Sunusi Fazil 的个人资料S:N:S:Y // CİDDİYET günl...照片日志列表更多 工具 帮助
4月30日

Seçimler bitti, Kim Sevinsin?

 
 Yerel Seçimler 2009 belediye başkanlıkları

Muazzam bir seçim atmosferinden sağ salim çıktık.

Hemen bir hatırlatma yapalım, renkli saman kağıdı, artı dandik bir metal “evet” kaşesi ve renkli zarflar.. İstediğiniz matbaada istediğiniz kadar yaptırıp, kaşeletip, çuvallara doldurarak sağa sola bırakabilirsiniz, neredeyse bedava maliyet.. dağıtacak minibüsün mazotundan daha ucuz..

Dörtbir yana cephane gömen, dağıtan uzman arkadaşlar iyi bilir.. 

Bu yüzdendir ki, pek de “halktan” olmayan, başörtülü sandık görevlisi istemeyen, son anda kimlik no şartı koyarak bizlere şaka yapan, şakacı YSK , bu tür çalıntı oy şakalarını pek ciddiye almıyor, sonuçta tutanaktaki oy ile sandıktan çıkan oy sayısı eşitse mesele yoktur.. 

CHP ortalığı manipule ederek, taraftarlarını sokaklara dökerek, seçim sonuçlanmadan “sonuç açıklayıp, zafer ilan ederek” ergenekon avukatlığından çok daha başka şeyler yapmaya çalışıyor, gözümüzden kaçmadı.  

MHP lideri sessizlikle taraftarlarını sakinleştirerek puslu havanın dağılmasını bekliyor, takdir ve tebrikle izliyoruz.  

Peki sonuçlar da belli olduğuna göre kim sevinsin? 

Önce CHP sevinsin..

Zira müjde! Solda birlik sağlandı. Türkiye'de mevcudiyetini muhafaza eden %25 sosyal demokrat vardı, %23'ünün oylarını CHP aldı. Hiçbir somut projesi olmadan sadece AKP nefretiyle oy toplamasına bakacak olursak bu çok büyük bir başarıdır. Şu durumda CHP'nin başında Erbakan'da olsa bu oyu alır.. Hatta şöyle de denilebilir: AKP'nin başına Deniz Baykal'da geçse CHP'liler AKP'ye oy vermez..  

MHP kesinlikle sevinsin..

Konjonktürde görülen manzara genel seçimlere kadar devam ederse (ki edeceğini sanmam) AKP'deki erime devam eder, AKP'den kaçan oylar MHP'ye gelir ve MHP AKP'yi zorlayan bir parti olarak ikinciliğe yükselir. Bazı bölgelerde umutsuz MHP seçmeni CHP'ye oy verdiğine göre MHP'nin oyu gözükenden zaten fazladır, tahminimce.. 

DTP sevinmesin.Kimlik partisi olup da kimliğin sadece %30'unun oyunu alan bir partinin sevinmeye hakkı yok, İddia edilen Kürt nüfusa ve DTP'ye verilen oyların adedine bakarsak, Kürtlerin büyük çoğunluğu hala DTP'yi tercih etmiyor.. AK Parti de henüz sevinmesin.. Birinci çıktı, seçim galibi, oyları düştü, hala rakipsiz.. ama sevineceği seçim bu değil..

Recep Tayyip Erdoğan'ı plansız görmedik.. Yüzde yüz kazanacağı bölgelerde bize göre yanlış aday çıkararak kaybetti, ama “kaybetmek bir seçimse, buna yanlışlık diyemeyiz..” AKP oy oranını sanki kendi iradesiyle düşürdü gibi.. Genel seçimde oy partilere verileceği için bu oran daha da düşmez.. hatta artık kemikleşen tabloyu görmüş olduk diyebiliriz. Eğer bu seçim bir genel seçim olsaydı düşen grafik korkuturdu, fakat AKP bir nevi sigorta yaptırarak genel seçim öncesi, bu grafikle çıtasını %47'nin altına çekti, çok akıllıca.. 

Önümüzdeki 3 sene AKP, içeride değil dışarıda yaptıkları ile oy toplayacağı için muhalefetin zaten pek şansı yok. AKP'ye sadece kendi hataları oy kaybettirir. Erdoğan bu yüzden “Sen Türkiyesin, büyük düşün” sloganını icad ederek genel seçime hazırlık yapıyor.

Dış dünyada yükselen gurur ve biten krizin verdiği rahatlama oya tahvil edilecektir muhakkak. Bu 3 sene ülkemiz için diplomatik açıdan biraz riskli geçecek sanırım, bunun sinyallerini alıyoruz.

Zira artık AKP'nin başarısızlığı demek bir iktidar kaybı olmayacak sadece, ülke için de bir risk taşıyacak. Diplomasisi güçlü ülkelerde bir sorunun iki cevap seçeneği vardır: evet ya da hayır..

