Sunusi Fazil 的个人资料S:N:S:Y // CİDDİYET günl...照片日志列表更多 工具 帮助
2月28日

İnsanın yaşlanmasına güzel bir örnek: Hıncal Uluç

Yobazlık yaşlanınca yükselişe mi geçiyor?
 
Takip ettiğim bir yazar Hıncal Uluç.
Çevremde ve değişik çevrelerde henüz herhangi bir sevenine rastlamadım.
Mantıklı ve realist düşünmek adına genelde bu adamcağızı insanlara karşı savunurken buluyorum kendimi. Herkes, çok şey hakkında fikri olan insanın ukala olduğunu düşünür. İnsanlar genelde karşılarındakini sadece tek bir konuda otorite olarak görmek isterler; yemekten, sinemadan, sanattan, spordan ve siyasetten bahsederken aynı anda otoriteliğe soyunmanız muhakkak yadırganır. Ne kadar hakkını verirseniz verin sadece bir ukalasınızdır ve görüşlerinize hep bir önyargı ile yaklaşılır.
 
Bu zatın tespitlerini ve yorumlarını dinlerken, söylediği şeylerin mantıklı olması yüzünden genelde avukatı kesiliyordum. Fakat, öyle bir hata yaptı ki artık ben bile avukatı olamam!
 
Bu hatayı aslında uzun süredir yapıyordu, ama bu sefer gaza gelmiş olmalı çünkü ölçüyü iyice kaçırdı. Özellikle son birkaç senedir o hep eleştirdiğimiz faşist laik dinozorlardan biri oldu çıktı Hıncal.
 
Kendini fazla önemseyen bir adam olmasını yaşına bağlıyordum..
Yaptığı doğru tesbitleri yerin dibine sokarcasına, o müthiş egosuyla insanları eleştirmesine, nezaketi bir tarafa bırakarak sorumlulardan yılışık bir şekilde küstahça cevap istemesine ve kendini sürekli kaf dağında görmesine de aldırmıyordum. "Ulan sen kimsin, sana cevap vermeye, seni adam yerine koymaya mecbur muyum lan ben" diyesi geliyor insanın!
 
Ama son yazısı her laik faşistte görmeye alıştığımız bir düzeysizlik ürünü. Belki de bu sayfaları sadece ben okuyorum, gazetenin koca sayfasını nasıl da işgal etmiş diyenlere inat. Ama yine de, önemsiz biri de olsa onun bilgisinde birinden beklemediğim satırları okudum bugün. Hem üzüldüm hem de cehaletine şaşırdım. Bir insan koca bir ömrü bu kadar mı boş geçirir kardeşim. Sporun her dalından, her sanat etkinliğinden ve sosyal aktiviteden anlayacağına birazcık dinini öğrenseydin ya be adam. Kendine faydası olmasa bile en azından cahilce konuşmaz, dindar adamı da üzmezdin bu kadar.
 
Ne demiş Hıncal da bu kadar üzülmüşüz?
Ürdün kraliçesiyle bizim başbakanın eşini kıyaslamış, kıyafet bazında (dış görünüş, kabuk her zaman önemlidir Hıncal'a göre)
Yazıda Ürdün'ü İslam devleti Kraliçesi olarak tanıtmış, bu en önemli hatası, zira Ürdün dandik bir ingiliz sömürgesidir, İslam devleti değildir. Kraliçeye Peygamber sülalesinden demiş, ki değildir, Haşimilerin gelini ve bir Arap'tır sadece. Her Arap'ı peygamber sülalesinden sanıyor, hem olsa ne olacak, Cehennemde sürünen Ebu Leheb'de peygamberin amcası değil mi? (çok bilmiş laikler "nerden biliyorsun" diyecekler, bkz. Tebbet suresi)
 
Cahillere yazdığı bu yazının gerçeklerini iyi bilir Hıncal, ama puan kazanmak adına böyle saptırır işte. Cahiller okusun da puan versinler Hıncal'a. Maksat açık saçık kendi halinde dolaşan Kraliçeyi övmek değil, bizim tesettürlü hanımla dalga geçmek. Diyor ki: "Birisi moda dergilerine girecek bir şıklık içinde.. Başına da bir eşarbı öylesine atmış.. Saçları, gerdanı açıkta.. Hayatı boyu hiç örtünmemiş. (marifet ya!)
Öteki tam bir Suudi Arap kadını.. sıkma başlı ve neredeyse çarşaflı.. Sonradan örtünmüş.. Hangisi, hangisi?" Yani biri laik Türkiyenin ikinci leydisi öbürü Ürdün İslam devletinin kraliçesi, kıyaslayın diyor. sonunda da ekliyor, densiz:
"Çok inançlı ve iyi bir müslümanım, kimse şüphe etmesin.. Ne var ki ben demokrat değil cumhuriyetçiyim. Tarikatçi tekkeci değil Atatürkçüyüm!.. Bu resimlere baktıkça içim kararıyor, kim ne derse desin!.. Pek çokları gibi!.."
 
