, maksadı da bellidir zaten.
 
Güruhta bir amaçsızlık olduğundan bahsetmiştik, ama bir gerçek var! Bu güruhu destekleyip pohpohlayan "cumhuriyetin ve Atatürk devrimlerinin yılmaz bekçisi" süsü verilenlerin bir amacı var. O da bu ülkeyi kutuplara ayırıp bölgede istikrarsız bir anarşi ortamı sağlamak olabilir. Bundan elde edilecek gelir inanın çok fazladır. Bu kisveye bürünüp elde edebileceğiniz rant, müslüman gözüküp de elde edebileceğiniz ranttan çok daha fazladır sonuçta. Bir düşünün, bu ülkede cami olsa yıkılır ama Atatürk büstü yıkılamaz. Cami yapılması tartışılır ama heykel yapılması tartışılamaz, Sultanbeyli'nin ortasına dikilir. İşte doğal olarak böyle bir manevi kutsiyetin istismarı da bol olur. İslam'ın içine girmeye çalışan sapık tarikatler gibi sapık kemaliz yanlıları da vardır, peki bunun Mustafa Kemal ATATÜRK ile bir alakası var mıdır? Beni kahreden, en galiz küfür ve baddualarla haykırmama sebep olan nokta işte bu noktadır.
 
Mevcud vitrindeki komplocu faşist provakatörlerin Atatürkle ve Atatürk devrimleri ile uzaktan ya da yakından herhangi bir ilgileri, rabıtaları ve aşkla sadakatleri hatta sevgileri bile bulunmamaktadır. Atatürk'ü yıllarca sömüren bu zihniyet ile Atatürk zihniyeti, birbirinden tamamen ayrı, farklı, ve bağımsızdır. Ulusumuzun varlığını borçlu olduğumuz Atatürk ve silah arkadaşlarının akibeti ya Dolmabahçe Sarayı'nda yalnızlık ya da milletin sinesinde devletten uzakta toprağa dönüş olmuştur. Bu kalantor işbirlikçi vatanhainleri, Atamız sağken de vardı. Kimi Atatürk'ün hışmına uğrayarak ortadan kaldırıldı kimi ise senatörlükten atıldı, ama kapanan mason ocakları gibi geri gelmesini bildiler, ve yıllarca hiçbir engellemeyle karşılaşmadan hem Atatürk'ü hem de bu aziz milleti sömürdüler.
 
Uyan artık Türk milleti..! Vatanına, milletine, dinine, demokrasine, Atatürk'üne, parlamentona, oyuna ve senin için uğraşıp didinen başbakanına sahip çık. Artık evladını korumasını da öğren. Başbakanını önce bu iftiracı militan laikçilere karşı yalnız bırakma, sonra da etrafındaki gözü dönmüş yalakalardan ve rantçılardan kurtar.
 
Allah bizi Müslüman gözüken dinsizin ve Müslüman gözüken para tapıcılarının şerrinden korusun, diğerleriyle başa çıkabilecek kadar imana biz yine O'nun izniyle zaten sahibiz.
 
 
12月1日

İnsanları tanıyalım köşesi 1 - Eşlerini Aldatanlar

Karısını Aldatan Adam
 
İçimden geldi ve insanlığa bir hizmet daha sunayım dedim. Bu bölümde gezegenimizde yaşayan insan türlerini inceleyeceğiz. Magazin basınından da takip ettiğiniz gibi (ki daha önceki yazılarımın birinde magazin gazeteciiğini anlatmıştım bkz. http://sunusy.spaces.live.com/blog/cns!41C3FF5B82A294FD!745.entry ) bu insancıklar insanoğlunun hastalıklı bir türüdür. Tedavileri mümkündür fakat zordur. Biz ise burada tedavisi ile değil teşhisi ile ilgili yazıyoruz. Evet, bu insanlar kimdir ve rastlayınca neler yapmalıyız?
 
Erkeğini aldatan kadından bahsetmeyi etik olarak uygun bulmuyorum. Zira kadın doğurgandır, anaç özellikleri sayesinde ne kadar dejenere olursa olsun bir noktaya kadar evine sadakatla bağlıdır. Toplum, kadını bu işlerde zaten hoş görmediği için bu konuda yazmak yersiz olur. Bizim derdimiz artık olağan karşılanan, giriftleşmiş bir yara olan erkeğin karısını aldatması olacaktır.
 
En kaba tabirle, bu tip insanlar, aslında insan müsveddeleridir. İnsan ahlaklılığın en temel kavramları olan onur ve gurur bu insanlarda malesef bulunmaz. Yalnız burada bir hususu karıştırmamak gerekiyor. Burada aldatmaktan bahsediyoruz, eşin haricinde bir başkası ile ilişkiye girmekten değil. Dolayısıyla bunun sınırları vardır. Her ilişki aldatma olmayacağı gibi her aldatma da illa ilişki demek değildir. Öyleyse aile olmanın en başına gelerek aldatmanın sınırlarını da belirlemiş olalım.
 