Dolayısıyla AKP'nin verdiği yanıtın aksine bir yanıtı verecek olan en güçlü parti tek başına ayakta kalacak ve ABD tarzı iki partili bir demokrasiye önümüzdeki 3 seneden sonra “kansız” bir şekilde geçmiş olacağız.. 

Bu tek muhalefet partisinin hangi parti olacağını henüz bilmiyorum (belki şu an mevcud değil) ama hangi partinin olmayacağını iyi biliyorum..

(genckalem.org'da yayınlandı)

4月10日

MPL TV Hakkında

MPL TV
 
Farklı bir televizyon yayıncılığı yapan bu kanalın sahibini çok merak ettim, araştırdım. İlk karşıma çıkan şey Mihr grubu oldu (alakasız olarak).
 
Hazzetmediğim bir grubun ismine bu kanalla rastlamak beni ürküttü diyebilirim, fakat acizane dikkatli bir izleyici olduğumdan pek inanmadım.
Ve neyse ki, bu grup ile olan bağlantısının sadece bir kuruntu olduğunu farkettim.
 
Bu TV kanalı televizyonumu kanalizasyon olmaktan kurtaran bir avuç kanaldan biri.. Bu kadar kolay kirletilmesine razı olamadım. Özellikle nurcu kardeşler pek bir amansızca saldırmışlar kanala, ama yanıldıklarını anlayınca umarım pişman olmuşlardır. İftira ile ibadet olmaz hele cihad hiç olmaz, hatırlatayım.
 
MPL TV'de yayınlanan herşeyi külliyen tasvip ettiğim söylenemez ama ufkumu genişlettiği ve bilgilendirdiği kesin. O yüzden başka bir kanal izlerken bile zaplama menziline aldığım bu kanala sık sık dönerim.
 
Herşeyden önce Turancı bir kanal olduğunu söyleyebilirim, akrabaların ayrı birer devlet olmaması gerektiğini savunuyor (benim gibi) ve Ümmet-i Muhammedin birlik olması gerektiğini öğütlüyor, katılmamak mümkün değil. Farklılıklarımızın bizi ayıran değil bilakis birleştiren ve renk katan bir unsur olduğunu çok güzel izah ediyor. Hatta bu farklılıklara yayınlanan programlarıyla dikkat çekiyor ve şaşırtıyor diyebilirim.
Evet, bence farklılıklarımız birleşmemizin mazeretleridir; aynı olan zaten birdir, bütündür, birleşmez..
 
Yine de bu kanalın bir futbol takımını tutarmışçasına fanatik olarak bir cemaate bağlı olan insanlara katabileceği çok fazla birşey yok.
 
Üzgünüm ama benim gördüğüm, bu kanal aptal insanları kaale almadan sadece zeki insanlarla ilgileniyor, "aptalları eğitecek bir kurum herhalde vardır" anlayışıyla sadece kapasitesi olan insanlara dönük yayın yapıyor (bu kadar net olduğum için gerçekten özür dilerim).
 
Sadece Fenerbahçe ya da Galatasaray fanatizmi yaparak "yok, aslında ben sadece futbolu sevdirmeye çalışıyordum" diyenlere inat, futbolu anlatıyor bu kanal sanki..
 
Zekiler anlamıştır ama anlayamayanlar için daha da net olalım, "cennete gitmek için benim cemaatime katılacaksınız, benden olmayan zelildir, benim kitabımı okumayan ahmaktır" demiyor bu kanal.
 
"Müslümanın tek bir kitabı, tek bir ümmeti vardır.. diğerleri renktir, elbisedir, hoşuna gideni giy.." diyor adeta. Ya da ben almak istediğim mesajı alıyorum.
 
MPL TV'ye varolduğu için teşekkür ediyorum umarım teknik kapasitelerini daha da arttırır daha estetik ve sanatsal olabilirler, çünkü beğendiğim bu kanalı başkaları da beğensin istiyorum.
4月7日

Kızım Geldi

 

Kızım Geldi


17 Mart 2009 saat 02:00 doğumhanenin kapısındaydım, ötesinde kalmam gereken kalın kırmızı çizginin tam üzerinde, Bütün duyu organlarım kulak olmuş, her azamla işitmeye çalışıyorum kapının arkasını..


Ve kızımın kendi lisanı ile selam verişini duyuyorum dünyaya..

O sesi işittikten sonra ne kulaklarım eski kulaklarım ne de ben eski benim..

Bir elektrik geçiyor üzerimden, iliklerime kadar titriyorum, baba olmuşum..


Annesinin karnındayken her gece elimi koyarak uyurdum arayarak bulduğum şişkinliğe..

Bu ayinin bitmiş olması ürkütüyor beni tatlı tatlı.. artık kızım elimin altında değil, üzerinde..


16 Mart'ta gülerek gittik hastaneye, kontrole.. Doktor şaşırdı ve “yatırıyoruz, doğumhaneyi hazırlayın” dedi. Odamıza çıktık eşimdeki gerilim ve heyecanı hissettiğimden onu sakinleştirmek adına “Dünyada her canlı her saniye doğum yapıyor, kedilerin parası olsa onlar da hastaneye gelirlerdi.. gayet normal bir durum, heyecanlanacak birşey yok” diye saçmaladığımı hatırlıyorum.


