Sunusi Fazil 的个人资料S:N:S:Y // CİDDİYET günl...照片日志列表更多 ![]() | 帮助 |
|
4月29日 Atatürk'ün Miras'ı(Bu yazı irtica çığırtkanlarına kapak olsun!..)
Gazi Mustafa Kemal Atatürk, hayatını ortaya koyarak, bize çok önemli 3 miras bırakmıştı :
1. Türk bayrağı
2. İstiklal Marşı
3. Hakimiye-i Milliye
İkisini korumayı başardık ama üçüncüsünü koruyamadık. İkisini koruduk, çünkü Ata onları değişmez ilkelerle sigortalatmıştı, ama üçüncüsüne bir kılıf uydurdular ve elimizden çaldılar. Hakimiyet kayıtsız şartsız milletten alındı ve oligarşiye teslim edildi. Bunu yapanlar en güzel maskeyi taktılar yakalanmamak için, Atatürkçülük ve laik devrim koruyuculuğu maskesini.
Bugün yeniden bayrak seçilecek olsa, bu Türk bayrağı ilk ona bile giremez. Nedeni belli, üzerinde Hilal var, malum islam’ın sembolü ve laiklik ilkesine aykırı. Ama Atatürk seçtirirdi… Ve seçtirdi...
Bugün yeniden istiklal marşı seçilecek olsa bu Türk istiklal marşı ilk ona bile giremez. Nedeni belli, sanki Bursa hutbesi gibi, laikliğe aykırı, inanmayan 10 kıtayı açsın okusun. Hem zaten yazarı da sakıncalı. Ama Atatürk seçtirirdi… Ve seçtirdi...
Bugün hakimiyet halkta değil. Bir avuç elitist ülke yönetmek için bürokratik bir cumhuriyet kurmuşlar sanki. Ata’nın ölümünden sonra çöreklendikleri devlet kadrolarında ne din düşmanlığı bıraktılar ne halk düşmanlığı. Şimdi de, bugüne kadar var olan bütün kurallar, sanki ilk defa uygulanıyormuş gibi horozlanıyorlar meydanlarda. Daha önce bu faşizme ses çıkarmayanlar kümesini tilki basmış tavuklar gibi ötüşüyorlar…
Neredeydiniz mütedeyyinler aşamasın diye seçim barajları konarken…
Neredeydiniz cumhurbaşkanını 7 kez asker 3 kez parlamento seçerken…
Neredeydiniz cumhurbaşkanını iktidara karşı padişah yetkileri ile donatırken…
Neredeydiniz halkın %20’sinin oyunu almış partiler kapatılırken…
Neredeydiniz küçücük kızlar okul önlerinde coplanırken…
Neredeydiniz Anayasalar değiştirilirken, meclisler feshedilirken, başbakanlar asılırken…
Gücünüz elinizden çıkınca mı hatırladınız değerleri ve demokratik rejimi?
Cumhurbaşkanın eşi türbanlı olur muymuş?
Abdullah Gül dediğin Atatürk mü, densiz!
Ancak Atatürk çıkar Çankaya’ya TÜRBANLI HANIMI İLE.
Ancak Atatük açar meclisi mevlid ve Kur’an okutarak…
Ancak Atatürk’ün subayları gider savaşa Ankara Hipodromunda orduya Tuğ generalin kıldırdığı Cum’a namazının ardından…
Ancak Atatürk "devlet adamı sıfatıyla" camilerde hutbe okuyabilir…
Peki neden?
Çünkü başka delikanlı yok
Bu Atatürkçüler, Atamızı Dolmabahçede öldürdüklerinden beri başka da delikanlı gelmedi.
Şimdi 11. Cumhurbaşkanını seçiyorlar, dur bakalım..!
