Sunusi Fazil 的个人资料S:N:S:Y // CİDDİYET günl...照片日志列表更多 工具 帮助
2月5日

Üstad-ı Azam Ahmet Nejdet Kompüter'den Diplomasi dersleri

 

Üstad-ı Azam Ahmet Nejdet Kompüter'den Diplomasi dersleri


Sevgili Dostlarım,


Bu yazıyı yine baskılardan bunaldığım için yazıyorum. Biliyorsunuz daha önce de beni cumhurbaşkanı olarak görmek istediğiniz için yazmıştım. Bu sefer Davos'daki rezalet üzerine, gelen ricalardan ötürü isteyenlere diplomasi dersi vereyim dedim.


Tabii ki Başbakanımızın İsrail Cumhurbaşkanına layık gördüğü muameleyi hep birlikte hiç beğenmedik. Bu bizim örf ve adetlerimize hiç mi hiç yakışmadı. Öncelikle, salona girdiklerinde başbakanın nazikçe kendisinden yaşça büyük olan Simon'un elini öpmesi gerekirdi (ben ona Simon derim, hatta keyfim yerindeyse “lan simoviç” diye takılırım kendisine); malum-u aliniz, bizde önce büyüklerin eli öpülür, değil mi? Simon'un da yine nazikçe Erdoğan'ın çenesinin altını avuçlayıp “maşallaa maşallaa el öpenlerin çok olsun” demesi gerekirdi. Tabi Burda Simon'u hoş görüyoruz, zira önce Erdoğan Simon'un elini öpmeyerek saygısızlık yaptı.


Gelelim oturuşa, büyüklerin yanında bırak ayak ayak üstüne atmayı biz oturamazdık bile, öğrencilerim Mesut'la Ecevit'i, hatırlayın nasıl da hazırolda beklerlerdi Bush'u. Işte nezaket ve görgü budur. Erdoğan burada da bizden eksi puanı aldı.


Hiç unutmuyorum, yine sefirlik günlerimin birinde, bir ülkeye gitmişiz, büyük ricalarımız olacak.. Bir ara ev sahibi devlet başkanı su istedi de görevliler duymadı sanırım, hemencecik diplomasi atağı yaparak suyu koşup getirdim, tabi üzerini bir peçete örtmeyi de unutmadım ve bardağı en altından tutarak uzattım. Bu ziyaretimizde ricalarımız yerine gelemedi malesef ama başka bir ülkedeki resepsiyonda bu devlet başkanı beni hemen tanıdı ve büyük bir güvenle benden soğuk şampanya istedi. Bakınız, bu yabancılar güvenmedikleri adamdan bir şey istemezler. Şimdi ben sanmıyorum ki herhangi bir devlet başkanı bizim başbakandan su istesin, kabuklu yemiş bile istemez, niye? Güvenmez de ondan. Demek ki neymiş, güven duygusu diplomaside en önemli şeymiş..


Yine birgün Kore'deyiz, güneyde yani, kurtuluş yıldönümü resepsiyonu.. Yanıma çekik gözlü biri geldi, birşeyler diyor anlamıyorum. Hemen büyük bir saygıyla ellerimi birleştirerek huzurunda eğildim, şimdi bu onların kültürü, biz de biliyoruz yani.. Neyse, bu bir afalladı önce baktı ki saygıda önde gidiyorum, hemen o da eğildi çakal. Ben daha çok eğildim, o da eğildi.. diğer konuklar da takdirle beni izliyorlar, hemen oracıkta golü attım, secdeye kapandım.. Daha önce de görmüştüm babannem namaz falan kılardı, ordan biliyorum.. Neyse, bu tabi kaldı öyle, secdeye de kapanamadı.. Sonra baktım millet dağılıyor meğersem garsonmuş bu, yemek başlamış da içeri çağırıyormuş, ama nasıl kötü bir ingilizce aksanı anlatamam.. Gerçi iyi olsa da anlatamam, ben ingilizce bilmiyorum, ama fransızcam sular seller gibi.. Velhasıl kelam, o adam güney kore başbakanı olsaydı bugün Kia'sıydı Hyundai'siydi bir SsanYong'uydu hepsine ucuz ucuz biniyor olacaktık, efendime söyliyeyim.