Ya şimdi bir küfrederdim ben bu adamın dinine de, ben cumhuriyetçi değil demokratım, yani bana yakışmaz. İngilteredeki gibi demokrat bir monarşiyi bin kere tercih ederim faşist bir cumhuriyete (mesela Libya cumhuriyeti).
Sadece bir şey tavsiye ediyorum Hıncal'a ve diğer içleri kararanlara, çamaşır suyu içerlerse içleri beyazlar, olmadı tuz ruhu, hadi afiyet olsun" Milletin dinine saldırıp "Ben atatürkçüyüm" diyenler hesapta hedef gösteriyorlar ama yemezler. Kesin yalakalığı da açık açık söyleyin ne bok olduğunuzu, değil mi?
 
Sevgili Hıncal (kimin sevgilisiysen)
Senin çok inançlı iyi bir müslüman olmanı anlayamıyorum, anlamak da istemiyorum, neden anlatmak ihtiyacı hissediyorsun, söylediklerin İslam'a karşı oldu için değil mi? Senin neye taptığın ve ne kadar taptığın beni alakadar etmez ama kes sesini ve benim inançlarımın ismini verme o inandığın "dandik dine".
Biz Müslümanlar, kadının nasıl örtünmesi gerektiğini senden değil, moda kitaplarından hiç değil, bizzat Kuran'dan öğreniyoruz ve bizim ahirette yüzümüz kararacağına sen ve senin gibi gözü elalemin karısında olan aşağılık deyyusların içleri kararsın, razıyız.
Sen git de bir gör suudi kadını nasıl kapanıyor, neden bu kadar meraklısın onu da anlamadım ya, ayrıca kapanmak sadece suudilere değil tüm müslüman kadınlara emredildi, aç "dinimin" kitabını da bir oku, lazım olur, cahil cahil dolaşma.
Bizim kadınlarımız moda dergilerine girmek için uğraşmıyorlar, Allah rızası için giyinip örtünüyorlar, bana vereceğin örneklere ihtiyacım yok, Allah o kraliçeye de hidayet nasip etsin. (yalnız İslamda saltanat yoktur). insanların kafalarıyla değil kıyafetleriyle ilgilenenler aynı özeni yazın beygirlerle, karpuz kabuklarına da göstersinler, beraber kemirsin dursunlar.
Açıklar açık olarak rahat, kapalılar da kapalı olarak, ancak sizin gibi densizler hariçten gazel okuyorlar nedense.
 
Daha evvel Burhan Felek, Abdi İpekçi, Deve (çölaşan) gibi bir çok cahil gördüm. Herhangi bir dini bilmeden "mensubuyuuuuz, babamız hacı hoca" diye naralar atıyorlardı, ama bu adamcık biraz biliyordu bu dini, bu yüzden bayağı bir üzüldüm.
Yoksa söylediklerini kimsenin kaale aldığı yok, biliyoruz. Herkes ihtiyarlığına verip anlayışla karşılıyor.
 
Neyse Hıncal, yaş olarak benden bi 40 yaş büyüksündür herhalde, ama ben senin amcan sayılırım, lafımı dikkate al derim. Bizim töremizde büyüğe saygı esastır, ama büyüklük meslekle, makamla, yaşla olmaz, kafayla olur.
 
"Eğer inanıyorsanız üstün olan sizsiniz" Ayet-i Kerimesi geldi şimdi aklıma, bir de maide suresinde bir ayet var okuyunca titremiştim: "Allahın indirdiğiyle hükmetmeyenler, kafirlerin ta kendileridir.."
 
Sunusi F. ONAY
 
 
 
 
 
 
2月22日

Ölülerden Yardım İstemek!

TÜRBE VE KABİR FACİASI
 
Türk toplumunun bir fotoğrafını çektiğinizde her kesimde aşağı yukarı aynı manzarayı görürsünüz. Biraz mistik ve otantik inanışları olan, gösterişi ve abartıyı çok seven bir milletiz. Sağcımız solcumuzdan farklı değildir. Atatürk'ün dediği gibi "Biz Türküz, biz bize benzeriz".
 