Bu millet Atatürk’ünü babası gibi sever de, Atatürkçülerden niye bu kadar nefret eder azıcık anlasaydınız zaten, size “Faşistsiniz” demezdik. Siz kendi dinsizliklerinize Atatürk’ü alet ede durun, galiba 3. miras geri dönüyor, hadi bakalım…
Doldurun şimdi meydanları, yürümekle yollar aşınmaz…
Sanki doğuda 1 milyon kişi yürüse Kürdistana ilhak olabilecekler.
Kaderimizi mitingler değil sandıklar belirler. Mitingler saygı duyulması gereken demokrasi enstrümanlarıdır sadece. Biz kimlerin ne amaçla yürüdüğünü görmüyor muyuz? Amaç Cumhuriyeti korumaksa, seçilmişe bir 7 sene daha tahammül edip seçim vakti geldiğinde yine kozunuzu sandıkta paylaşacaksınız. Cumhurbaşkanı elitlerin değil bu cumhurun başkanı olunca böyle rahatsız olmayacaksınız. Bürokratik rant kaleleri elden gidiyor diye iftiralar atmayacaksınız.
Yoksa her Cuma camilerde toplanıp miting yapanlar, bir meydana inmeye kalksalar, Ankara ovasında adım atacak yer kalmaz. Realist olun, salak olmayın. Ve Cumhuriyete lütfen GERÇEKTEN sahip çıkın.. Bu ülkede irtica yoktur!.. Bu ülkede ne laiklik ne de cumhuriyet tehdit altında değildir. Eğer yanılıyorsak bu iş mitingle olmaz, iş ciddi, tehdit ciddi, alalım elimize silahları vatanhainlerini avlayalım.
Yok eğer dediğimiz gibi tehlike yoksa, kimsenin kimseyi kandırmaya da hakkı yok. Siz bu milleti ve rejimi oyuncağınız zannetmişsiniz demektir. Dersinizi sandıkta alırsınız da aslında mahkemelerde almanız gerekir. Rejim öcülük yaparak korunmaz. Koca koca kadınlar ve adamlar bunu hala öğrenememiş. Yazıklar olsun.
Kahrolsun Faşizm (Bu yazı haddini bilmeyen paşaların anayasa suçu işlemelerinden önce yazıldı) 4月26日 Herşey Türkiye içinHERŞEY TÜRKİYE İÇİN
Hiç haklı çıktığımıza bu kadar sevinmemiştik herhalde.
Ocak ayında, yıllardır söylediğimiz birşeyi kayda geçirmiştik. Abdullah Gül cumhurbaşkanı demiştik.
Çok sevinçliyiz. Halka rağmen meydan doldurmaya çalışanlara gaz yapmıştır bu durum. Edebimizle sustuk laikçilere karşı, sabrettik, kaç kişi olduklarını merakla bir de site kurmuşlar, kursunlar dedik.. Demokrasi tahammül sanatıdır, yeri geldiğinde en aptalına bile tahammül edeceksin.
İsrail zulmünü protesto için çağlayanda düzenlenen mitinge katıldık, tandoğanın 4 katı olan bu meydanda, yemin ediyorum ki, ne sağa ne sola kımıldayabiliyordunuz.
Ey entel lümpenler, hayatınızda yüzbin görmediğiniz için 70bin kişiyi milyon zannettiniz normaldir, hattızatında milyon olsanız neye yarar, sizin zihniyetiniz seçimlerde %17 oy almış.. Meydanları doldurmak en doğal hakkınız, bağırıp çağırmak, protesto etmek en doğal hakkınız.. Sizin rezilliğiniz, kendinizi millet yerine koymanız, bu millet AKPARTİ'ye sizden daha çok teveccüh ediyor, kör müsünüz?
Neyse,
Biz çok sevinçliyiz.
Türkiye Cumhuriyetinin millet yararına en çok iş yapan başbakanı, Cumhurbaşkanının da en kralını getirdi (korkmayın şaka, monarşi yok)
Özal'dan sonra bu ülkenin II. Cumhurbaşkanıdır kendileri. Bu ülkenin ilk sivil ve halktan cumhurbaşkanı rahmetli Özal olmuştu; Süleyman Demirel oligarşinin ve derin devletin, Sezer de halktan kopuk bürokrasinin ve elitistlerin Cumhurbaşkanıydı. Abdullah Gül bu cumhurun başkanı.