Fransızca demişken birgün Mitterand'ın eşi gelmişti de kendisine “Je'taimme” demiştim, gül gül öldük sonra. Bu fransız korumalar artık ne anladılarsa bi giriştiler bana, topkapı sarayında ağzıma gözüme indiriyorlar. Şimdi bu fransada cezayirliler, faslılar, tunuslular falan var, sanırım korumalar da onlardan, anlamadılar yaptığım espiriyi.. halbuki “size aşk hissediyorum” diyorum, şaka yani.. Diplomaside espiri çok önemlidir, bak sonra bu bayan Mitterand bir mahçup oldu, giderken beni sormuş, ben tabi o sırada koruma müdürü ile merkezdeyiz, özürler falan.. neyse çok güldük sonra, 5-10 karton sigara, viski falan verdim de gönlünü aldım, olur böyle yanlış anlaşılmalar.


Erdoğan da Davos'da konuşmasına başlarken “Mişon, Solomon bir de Temel trende gidiyorlarmış...” babında bir fıkra kelamı edip havayı yumuşatsa böyle olmazdı, değil mi? Tabi bunlar vizyon isteyen işler. Bu israilliler zaten yorgun adamlar, tonlarca bomba atmışlar, kolları kopmuş, önce streslerini alacaksın, sırtlarını sıvazlayıp “he.. he..” diyeceksin. Yoksa ülkemizin itibarı zedelenir, tamiri mümkün olmayan işler olur. Çıkarlarımız zarar görür. İşte biz 80 küsür senedir bu ince oyunları, büyük ustalıklarla kıvırdığımız için bugün Türkiye dünya diplomasisinde en ön sırada yer almaktadır.


Hiç unutamam, hatırladıkça da gözlerim dolar, Birleşmiş Milletler'e üye ülkeler toplantısında fotoğraf çektiriyoruz Amerikan Başkanı'nın tam yanındayım böyle omuzlarımız değdi değecek, hatta biraz sürttürmeye de çalışmıyorum değil, hemen ingiliz başkanı girdi aramıza, bak, nasıl kıskanıyor beni, yanımda olmak istiyor, derken Almanya Şansölyesi girdi, Fransa derken benim bu sağ yanımı paylaşamıyorlar. Aman aman, Polonya, Çin, Çekoslovakya, Zaire, Nijerya, Uruguay derken dünya liderleri paylaşamıyorlar benim yanımı efendime söyliyeyim.. Hülasa, resim çekiliyor artık, ben, inanırmısnız en üst sıra (ki sekiz sıra var) en soldayım, yanımda da Guatemala fahri büyükelçisi, sanki kurayı o kazanmış gibi, dünya liderleri paylaşamamışlar yani beni. Amerikan başkanı birinci sırada ortalarda kalmış.. Tabi bu teveccüh şahsıma gösterilmiş bir lütuf değil, temsil ettiğim ülkeye bir kompliman adeta.


Ya, biz işte böyle günler gördük, yaşadık. Lakin bu Davos'daki olanlar beni ziyadesiyle üzdü, çok mütehassıs oldum. Umarım uygun bir zamanda fırsatını bulabilirsem Başbakanımıza da bu konudaki tecrübelerimi şahsen aktarabilirim.


Şimdilik bizden bu kadar, tekrar görüşmek üzere, hoşçakalın benim aziz dostlarım.


Ahmet Nejdet Kompüter

(emekli dip. siv. atş. asil kişi)

 

Sayın A. Nejdet kompüterin Cumhurbaşkanlığı adaylığım başlıklı yazısı için lütfen buraya tıklayınız

Başbakan Gürledi; Ne Oldu, Ne Olur?

 

Başbakan Gürledi, Ne oldu? Ne olur?