Bu en çok Cumhurbaşkanı A. Necdet Sezer'in konuşmasında dikkatimi çekti. O konuşmayı alın bazı bariz detayları değiştirin her hangi bir fundamentalistin ağzına koyun, hiç yadırgamayacaksınız. Biri, iki sözün birinde "Yüce Atatürk" diyor, öteki "Yüce Allah" diyor. Tek fark bu, iki kesim de, kendi sözlerini kendi değerleri ile süslemeden ve hayat görüşünü yansıtamadan konuşamıyor. Bunu yadırgamıyorum, sadece tespit yapıyorum.
 
Sosyal hayatta da bu böyledir. İslamcı kesim en ufak bir olayda türbelere koşar, kemalist kesim de Anıtkabire (ya da en yakın Atatürk büstüne). Abartı bizim her tarafımızda var, paçalarımızdan akıyor. Dini inancımız olsun ya da olmasın "ölüleri bir türlü rahat bırakmayız". Şehidler ölümsüzdür! Devrim şehitleri de öyle! Bu konuda "Şehid" kelimesinin dini terminalojiye ait olması da önemsizdir. Dirilerin değerini bilmeyiz, ölenleri yüceltmede de sınır tanımayız. Atasözümüz de var: "Kör ölür badem gözlü olur"
 
Halbuki ne materyalist anlayışta ne de İslami anlayışta böyle bir olay yoktur. Materyalistlere göre ölen toprak ya da kül olur, İslam'a göre ise ölülerden yardım istenmez (fatiha suresi: Ancak sana kulluk eder, senden yardım umarız).
 
Bütün bu açılardan baktığımızda Kemalizm bir tarikattır diyebiliriz (abartanlar devletin dini kemalizmdir der, laiklik hikaye!). Dolayısıyla her tarikat gibi mistik ve din harici öğelerle birarada olması da normal sayılır. Birinin merkezi türbedir diğerinin Anıtkabir, birinin şeyhleri vardır diğerinin aydınları. İkisi de ölüleri (ya da şehitleri) rahat bırakmaz ve ikisi de bunu kendine otorite kabul ettiği inanışa aykırı olarak yapar (Atatürk'ün şu sözünü hatırlatalım: Çağdaş bir toplum için ölülerden medet ummak zuldür -aşağılanma ve zulümdür-).
 
Türbelerde mumlar yanar, çaputlar bağlanır, namazlar kılınır, zikirler yapılır. Bunlar neye aykırı olarak yapılıyor? Cevap: Peygamberin vasiyetine aykırı olarak!
Mekkenin fethinden sonra Resulallah Hz. Ali'yi bir taburun başına geçirerek sefere yollar, amaç bütün "yerden yüksekte olan mezarların" ve heykellerin dümdüz edilmesidir. Netekim görev tamamlanır ve çevrede bir tane türbe ve heykel bırakılmaz. Peygamber ölene kadar "Kabirleri mescid edinmeyin" buyurmuştur. Bugün türbelerin hali ortadadır. Birşeyi mescid edinmek demek illa orda namaz kılmak olarak algılanmamalı, mescid aynı zamanda toplanma ve cem olma yeridir!
 
Peygamber bir keresinde yolu üzerinde olduğu için annesinin mezarı şeriflerini ziyaret etmişti, ama hiç o maksatla yola çıktığını duymadık, mezarın üzerine bina da yaptırmadı. Zira ölen ölmüştür, kalbinizdedir, ona ulaşmak için kalbinize dönmeniz ve gönlünüzden geçirmeniz yeterlidir. Hatta islam dünyasında bu yüzden "Peygamberin annesinin mezarını ziyaret geleneği" bulunmamaktadır. Zira mezarlar sadece bir ibret alma yeridir, ziyaretin ölüye bir faydası olmaz.
 
Saygı gönülde ya vardır ya yoktur. Çelenk koyma ile, saygı duruşu ile, tavaf ile, rabıta ile saygı olmaz. Saygı ancak yaşamakla, kendi hayatı ile ispat etmek suretiyle olur. Devletini seven vergisini verir, vatanını seven ağaç diker yere, çöp atmaz, gerektiği zaman savaşır; Rabbini seven kulluk eder. Gezip dolaşmayla, boş konuşmayla sevgi saygı olmaz.
 
Bunları anlamayan insanlar yani gerçeği idrak edemeyenler, yağmur altında 2 dakika kıpırtısız durunca kendini vatansever zannediyor, ya da kandillerde kandil simidi almayla, aşure yemeyle cennete gideceğini umuyorlar.
 