Allah'ın izniyle, Türkiye'nin artık sırtı yere gelmez.
Dinsizliklerini laiklik ile kamufle etmeye çalışanlar artık çankaya'da konutta namaz kılınıyor olmasına çok bozuluyorlardır, ama şeytan bile biliyor bir ömrünün olduğunu, bunlar ecelleri gelmeyecek mi zannediyorlardı?
Şimdi Ocak ayındaki yazımızı hatırlayalım:
İŞTE BİZİM TAHMİNİMİZ!
Bostancı99'ers olarak Cumhurbaşkanının Abdullah Gül olacağını düşündük.
Recep Tayyip Erdoğan Başbakan olarak kalır; Ali Babacan Dış işleri bakanı olur. Zaten baş müzakerecinin Ali Babacan olması da durup dururken alınmış bir karar değil, bu bakanlığa bir hazırlıktı tahminen. Sonuçta, seçimlerin ardından Ak Parti tekrar tek başına iktidar olur, anayasa değiştirilir, cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi yasalaşır, en sonunda da yarı başkanlık sistemine ilk adım atılmış olur.
Herkesin fikir beyan ettiği bu durum karşısında biz de tarihe bir not düşelim istedik.
BOSTANCI 99'ERS
***
Şimdi, gazete yazarlarını okuyoruz da, hala kendilerini bir halt zannedip yüzsüz yüzsüz Erdoğan'ın neden aday olmadığını yazıyorlar. Çok biliyorlar ya işin eğrisini doğrusunu. Yılların siyaset yazarları bile şok oldular, neye uğradıklarını şaşırdılar ama biz şaşırmadık. Çünkü biz kibir akvaryumunda yaşamıyoruz. Biz başbakanımızı tanıyoruz. Bu yüzden daha AKPARTİ seçimi kazandığında, Abdullah Gül başbakan olduğundan beri Cumhurbaşkanının kim olacağını biliyorduk.
Bir gazetecinin uzanan mikrofonuna "baban başbakan oldu, ne diyorsun?" sorusuna Abdullah Gül'ün oğlunun verdiği cevap tıpa oluyordu oligarşi faşistlerine. "Başbakanlık Recep Amcamın hakkıydı, üzgünüm ama ileride olacak inşallah". Bu cevap, farklı bir aile terbiyesi ile yetişen laikçilerin kolay anlayacağı bir cevap değildir, ama biz aynı aileden geliyoruz biz anlarız.
Bu cevap evin sofrasında konuşulan konuyu özetliyor, yol arkadaşlığının, kardeşliğinin tipik bir özeti. Daha başka sırlar da var ama onları açıklamanın sırası değil. Buraya kadarını zaten, ahireti olmayan, gördüğü herşeye kendi çıkarı yönünden bakan laikçilerin anlaması mümkün değil. Onlar şimdilerde Allah'ın örtünme ayetinin çankaya'da uygulanmasına gıcık olmuşlar, işleri dertleri o, ya Allah'a düşmanlar ya da Müslüman'a
Öyleyse Merhum Akif'in şu mısrasını hatırlatıyorum:
Bacımın örtüsü batmakta rezilin gözüne... Acırım tükürüğe billahi tükürsem yüzüne...
HERŞEY TÜRKİYE İÇİN 4月16日 Bostancı 99'ersNihayet!
Bostancı 99'ers yayında Her konuda bir fikri olan ve söylemekten korkmayan Bostancı 99'ers kendi görüşlerini artık tek bir sitede topluyor;
www.bostanci99ers.tr.cc adresiden ulaşabilirsiniz.
Türkiye'nin hayırlı evladı!
Bostancı 99'ers bir "aydın" kulübüdür.
-Türkiye için Türkiye yararına düşünen gençlerin birarada "yaşadıkları " bir kulüp.