Adam bir bayanla evlenmek için sözlenir, bunun öncesinde tanışma ve ikna olma ardından ikna etme süreçlerini geçirir. Ardından nişan yahut direk nikahla aile olduklarını ilan ederler. Aile olmanın iki tarafa da getirdiği bazı sorumluluklar vardır. Bunlar evlilik öncesi verilen sözlerle belirlenir. Bir işe başlarken ortağınıza dönüp "valla billa ortak şirketimizin malını paraya çevirip hesabıma aktarmıyacağaım" demezsiniz. Zira ortaklık zaten belirlenmiş esaslara göre sorumluluk, risk ve kar paylaşımıdır. Evlilikte de insanlar birbirlerine söylenmesine gerek olmayan şeyleri söylemezler. Mesela mantıken evlenmek üzere tanışıldığında "cinsel ihtiyaçlarını karşılayacağım" denmez. Biri size bunu diyorsa bence derhal kaçın.
 
Adamdan eşini tanımlamasını isteyerek dürüstçe verilecek cevaplardan onun ne tür bir insan olduğunu ve ne gibi bir evlilik ahlakına sahip olduğunu anlayabilirsiniz. 
 
Örnek eş tanımı 1: Kaşık düşmanı, eksik etek, çocukların anası
Örnek eş tanımı 2: Evdeki Kadın, aşkım, yengen, zilli, şişko, benimki
Örnek eş tanımı 3: Emanet, dost, ortak, mücevher
 
Örnek 1'deki adam genelde karısını aldatmaz, para kazanmakla meşguldür muhakkak, hayatı iş olmuştur, eve gelince yemeğini yer uyur, uyanınca da çalışır.
Örnek 2'den korkun, zira bütün tanımlamalarında bir cinsellik vardır, ama beğenmişlik ama beğenmemişlik duygusu bu adamda çok fazladır. dolayısıyla dışarı karşı da bu cinsel bakışını sürdürecektir. Genelde aldatırlar.
Örnek 3 ideal gibi gözüküyor çünkü burada bir farkındalık var. Bu kişiler büyük oranda dindarlardır. Dolayısıyla ölçülü hareket etmeleri beklenir, aldatırsa sürpriz olur ama imkansız da değil tabi ki.
 
işte size bu farkındalığı göstermekti asıl amacım. İnsan karısının kim ve ne olduğunu farkettiği zaman eğer içinde Allah korkusu da varsa aldatması mümkün değildir, velev ki yanlış bir evlilik yapmış olsun.
 
Aldatan adama gelince,
Bu insancığı tecrit etmeniz sizin faydanızadır. Aldatan kişinin kimi aldattığına dikkat edin, eşini aldatıyor, bu eş sözcüğünün üzerinde biraz durun. Hayatının ortağı bundan sonra hayatını beraber geçireceğine söz vermiş kişi. Aralarında kanbağı olmadan akraba olanlar dostturlar değil mi? Çocuklarla arasında kanbağı var ama gerçekte karın senin akraban bile değil (genelde), öyleyse önce dostun sonra da doğal olarak sırdaşın, işte aldatılan kadın...
 
Emin olun karısını aldatabilen bir kişiden her türlü hayasızlığı ve ahlaksızlığı bekleyebilirsiniz. Bu insanları tecrit altına alın dedim zira bu güvenilmez insanlar eğer fırsatını bulurlarsa sizin karınıza bile göz koyabilirler. Onlar için aslolan cinsel tatmin ve heyecandır. Bu heyecanı eksik hissettiklerinde çözümünü de arayacaklardır. Siz karınıza güvensenizde huzurunuzun kaçacağı kesindir. Öyleyse bu insanlardan uzak durmak ve dostluklarını reddetmek yapılacak en doğru iştir. Eşine yalan söyleyen sizi umursamaz bile. 
 
Sonunda iş, psikolojik bir rahatsızlığa dönüşür. Bu adamların tek hevesleri macera yaşamak olmuştur artık, çıta giderek yükselir ve sınır tanımayacak bir boyuta gelebilir. Kendi karısını aldatabilen bir adamın aldatamayacağı kimse, söyleyemeyeceği yalan yoktur. Bu yüzden güvenilmez. İslam'da bu kişilerin şahitlikleri de hiçbir zaman kabul edilmez.
 
Öte yandan alkol kullanan insanların birbirlerini aldatmakla suçlamaları da anlaşılmazdır. Kana karışan alkolün, kanı bir anda sulandırması sonucu akışın hızlanmasıyla, fazla oksijenin hızla beyine ulaşması ve alkolün absorbe edilmesi sonucu kanda yüksek oranda şeker bırakması ile bu sefer kana koyuluk vermesi ve akışı bir anda yavaşlatması, alkolün sarhoş etmese dahi beyindeki bu anormal etkisi ile bazı dürtüleri harekete geçirmesi gayet normaldir. Alkol alan bir kişi aldatmakla değil, alkol almakla suçlanmalı. Bildiğiniz gibi bu yüzden, İslam'da sarhoş olmak değil bir damla bile olsa alkol almak yasaktır. Aldatanların çok büyük çoğunluğunun alkol kullanan bünyeler olduğunu da gözardı etmemeliyiz.
 
Hadis-i Şerif'le bitiriyorum: "Aldatan bizden değildir"
 
 
Sunusi F. ONAY