Ölülerimiz, hayatlarıyla ve ölümleriyle bizlere yol gösterenler her zaman kalbimizde olmalı bizimle ilerlemeli ve ışıklarıyla yolumuzu aydınlatmalı, bizlerse onları alıp yolumuzun ortasına koyuyoruz. Sağcımızla solcumuzla hurafelere saplanmış durumdayız, yeter şu ölülerin bizden çektikleri.
 
Atatürk'ün (daha doğrusu Kazım Karabekir'in) çıkarttığı tekke ve zaviyeler kanununu bir okuyun derim ben. İşte ileri görüşlülük budur. Atatürk, "bütün türbeleri kapatın sadece benimki açık kalsın" demedi. Maksat türbe kapatmak değil ki, maksat insanları taassuptan kurtarmak. Bu iş de zaten kanunla olmaz. Eğitimle olur, cahillikten kurtulmayla olur. Türbeleri istediğiniz kadar kapatın, tekrar açtığınızda içleri dolacak mı insanlarla, bu önemli. Kapatmayla bu bilinci insanlara verebildiniz mi? Mevlana türbesini ziyaret eden adam eğer gerçekten müslümansa orada yapılan saygısızlığı görür ve bir toprak mezarın etrafını çevirmek, yatanı belirtmek koşuluyla o türbeyi yıkar! Ama nerde bizde o cesaret ve iman.
 
Demediklerimi de siz anlayın!
Evet, Kemalistimizle Dincimizle biz bize benzeriz. Doğru.
Hayatta en hakiki mürşid ilimdir, vallahi de öyledir, billahi de böyledir.
 
Sunusi F. ONAY     
 
2月14日

İslam Peygamberi Bir İnsan

Müslüman Olmayanlar için MUHAMMED (sav)
 
İslam peygamberi, annesinden Muhammed olarak doğdu ama peygamberliği 40 yaşında verildi. Bu yaşa kadar bebek, çocuk, genç ve orta yaşlı bir insan olarak çağını yaşadı. Ticaretle uğraştı, savaşlara katıldı, derneklerde bulundu, aşık oldu, koca oldu, baba oldu, bütün halkının güvendiği El-Emin oldu. Hayatı boyunca halkının arasında sıradan biri olarak yaşadı. Zengin değildi, okuma yazması yoktu, içki içmezdi, dolayısıyla eğlence meclislerinde de adı geçmezdi. El-Emin oluşu dışında bir popülerliği de yoktu. Hep mütevazi ve hep Rabbiyle beraberdi.
 
Herşey O'na 40 yaşından sonra peygamberlik geldiğinde başladı. Önce saklandı, sonra ilan etti. Onu seven arkadaşları sevmeye devam ettiler ve buna bir de "aşkı" eklediler. Sizin içinizden gelen, beraber çocukluk yaşadığınız, sizi seven, emniyet eden dostlarınızın bir zaman sonra "Anam, babam, canım sana feda olsun ya Rasulallah" demesi ne kadar zordur bilir misiniz? İşte böyle sevildi Peygamber ve gerektiğinde onu sevenlerle ölümlü savaşlara katıldı. Ülkesinden sürüldü, sevdiklerini kaybetti.
 
Bir başka ülkede, başka insanlar tarafından sevildi. Kendi ülkesini kurdu sevenleriyle. Çölün ortasında kerpiçten yapılan evlerin arasındaki mescidinde otururken arkadaşlarına İran saraylarının ve İstanbul'un müjdesini verdi. Ülkesinin ulaşacağı sınırları anlattı. Onun ağzından çıkan her sözü bir pırlanta tanesi gibi koruyup saklayan arkadaşları, birbirlerine müjdeyi fısıldadılar. İnanmayanlar ise alaylarına devam ettiler. Bugünün şartlarında bu sözler bir Afganın mağarasında New York'u müjdelemesi gibi algılanmalıdır.
 
Peygamber "Medine site devletini" kurduktan sonra civar ülkelere elçiler gönderdi. Giden elçilerin hiçbiri "Yahu ben ne yapıyorum? Daha yırtık olmayan bir kumaştan elbise giymemişim, bu sarayın kralına mektup mu okuyacağım, ve beni dinlemelerini mi umacağım" demedi. Gururla çıktılar kralların karşısına mektubu okudular, büyük bir cesaret ve onurla önce İslam'a davet ettiler, sonra meydan okuyup vuruşmakla tehdit ettiler.
Onlar inanmış birer mümin olarak peygamberlerine iman etmişlerdi, yahudilerin Musa'ya ve Davud'a yaptıkları gibi, "Sen ve Rabbin gidin düşmanla savaşın" demediler.
 