Canlı yayında Başbakan R. Tayyip Erdoğan'ın ilk konuşmasını izlerken gözüm televizyonun ekranındaki “canlı” ibaresine takıldı. “Acaba hakikaten canlı mı?” diye içimden geçirdiğimi hatırlıyorum. Zira Başbakan konuşmasında oldukça samimi bir üslupla İsrail'i dünyaya şikayet ediyordu. Duyduklarım beni bir “taraftar” olarak biraz fazla memnun etmişti ki kaygılanmaktan kendimi alamamış ve “Vay canına, canlı yayında resmen sırları deşifre ederek gerçekte İsrail'in ne olduğunu dünyaya deşifre ediyor" diye düşünmüştüm. Öyle ya, her Türk politikacı İsrail'in ne olduğunu kapalı kapılar ardında bilir ve konuşur ama bunu kapısız bir yerde ifşa edemezdi.


Simon Peres, malum bir konuşmayı cesur bir üslupla yaparken de hayıflandım ve not alan Başbakan Erdoğan'a bakarak “keşke not aldığı şeylerin cevaplarını verebilse” dedim.


“One minute” çıkışını duyduğumda irkildim. Moderatörün izin vermeyişine “Olmaz, one minute” diyerek elini kaldırışını ve sararmış yüzünü gördüğümde koltuğumdan heyecanla ayağa fırladım. Gerisini gözlerimde yaş, yüzümde kontrolsüz bir tebessümle, kalbim şakaklarımda çarparken, ayakta izledim.


Tekrar tekrar izledim.

“Benden yaşlısın.. Sesin çok yüksek çıkıyor” şeklinde Başbakanın Türkçe 2. tekil şahıs hitabına maruz kalan İsrail Cumhurbaşkanı'nın bir eli dizinde diğer eliyle kulaklığını bastırmaya çalışırken mimiklerini takip ederek kendisiyle empati kurmaya çalıştım. Acaba neler hissediyordu Cumhurbaşkanı?


Tekrar tekrar izledim.

Salondaki izleyicin alkışlı reaksiyonuna büyük bir telaşla katılıp panik halinde Başbakan Erdoğan'ı alkışlayan Amr Musa'ya takıldı gözlerim. Başbakan salonu terk ederken Arap Ligi Genel Sekreteri önün kesip sarılmak istedi ve Başbakan sadece elini sıkmak ve uzak durmakla yetindi, hızını bile kesmeyip yoluna devam etti. Sonra dosyasını alan Amr Musa, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin koltuğa pat pat vurarak yerini göstermesi ile oturuverdi. Sanki Genel sekreter şöyle demişti “fiyt fiyt.. Amr, gel oğlum.. Amr.. gel.. gel oğlum.. otur.. otur oğlum yerine.. Amr gel!”


Umurumda değildi. Normal şartlar altında Amr'ın durumuna üzülürdüm belki ama artık şartlar normal değil. Saflar çoktan ayrılmıştı. İsrail'in kara harekatından önceki hava taarruzundan beri saflar belli ve net artık..


O muhteşem geceden sonra ne oldu peki?

Peres Erdoğan'ı arayarak özür diledi. Erdoğan'ın ilk konuşmasındaki doğrular güme gitti. Norveç işçi partisi, Peres'in nobel barış ödülünü iade etmesi gerektiğini deklare etti. İran Nobel'e Erdoğan'ı aday gösterdi. 1 buçuk milyar müslüman Galatasaray'ın UEFA kupasını almasından sonra ilk defa onore olduğunu hissetti (acı, alakasız, ama gerçek). Türkiye'nin milyonlarca dolarlık bir lansmanı gerçekleşti. Ve belki biraz turist kaybetmişizdir!..


Ya olmayanlar? Neler olmadı neler!..

Mesela hiçbir arap devletinden resmi olarak en ufak bir tepki ya da destek gelmedi. Çıkan toz duman yatışınca, o lafları söyleyen Erdoğan'ın hala çarpılmadığını gören o malum çevre kesin olumlu tepkiler vereceklerdir. (Bugün duyduk ki S.Arabistan Kralı ilk defa bir konuğu için sarayından çıkmış ve Türkiye Cumhurbaşkanını Riyad'a inen uçağının merdivenlerinde karşılamış).