-Siyasi bir birliktelik değildir ama siyasi fikirleri vardır.
-Ideolojik bir yapılanma değildir ama ideolojisi vardır.
-Hür düşünen ve düşünceye ifade anlamında saygısı olan bir kulüptür.
-Üyeleri vardır, ama üye listesi yoktur.
-Üyelerin tamamı tarafından oybirliği ile onaylanmış her kişi din, dil, ırk, ideoloji ve dünya görüşü gözetilmeksizin kulübe üye olabilir. Bütün bunlar ışığında BOSTANCI 99'ers "adamları" evrensel olarak: * Hiçbir sosyal ve siyasi görüşün net çizgilerle anti'si değildir.
* Hiç kimseden nefret etmez ama herkesi de sevmek zorunda değildir.
* Tavizsiz, güçlü bir İslami düşünceye sahiptir.
* Demokrasi'nin mümkün olabileceğine inanmaz, amaç değil araç olarak görür, amaç refahdır.
* Aynı anda demokrat, liberal, muhafazakar ve milliyetçi olabilir!
* Asla solcu ya da sağcı değildir.
* Eğlenceli adamlardır.
* Yaşadıkları toplumun duyarlı üyeleridir.
* Çevreye saygılıdırlar.
* Amerikan, İngiliz, İsrail, Avrupa Birliği politikalarını ve Vatikan Papalığını protesto eder.
* Bütün Arap birliği ülkelerini, İslam konferansı teşkilatına üye ülkeleri, D-8'leri ve Avrupa birliğini protesto eder.
* Birleşmiş milletler, NATO ve CENTO'ya bağlı değildir, protesto eder.
Sunusy
"Bostancı 99'ers" 4月8日 Bilelim öğrenelim köşesi: HamilelikSon bilimsel gelişmeler ışığında Hamilelik
(nam-ı diğer) Psikopat Hamileler
(bu yazı erkek okuyucularım için kaleme alınmıştır)
Yeni konumuzla yine beraberiz aziz okuyucularım. Bu hafta sizlere hanımların sinsice kullandıkları en mühim silahlarından biri olan hamilelik hakkında bilgiler vereceğim.
Herşeyden önce şunu belirtelim, hamilelik bir hastalık değildir. Kadınlar zaten hasta ruhlu ve psikopat oldukları için hamilelik de bu psikopatlığın ayrılmaz bir parçasıdır.
Hamileliğe tıpta sayko adı verilir, 3 ana döneme ayrılır ve bu dönemlerin çeşitli psikopatlıkları şunlardır:
I. 0-4 aylık dönem:
En zararsız dönemdir. Fakat, hanımefendinin hazırlığı ve strateji geliştirmesi için çok önemli dönemdir. Sizi tartarlar, sevimli gözüküp arkadan vurmaya çalışırlar. En ufak bir pürüzde hamileliklerini hatırlatırlar.. Ağız tadıyla dövemezsiniz bile. Yalnız fazla üstünüze gelmezler, malum kürtaj tehlikesi var. Onun için bu dönemde çok sinsi hareket eder köftehorlar. Saykoların bu sinsi hareketlerine tıpta emrah adı verilir.
II. 4-9 aylık dönem:
Hadi geçmiş olsun, hayatınız kaydı.. Bu dönemde ruhunuzu teslim etmeniz işten bile değil. Hanımefendimiz karnındaki garip şişlikten güç alarak bir kaplan gibi üzerinize atlayacak, bir sırtlan gibi kanınızı emecektir. Fazla debelenip boşuna yorulmayın, sonuç zaten belli.. Siz enerjinizi sabahın dördünde şehrinizdeki açık manavlardan kivi, erik, ananas; ya da nalburlardan 12'lik civata, zımpara kağıdı falan aramaya saklayın, zira bunların neye aşereceği de belli değil. Hadi iyimser tahminle tropikal bir meyvaya aşerdi (ki avokado en tehlikelisidir) ve diyelim meyvayı buldunuz, getirdiniz.. Yiyeceğini mi sanıyorsunuz? Yanıldınız.. Binbir zahmetle aldıklarınızı sırayla kafanıza atmaya başlayacaktır (sayko işte.. bu sebeple konserve tercih etmiyoruz). Boşuna üstüne yürümeyin, zira doğum sancısı ya da tekmeleme gibi birşey uydurup sizi kolayca safdışı edecektir. Kendinizi bir anda kaşınız kanarken hanımınızın sırtına yastık koyarken bulursunuz. (bu duruma tıpta isim koyma çalışmaları devam ediyor, gelişmelerden haberdar edeceğim)
Bu dönemde dayak atmayı bayağı özleyeceksiniz, aklınıza bile getirip kendinizi heveslendirmeyin, yastık tekmeleyin.