Bugün Müslüman olmayanlar, olamayanlar, inanmayanlar ve alay edenler; sadece baksınlar İslam'ın Peygamberinin hayatına. Ve başlarına gelmekte olan şeyi görsünler. Bu din Kendisi bizzat bir mucize ve devlet olarak insanlığa şeref verdi. İslam Mucizedir. İslam Peygamberi ve hayatı Mucizedir. Kur'an bütünüyle bir Mucizedir.
 
Mesajlar bu kadar açık olduğu halde: Bir "Bedevinin" 10 sene içerisinde kralları dize getirecek bir devlet kurup dünyaya hakim olmasına rağmen, şu an ki gafil müslümanların haline bakarak müslüman olmayanlar, başlarına gelecek korkunç sona hazır olsunlar.
 
Şüphesiz ki ahiret vardır. Bunu görmek isteyen baktığı her yerde görebilir. 
 
Tıpkı bugünün Amerikası ve İngilizi gibi -hatta belki de daha fazla- bir zamanlar Bizans ve Sasani imparatorlukları da kibirli idi.
 
Muhammed'i (sav) kabul etmeyenler, olaya dini açıdan bakmasınlar sadece; biraz tarih okusunlar. İmkasızların mümkün olduğunu görecekler. Bu apaçık bir mucizedir ve "her mucize bir uyarıdır".
 
Sunusi F. ONAY
2月8日

Dinler Arası Diyalog - Acaba Saçmalık mı?

Fethullah Gülen Misyonu ve Dinler Arası Diyalog
 
Bugüne kadar sayfamda genelde bulunduğumuz topluma karşı özeleştiri niteleğinde yazılar yazdım. Kabahati genelde toplum olarak kendi üzerimize aldım, zira şeytan şeytanlık yapmakla suçlanamaz. Çizdiğim mukaddesatçı ve "ölçülü milliyetçi" çizgimin gereğince, okuyanlar tarafından doğal olarak sınıflandırıldım. Fakat "mensubu edildiğim sınıftan" hiç memnun değilim, zira bu sınıfta saygı duyduğum hocalarım, fikir önderleri ve yoldaşlarım genelde dinler arası diyalog tezini saçma hatta islam'a ve milli değerlere karşı bir hareket olarak görüyorlar. Onların muhakkak kendilerine göre haklı gerekçeleri var. Fakat ben ise şiddetle tam aksi yönde, dinler arası diyoloğu destekliyorum.
 
"3 semavi din, 3 İbrahimi din ve 3 vahiy dini" adları altında 3 dinin mensublarının tek Allah'a iman etmeleri referans alınarak bir diyalog ortamı oluşturulmasının kesinlikle sonuna kadar taraftarıyım. Üstelik neyin ne olduğunu bilerek böyle düşünüyorum, yani benim de haklı gerekçelerim var:
 
Zira 3 din yoktur. "Allah indinde din Din-i İslam'dır" ayeti kerimesini hepiniz bilirsiniz. Dünyada tek din, tek vahiy dini, tek İbrahimi din vardır, o da İslam'dır. Gerisi yalandan ibarettir, din adına uydurulmuş ya da saptırılmıştır. Eğer böyle olduğuna inanmasak Müslüman olmazdık. İşte, ben buna rağmen bu diyaloğu destekliyorum!
 
Fikirlerine saygı duymadığınız insanlar, saygısızlık gördükleri zaman sizi dinlemek istemezler ve sizi terkederler. Fakat onları bir şekilde ikna edip karşınıza oturtabildiniz mi, artık gözü ve kulakları sizdedir. Karşınıza oturma amacı ne olursa olsun, konuştuğunuz zaman ister istemez sizi dinleyeceklerdir. Onların konuşmalarından ise korkmanıza gerek yok. Şu unutulmamalıdır ki, siz gerçeği konuşuyorsunuz ve yalnızca hakikatı söylüyorsunuz, onlar ise atalarının uydurduğu fikir ve kelimelerle konuşuyorlar. Eğer kendi dininizden şüpheniz yoksa diyaloğa da karşı çıkmanız saçmadır, anlamsızdır. Kendi laflarınızı sadece kendiniz dinlemeniz kimseye birşey kazandırmaz. Tebliğ de, İslamın cihad gibi unutulmuş şartlarından biridir. Tebliğ yapmayanın, yapana karşı olmasını sadece hasetlik olarak görüyorum. Ve bana göre "Diyalog" bir tebliğ ortamı oluşturmaktan başka bir şey değildir.
 