Gazze'de, Ürdün'de, İran'da, Suriye'de ve Yemen'de insanlar sokaklara dökülüp Erdoğan posterleri ve Türk bayrakları ile gösteriler yaptılar. Diğer müslüman kardeşler yutkunarak seyrettiler. Hatta belki de faşist Arap ülkelerinde yaşayan kardeşler bu olayları seyredemediler de..


Peki şimdi ne olur?

Türkiye Cumhurbaşkanı Gazze'nin tapularını İngiltere'ye doğru sallayarak “Aslında bu bombalanan yerlerin tapuları bizde” diyordu, İngiliz sömürge bakanlığına açılan geçmiş davaları kastederek... Türkiye Cumhurbaşkanı boş konuşmaz, elbette önemli bir ifade yatıyor burada. Birgün Gazze'ye Türk bayrağı çekilir de Halid Meşal Ak Parti Gazze Belediye Başkanı olursa hiç şaşırmayın. (zira Gazze'den CHP'ye oy çıkmaz).


Ergenekon destekçilerinin ifadeleri ile İsrailli idarecilerin açıklamaları arasında da bir benzerliğe rastladım, Ergenekon destekçileri “orduyu yıpratmayın” diye yırtınırken, israilliler de Hamas bize saldırıp barışı bozdu diyorlar. Benzerlik şurada:


Aslında Türkiye'de ordu çoktan yıpratılmış ve şimdi orduyu yıpratan ayrık otları temizlenerek ordu güçlendiriliyor ama nedense manzarayı tasvir edenler milleti beyinsiz zannettikleri için sanki ordu yıpratılıyor gibi bir izlenim oluşturmaya çalışıyorlar. Taktiktir, uygulanır gayet normal..


İsrail'de, daha doğrusu Filistin'de de aynı durum söz konusu. Sanki Hamas “Araplara rahat battığı için” durup dururken kurulmuş, Terörist İsrail devleti Filistin'i işgal edip işgal ettiği yerlere yahudi yerleşimcileri yerleştirip asıl sivillerin arkasına saklanan kendileri oldukları halde, kendi topraklarını korumak için silahlı direniş gösteren ve %75'lik oy gücüyle filistin halkının tek meşru temsilcisi olan mukavement gücü HAMAS'a “saldırgan, barış bozucu” diyorlar ve dünya da bunu yiyiyor. Sözde iki soba borusu kimseye zarar veremeden tarlalara düştüğü için 479'u çocuk yaklaşık 1500 insanı öldürüp barış tesis etmeye çalışıyorlar.


Ayıp ayıp, ABD. bile hiç değilse ikiz kulelerini yıkıp, 2000 vatandaşını öldürüp adam gibi bir mazeret imal ederek daldı Irak petrollerine. İsrail'in o kadarcık bile saygısı yok kamuyoyuna, onu da yapmıyorlar. Direk Gazze'yi bombalayarak nüfus yoğunluğunu “aslında öldürerek değil” ülkeden kaçırtarak düşürmeye çalışıyorlar. Zaten bu yüzden İsrailliler bombaladıkları yerde oturan sivillere önceden SMS atıyorlarmış, sanki Hamas o kısa mesajları okuyup da kaçmayacak. Amaç kamuoyunu keriz yerine koymak değil tabi, o kerizlik kamuoyunda baki. Tıpkı Hitlerin musevi Hazar Türklerini ve Çingeneleri öldürerek yahudileri korkutup Kudüs çevresinde toplanmaya zorlamaları gibi (Hitler ve Stalin olmasaydı İsrail kurulabilir miydi?). İsrailliler de derslerini iyi çalışmışlar anlaşılan, bölgeyi boşalttırıp dozerlere gerek olmadan dümdüz ediyorlar.


Bütün bu olan bitenler yukarıda değindiğimiz safların netleşmesi konusunda oldukça yardımcı oldu, hem içeride hem dışarıda.