III. 9 aylık ve sonrası:
Bebeği elinize alınca sevgili hanımefendinin bütün yaptıklarını unutup, intikam almaktan vazgeçersiniz, buna tıpta asimilasyon adı verilir, işte bu onun en müthiş taktiklerinden biridir. Sizi bu şekilde oyalayıp loğusa döneminde de tepenize çıkma çalışmalarını azimle sürdürür. Siz -afedersiniz- salak salak bebeği seversiniz, ama bilmiyorsunuz ki o bebek size çok yakın gelecekte neler yapacak.. İşte bu da kadının son silahıdır ki en etkilisi de budur. Artık kadın kutsal savaşını bebeğe devretmiştir. Hayırlı, uğurlu olsun, el birliğiyle oyuldunuz..
ŞİMDİ N'OLACAK?
Tamam tamam ağlamayın.. Ne yapalım son pişmanlık zarar vermezmiş. Siz de sayın hamilemizi kendi silahı ile vurun; yani durumdan faydalanın. Şunu asla aklınızdan çıkarmayın, bir hamile önce kendini düşünür (genelde boğazını). Onu bu dönemde sevimli dev bir balona dönüştürmek sizin elinizde. Dikkat edin, karnı burnunda ve her zaman aç bir hamilenin sizinle ilgilenmeye pek isteği olmayacaktır; tabi aç olduğu sürece.. Yani gecenin üçünde markete diye çıkıp pavyon taverna dolaşmak sizin elinizde, aklınızı kullanırsanız bu cehennem ızdırabını cennet günlerine dönüştürebilirsiniz, sizi takip edemeyecektir.
İkinci önemli husus, ne olursa olsun, iki eliniz kanda bile olsa doğum esnasında hanımınızın yanında olun.. zira bu manzara insana büyük keyif verir. Dokuz ay boyunca sizi hayatınızdan bezdirip intiharın eşiğine sürükleyen hanımefendinin çığlıkları, en tatlı meladiden daha huzurlu ve keyif vericidir. Sizin yapamadığınız herşeyi el kadar bir bebe yapıp bütün intikamınızı alacaktır. Tabi sonra o bebe saf değiştirip hanımınıza yaptığının on katını size yapacaktır ama olsun, zevk almaya çalışın şimdilik. Bebeğin bu dönekliğine tıpta asimilasyon adı verilir (evet isim koyucuların hayal güçleri pek iyi değil), bu değişim sütten kaynaklanıyor tabi.
Benim size tavsiyem hanımınız hamile kalınca ufak bir dünya turuna çıkın (gerçi ufak bir dünya bulmak da zor) ve 6 yıl kadar gelmeyin ancak bu şekilde daha az acıya katlanabilirsiniz, yine de siz bilirsiniz. Sonuçta siz de bu acıları hakediyorsunuz.
Son olarak araya sızan bazı feminist kardeşlere bunun bir mizah yazısı olduğunu hatırlatmak için bir espri yapayım:
Hamileler ne ile yaşar? Ham ile!
İğrenç oldu, tamam, derhal kapıyorum.. Hoşçakalın değerli dostlarım
Opr. Dr. A. Nejat KOMPÜTER |
|
|