Aslında kendim bile dediklerimi duymuyordum sanki..


Doğum sancıları çeken eşimi teselli edecek sözler arıyordum ve söylediğim her söz beni sinirlendiriyordu “şurada yatan ben olsaydım bu konuşanı odadan atardım” diye düşünüyor ve eşimin sabrına hayran kalıyordum..


Ben nefes al, nefes ver dedikçe sevgilim gözlerime bakıyor ve elinden geleni yapıyordu “sana konuşmak kolay” demiyordu, buna bile hayret ediyordum..


Bebeğimizi ilk gördüğümde “ne kadar da gri” diye düşündüğümü hatırlıyorum.. Çok bebek görmüştüm ama bu gördüğüm en küçük bebekti, 3 hafta erken doğduğu için..


Eşim çok yorgun, çok rahat ve çok güzeldi, doğumdan hemen sonra bebeğimizi kucağına almış ve emzirmişti. Yüzünde müthiş bir yorgunluk ve müthiş bir tebessüm vardı. Herşey doktora ve bana göre güzellikle çok çabuk olup bitmişti.. Bir de anneye sormak lazımdı tabi..


Bebeğimiz yıkandıktan sonra odamıza geldi, küçücük kafası ve kocaman gözleri, kıpkırmızı dudakları ve ince parmakları.. Herşeyiyle inanılmaz bir şekilde annesine benziyordu.. Şahitlerin kararına göre ağız anne, burun baba, gözler anne, kaş ve kulaklar baba..


Benim savaşçı bebeğim, en minik aşkım, çatık kaşlı ve çok ciddi bir hanımefendiydi. Eve geldikten sonra sarılık tesbit ettik.13'ün üzerini hastaneye alıyorlardı değeri 15 çıkmıştı, ama bir günde değeri 7'ye düşmüş ve bebeğimizi hastaneye geri götürmemiştik.


Şimdi 21 günlük..

avuçlarıma alıyorum ve sesleniyorum, sadece uyurken gülümsüyor aşkım. Gözleri açıksa kaşlar çatık ve gözleri sola bakıyor, bazen bana bakıyor ama henüz net olarak görmediğini biliyorum. Olsun, sesimi tanıdığını biliyorum 8 buçuk ay konuşup tanışmıştık zaten..


İsmine karar verememiştik bir türlü, Fatıma Rümeysa kalmıştı elimizde en son.. Efendi'den aldığım teşvikle annesinin ismi Berrin olması hasebiyle, yakın olsun diye, Fatıma Berra dedik..


Babam okudu ezanı, kamedi ve ismini,

Ve babam Fatıma Berra diye kulağına ilk seslendiğinde inanılmaz bir tebessümle odadakileri şok etti bebeğimiz.


Umarım tebessümün baki olur Fatıma Berra, umarım bu dünyayı kolaylıkla atlatıp ana vatana salihalardan olarak göçeder anne ve babana şefaat edersin..


İnsan ölmeye doğarken başlar..


Kızım, inşallah şehid olursun..


***


Bu arada “babalığın” sadece bir titr olduğunu öğrendim. Anneliğin milyonda biri etmezmiş. Özellikle ellerin kolların bağlı hiçbirşey yapamadan beklerken..


Sadece doğurmayı kastetmiyorum.. Uyku uyumadan 2 saatte bir (bazen yarım saatte bir) emzirmek, altını değiştirmek, gazını çıkarmak.. Hadi emzirme hariç hepsini yaptım diyelim, benim obur aşkım annesinin canını öyle bir yakıyor ki emerken, “bir saat sonra bu anne bu bebeği nasıl emzirir?” Diye hayret ediyorum..


Canım kızım seni Mevla'nın bir emaneti olarak aldık, kabul ettik, nefsimizden çok daha fazla sevdik, hayatın manalarından biri oldun bizim için ama, seni kimse annenden fazla sevemez, bunu anladım, yarışmıyorum..

“En çok anneni mi yoksa babanı mı seviyorsun?” diye sorsa bir münasebetsiz, tereddütsüz “annemi” de kızım.. O, senin sevgini layıkıyla hakediyor, ve sen onu hiçbir zaman hakettiği kadar sevemeyeceksin.


İşin kötüsü, bu en minik aşkımı avuçlarıma alıp, çatık kaşlarıyla göz göze gelmeye çalışırken aklıma hep şu geliyor:

“İşte biz de bu kadar sevildik”

Bu sevginin karşılığını ne kadar vermeye çalıştık?

 

 

Not: Tabi, kızımıza lakap koymayı unutmadık, annesine "atletico madrid" diyordum, kızıma da "sporting lizbon" dedim, fakat gerçek lakabı POTOSO (S'nin üzerinde inceltme işareti var)

 

 

sunusy