Diyaloğa karşı çıkış bence İslami değildir. Peygamberin, Medine yahudileriyle yaptığı anlaşmayı hatırlayın, faaliyetleri serbest bırakılan Mısırlı misyonerleri hatırlayın. Evet, belki de Rasulullah'ın müşriklerle Hudeybiye anlaşmasını imzalaması gibi, bizim de gücümüzü kazanana kadar kardeşlerimizi bir süre daha zinciler içerisinde bırakmamız gerekebilir. Bu hiçbirşey yapmayıp zincire mahkum olmaktan evladır. Anlaşma metninden itiraz üzere silinerek çıkarılan "Muhammed Rasulullah" yazısını hatırlayın. Hani Hz. Ali edebinden silememişti de Peygamber "o kelimeleri bana göster de sileyim" buyurmuştu. Şartların Müslümanları taviz verecek durumda bırakmaları normaldir, imtihandır. Bunu bu duruma düşerken düşünecektik. Şimdi atacağımız her geri adım "ileriye doğru atılacak yüz adım aşkına" olmalıdır.
 
Bu diyalogda taviz verilmesinin, Hz. İsa'ya iftira atanlarla saygı içerisinde aynı sofrada oturulmasının sebebi, onları aşkla ve şevkle sevmemizden değil, derdimizi anlatabilecek ve tebliğ yapabilecek ortamı sağlama imkanını ortaya çıkarabilmektir.
 
Siz içerde başörtüsü, türban, laiklik, demokrasi tartışmaları yaparken, Fethullah Gülen Hocaefendinin dünya çapında 1000 okul projesi ile İslam dini ve Türk kültürü tamamen siyasetten uzak bir biçimde yayılıyor, genişliyor. Yarın bu okulların öğrencileri dünyayı yönetmeye başlayacaklar ve o içi boş mason masallarını millete korku salmak için yazıp yayanlar hayrete düşecekler. Bir elli sene sonra inanmışlar dışında mesuliyet sahibi genç bulamayacaksınız, zira diğerleri şehvet, alkol ve uyuşturucunun batağında kıvranıyor olacaklar. Her türlü ahlaksızlık ve hayasızlıktan uzak bu gençler hem İslamın hem de insanlığın yüz akı olacaklar.
 
Diyaloğa gelince, bırakın onu da her sene 1 milyon dindaşını İslam'a kaptıran hıristiyanlık dünyası düşünsün. Siz kendi bindiğiniz dalı kesmeyin.
 
Hatta bu konuda misyonerliğe bile sıcak bakıyorum ve yasaklanmasına karşıyım. Rabbini ve dinini tanımayan müslümanın bu konuya ilgi duyarak hıristiyan olmasında bir sakınca görmüyorum. Zira bu konuya ilgi duyan kişi eğer ilgisini muhafaza edebilirse er geç doğru yolu bulur. Noelde şampanya patlatan ve bize yobaz diyen cahil müslümanın zaten bu kafayla bizim safımızda işi yok. Nicelik değil nitelik önemlidir. Bir hıristiyan her zaman bir ateistten ve "dinini bilmediği için dinsiz olduğundan haberi olmayan kimseden" evladır. Bugün içimizde kendini müslüman zanneden bir çok dinsiz bulunmakta, bu tamamen cahillikten kaynaklanıyor, eğer siz bu kişileri İslam ile doyurmazsanız onlar da açlıklarını başka bir din ile gidermeye çalışacaklardır. Hem (sözde milli eğitim politikalarıyla) Kur'an eğitimini yasaklayıp hem de misyonerliğe kızmak akıl alır iş değil. Eğer bu politikalarla ulaşılmak istenen agnostik bir toplumsa, bunu çok güzel başardığı kesin.
 
Unutmayın ki, "İslam" tek doğrudur. "Hak geldi ve batıl zail oldu, batıl her zaman zail olucudur" ayetine iman ediyorsanız, yani kendi dininizden şüpheniz yoksa, diyaloğa da karşı çıkmazsınız.
 
Bunu keşke aramızdaki bazı düşünme özürlüler idrak edebilseydi de böyle açıkça söylemeseydik, maalesef "Harp hiledir" hadisini hep hatırlatmamız gerekiyor, o zaman da çabalarımız sekteye uğruyor. Keşke insanlar konuşmadan önce düşünseler, fikir sahibi olmadan önce bilgi sahibi olabilseler.
 
Durumumuzu hep şöyle gördüm:
"Cılız düşman güçlenmek için cepheden kaçarken, galip komutan düşmanı kovalayıp yok edebilmek için kendi askerini ikna etmeye çalışıyor".
Bu tartışmalar bize sadece vakit kaybettiriyor. 
 