Arap liderlerinin sözde ilgisizliği yanında Doğan medyasının hızla su alan amiral gemisinin yazarlarının tutumu da oldukça dikkat çekici oldu. Doğan medyasının televizyonu Erdoğan Peres'i aradı” diyerek yalanlarla aslında temennisini dile getirirken, ben başka kanallardan Peres'in arayıp özür dilediğini işitiyordum mesela. Bazı çatallaşmalar gözükse de manşetlere yansıyan ezici çoğunluğun fikirleri de bu temennilerdi ve bir kez daha Türkiye'ye karşı İsrail tercih edilmişti. Zira onlar kendi ülkelerinin güçsüzlüğüyle övünüp İsrail'e ve Batıya yaranmayı görev addederler. Neyse.. Sürprize bakın ki üst üste yaptıkları bütün tercihleri yanlış çıktığı gibi bu da yanlış çıkacak; çünkü, müthiş bir ekonomik krizle boğuşan dünyanın sözde medeni ülkelerine göre Türkiye artık çok daha güçlü..


CHP'ye gelince, kurmayları olayın hemen akabinde tek ağızdan Erdoğan'a saldırmalarına rağmen, kamuoyunu iyi etüd eden liderleri Baykal, Erdoğan'a destek çıktı. Tabi çarşaf açılımı gibi bu da eğreti durdu ve hiç samimi gözükmüyor.


Siyasetçi yaptığı her şeyi bir anlamda oy için yapar, mesleği bunu gerektirir. Baykal'da Başbakan'a “bunu iç seçim malzemesi yapma” diye uyarıda bulunarak bir anlamda kendisi bu olayı iç seçim malzemesi yapmıştır, bu da ayrı tartışılması gereken bir konu.


Başbakan Erdoğan Ak Partiden taşarak Türkiye'ye, buradan da taşarak dünyaya açıldı. Bu çıkışı kendisine dünya liderliğine oynama fırsatı verdi. Korkanlar var, doğrudur belki korkmak da gerekir; cesaret çoğu zaman cehaletten gelir, ama gördüğümüz kadarıyla Amerika'nın Irak'a demokrasi getirme denemesi başarısız oldu, şimdi sıra Türkiye'de, durum ve koşullar bu denemeye oldukça müsait. Türkiye bölgeye demokrasi getirirse bu durum faşist Arap Devletlerinin sonu İslami bir bilinçlenme ve yükselişin de başlangıcı olur.


İsrail ile ilişkilerimiz bozulsun diye uman, ya da bozulmasından endişe edenlere de cevap verelim: Türkiye İsrail ilişkileri asla bozulmaz. Hatta müslümanlarla yahudilerin arasında da İsrail'in terörizminden önce bir sorun yoktu. Asıl sorun tarih boyu Hıristiyanlar ile Yahudiler arasında olmuştu ve her defasında ezilen, öldürülen yahudilerin imdadına Müslümanlar yetişmişti. Yakın tarihte de bu durumu unutmuş gözüken yahudi idareciler kısa zamanda gerçeği kavrayabilirlerse sorunlar da kendiliğinden çözülür. Kısa vadede bozulan bir Türkiye İsrail ilişkisi sadece yahudilere zarar verir. İptal edilecek olan anlaşmalar ve işbirliği savaş ekonomisi ve tarım dahil İsrail'i zarara sokar. “Akıllı bir İsrail Cumhurbaşkanı Türkiye'ye karşı her zaman özür diler pozisyonda olur”. Özür dilemekten imtina eden İsrail'e ise ancak Türkiye'nin Türk gözüken sinsi medyası ve küçük bir takım siyasi muhalefeti yardımcı olabilir. Ergenekon çetesi ve tetikçileri de içeride ya da en azından fazla gündemde olduğuna göre Türkiye'nin gerçek hizmetkarlarının ve dolayısıyla Türk devletinin önü açıktır.



Sunusi Fazıl ONAY

02 02 2009