Sunusi F. ONAY
 
 
  
2月6日

Günümüz Müslümanları ve onların aşağılık zihniyetleri

Dinini Satan Müslüman
 
1900'lü yıllar, dünyadaki teknolojik gelişimin sayesinde artık yaşananları gelecek asırlara görsel olarak da aktarabilecek yıllar... Yaşanmış olaylara bugün bile gözlerinizle şahit olabileceğiniz imkanın ilk hasıl olduğu yıllar...
Biz de kahvemizi yudumlarken geçmişe ve bugünümüze bakarak İslam dünyasının nasıl bir çaresizlik ve satılmışlıklar içerisinde kıvrandığını daha rahat görebiliyoruz.
 
Bugün dünyanın hangi coğrafyasına bakarsanız Hristiyan zulmünü görürsünüz; akıllara durgunluk verecek bir acımasızlıkla, gittikleri her toprak parçasını kana bulayan ve rastladıkları kendilerinden olmayan her canlıyı sömürüp öldürmeye ant içmiş bir medeniyetin izine rastlarsınız. Peki bu kıyım nasıl olur, Hristiyanlar böyle bir güce nasıl erişirler? Kuşkusuz Müslümanların acizliğidir bu kuvveti ve cesareti hristiyanlara veren. Bu geçmişde böyleydi, günümüzde devam ediyor ve gelecekte de böyle olacak.
 
En kaba tarifle, bugün içimizde "Din savaşlarını" ilkellik ve geçmişin saçma bir hatırası olarak gören, durumun ciddiyetinden ve duygusallığından uzak Müslüman beyinsizler var. Zaten her devirde bu müslümanlar çoğunlukta olmasaydı Hristiyanlar bu kadar güçlü olamazlardı değil mi? Sonuçta bizi sömürüp zengin oldular ve ilmi gelişmelerine fon ayırdılar öyle mi?
Bizler haddinden fazla saftık ve hala öyleyiz. 
Mesela Avrupa Birliği'ni ele alın.
Sanki fırsat verilince anamıza bacımıza tecavüz etmeyeceklermiş gibi sınırlarımızı birleştirmeye, aynı ülkenin vatandaşları olmaya çalışıyoruz.
Sanki Fransa bundan 40 sene önce katlettiği milyonlarca Cezayirli müslümanın günahından arınmış, temizlenmiş ve medeni bir ülke olmuş, bir daha yapmayacak.
Sanki İngilizler ve İspanyollar artık İNSAN.
Sanki Almanlar, Portekizliler, Hollandalılar, Belçikalılar ve Danimarkalılar artık kalp taşıyor.
Sanki İtalyanların ellerinin kanı kurumuş.
 
Çok değil 30 sene evvel bu devletler milyonlarca müslümanı katlettiler. Üstelik hala katletmeye devam ediyorlar. Ama siz unuttunuz ve artık güveniyorsunuz. 10 sene evvel Hollandalı BM askerlerince tecavüz edilip öldürülen 2000 Boşnak'ı da unuttunuz... Sırp'dan, Hırvat'tan, Rum'dan bahsetmiyorum bile.
 
Sizin gibi kafasız bir müslümana nasıl örnek vermem lazım bilmiyorum ama şunu bir hatırlatayım. 1991 yılında Sırplar Hırvatistan'a girmiş ve masum (!) binlerce Hırvatı katletmişti. Bir kaç ay içerisinde Almanya Slovenya ve Hırvatistan'ı koruması altına aldı ve Sırplar aniden Hırvatları bıraktı ve bu sefer Hırvatlarla beraber Boşnakları kesmeye başladı. Hırvatlar, kendilerini katleden Sırplarla ortak olmuş geçmişe bir sünger çekip Müslüman avına başlamıştı ve 3 sene boyunca milyona yakın Boşnak'ı beraberce hepimizin gözünün önünde katlettiler. Ve biz çok üzüldük. Çok üzüldük salak Müslümanların katledilmesine, halbuki o Boşnaklar kardeşçe yaşayacaklarına inanıp kendi dinlerini satarak Hırvat ve Sırplara kapılarını kendileri açmışlardı. Tıpkı Filistindeki laik El-Fetih grubunun "rantlarının" kaçması üzerine yahudilerle diyaloğa girip Müslüman Hamas'a saldırmaları gibi, ya da Laik Çeçenlerin yıllarca zaferler kazanan Müslüman Çeçenleri Ruslara satmaları gibi. (Letonya, Estonya, Litvanya - Rusya örneği de var, Ruslar aniden onları bırakıp Azerbaycana saldırıp 10bin kişiyi katletmişti. Hatta şimdi aklıma geldi Azerbaycan Ermenistanı bozguna uğratınca Müslüman Elçibey darbeyle görevden alınmış yerine Rusya yanlısı laik mafya Haydar Aliyev geçmiş ve 30bin Azeri katledilmişti. -Hainlerimiz saymakla bitmez-)
 
ALLAH'U TEALA SİZE BOŞUNA MI EMREDİYOR KUR'AN'DA, be hey geri zekalı çağdaş müslümanlar!!!
MAİDE 51- Ey müminler yahudileri ve hristiyanları dost edinmeyiniz. Onlar birbirlerinin dostlarıdırlar. Sizden kim onları dost edinirse o onlardan olur. Hiç kuşkusuz Allah, zalimleri doğru yola iletmez.
İşte buradaki zalim kelimesi ile aslında kendine zalim olan akılsız müslüman kastedilmektedir.
 
Kızgınım, çünkü hala modern modern konuşan beyinsizlerimiz var aramızda. Bu ve bunun gibi onlarca ayete rağmen hala onları dost olarak yanlarında görmeye çalışan, bir gün dost ve kardeş olabileceğimize inanan saflar var aramızda ve bunların çoğunluk olmaları yüzünden bizim de insanlarımız tecavüze uğrayacak ve bir kısmımız katledilecek. Size yaşanması çok uzak, masallar gibi geliyor bunlar. Hindistanda katledilen 30 milyon kişi de öyle düşünüyordu, Kenya'da katledilen 25 milyon kişi de böyle düşünüyordu, K. Afrikada katledilen 10 milyon kişi de böyle düşünüyordu. Boerlerin katlettiği G.Afrikalılar, Avustralyalıların katlettikleri Aborjinler, İspanyolların ve Amerikalıların katlettikleri on milyonlarca Amerikan yerlisi de böyle düşünüyordu:
 
"Barış"; birgün bu toraklara barış gelecek ve artık kan akmayacak.
 
Evet bu olacak ama bunun olması için ya bütün insanların ölü olmaları gerekecek ya da Müslümanların (müslüman gibi müslümanların) geçmişde olduğu gibi mutlak güçle iktidarda olmaları gerekecek.
 
Bu yüzden bu aciz müslümanlara şöyle hitap edildi:
"EY İMAN EDENLER, İMAN EDİN"
Allah rızası için 10 saniye yukarıdaki ayetin ve bu konuyla alakalı onlarca ayetin ne demek olabileceğini bir düşünün, hepiniz cayır cayır konuşuyorsunuz ya, "Ben Kuran mealini okudum" diye. İyi işte madem okudunuz biraz okuduklarınızı düşünün. Bırakın dininize ihanet etmeyi. Bizim sorunumuz okumak değil, idrak etmek!
 
Ya da ağlamayın karşımda "Ermeni katliamı diye bişey uydurdular, bizi suçluyorlar, iftira atıyorlar, kendi yaptıklarını görmüyorlar" diye. Bu onların huyu ve mücadele metodu, ağlayacağınıza katliama hazırlanın.
 
Cihad'ın Cüneyd'in ve Mücahid'in ne demek olduğunu bile unuttunuz. İşte siz bu kadar Müslümansınız. Herkes başına geleni hakediyor ve Ben bu İslam alemini gördükçe Müslümanlığımdan utanıyorum, "Allah'ım bizi adımızı değiştir biz bunlardan olamayız" diyorum.
 
Bir tarafta Hristiyan kıçı yalamaya alışık satılmış Arap devletleri, yanında, kendini pazarlamaya çalışan Türkler, öbür yanında fakir, uyuşuk, pislik içerisinde aciz müslüman ülkeleri ve milletleri ve diğer tarafta hepimizin karşı çıktığı, birşeyler yapmaya çalışan İRAN...
Hepinizden iğreniyorum... Evliyanızla, aliminizle, mürşidinizle, müridinizle mahşerde Peygamberin karşısına nasıl bir yüzsüzlükle çıkacaksınız merak ediyorum. Kıldığınız namazlar ve inşa ettiğiniz camiler mescidler nasıl kurtaracakmış sizi, uzaktan izlemek istiyorum.
 
Ama şu an iki mutlu Fransız askerinin mutsuz Cezayirli bir kadını koca bölüğün önünde nasıl hortumla yıkayıp tecavüze hazırladıklarını izliyorum. Fazla zaman geçmemiş üzerinden video kameranın kalitesi bayağı güzel.  
 
Yaşasın Avrupa Birliği
 
Ben sizden değilim, ne sizin dininizden ne de milletinizden 
Sunusi Fazıl ONAY