Sunusi Fazil 的个人资料S:N:S:Y // CİDDİYET günl...照片日志列表更多 工具 帮助
7月28日

Çilek grup'un özürü

Yani şu özürü duyana kadar birşey yazmayı düşünmüyordum açıkçası...
 
 
Şeyma Engin'in iş başvurusu başörtüsünden dolayı reddedilmiş üstüne üstlük ağzının payı verilerek cüreti cezalandırılmış ve itina ile rencide edilmişti. Bu iş bir insana yakışmayan bir biçimde yapılmış ki sonunda bir de özür gelmiş. Ya da kamuoyu tepkisi biraz tırsıtmış...
 
Çilek grup'un eski bir çalışanı intikam olsun diye yapmış bu işi.
Ama yapılan şey öylesine ilkel, barbarca ve aşağılık birşey ki Çilek grup özür dileme ihtiyacı hissediyor. (hayvanca diyemiyorum zira hayvanları bu insansılardan daha çok seviyorum).
Neyse, Çilek grup özür dilemiş, iş tatlıya bağlanmış ve bu ergenekonvari olay adalete havale edilmiş.
 
Kamuoyu bu olayı çok sevdi.
Zira kavga her zaman dikkat çeker. Üzerinde yazılar yazıldı, zaten internete girdiğinizde bu işin aktörlerinden, sözde bu mektubun yazarı ile tanışmamanız mümkün değil. Hürriyet USA'de malum şahsın tecavüzcü olduğu dile getirilmiş. Hatta mağdurenin intihar ettiği de yazıyor. Eğer bunlar gerçekse şahsın çektiği vicdan azabını düşünemiyorum.. Sonra, yine internete girdiğinizde bu firmanın ne kadar Kemalist (!) olduğu gözümüze çarpıyor. Ticaretle ne alakası var bilmiyorum ama sitelerinde Atatürk'ün imzası var, sanki firmanın sahibi gibi.. Biz buna halk arasında istismar diyoruz. Atatürk'ü kıyasıya istismar ederek ticarete alet etmek bu işte..
Ders 1: Atatürk nasıl istismar edilir?
cevap : Çilek grup
 
Hani o eski çalışan mektubunda diyordu ya.. bez parçasıyla istismar ediyorsunuz falan.. işte bu da onun elektroniği oluyor.. bunlar istismarı iyi tanıyor..
 
Peki şunu da bir soralım:
Ulan biz salak mıyız? niye herkes bu kadar yalan söyleyebiliyor bu memlekette..
 
Ders 2: Nur ve ahzap surelerinde nasıl kullanılacağı detayıyla anlatılan tesettür nedir?
Cevap: Bez parçası, siyasi simge, istismar, hede hödö..
 
Ya dini kitap yalan söylüyor ya da bu kendini kemalist sanan gudikler yalan söylüyor ya da ben hararet yapmak üzereyim..
 
Çilek grup'un referanslarına baktığınızda herşey çok açık ama ben bir noktayı daha belirteyim, o referanslardan CHP adındaki şirket kendi üyesini döve döve öldürüyordu çarşaf giydi diye, hatırladınız mı?
Ders 3: Hoşgörü nedir
Cevap : Balıkesir Bursa yöremizden bir çeşit tatlı, ay pardon o hoşmerimdi.. CHP'nin altı okundan biri olmadığına göre pek önemli bir şey değil..
 
Bıktık sahte Atatürkçülerden, dincilerden, sahtekar tacirlerden..
 
Bu tarz hesaplaşmalar bu kadar kolay ve ucuz olmamalı..
Hadi biz yedik.. inandık bu eski çalışan hikayesine, salağız ya..
Ama hiç değilse şu domainlerin şifrelerini değiştirmeyi bir akılediverin yaa.. intikam almasın eski çalışanlar.. ya da intikam alınacak işler yapmayın, dürüst olun kimse intikam almasın sizden..
 
Ders 4: Bir çalışanı kovmadan önce neler yapmalıyız
cevap: bildiği bütün şifreleri değiştirmeliyiz, intikam alamaması için senet imzalatmalıyız, pisliği önce biz yapmalıyız..
 
Hele bir de o özür metnindeki "Ulu önder Mustafa Kemal.. " konusu var ya.. Nasıl utanmadan Atatürk'ü bulaştırıyorlar şu iğrenç meselelerine.. Bu olanların ulu önderle ne alakası var.. Kavga sizin dava sizin niye Atatürk'ü karıştırıyorsunuz işin içine.. amacınız nedir?
 
Ders 5: İstemediğimiz bir durumdan nasıl yırtarız?
cevap : mesela diyelim ki fenerbahçe Türkiye kupası finalini kaybetmiş, hemen yönetici çıkıp "Bize gol atan takım Ulu önder'in fenerli olduğunu unutuyor mu, Mustafa Kemal'in hatırasına yapılan bu saygısızlığa asla tahammül edemeyiz, yarın anıtkabire gidip çelenk bırakacaz" gibi birşeyler söylesin bütün sıkıntısı uçar gider, kupa almış gibi olur.. yani kısacası: başın mı sıkıştı, at topu Atatürk'e..
 
Heyhat,
İzin veriyoruz kardeşim, suç bizde, adamlar haklı, biz izin veriyoruz bu istismara onlar da vampir gibi emip sömürüyorlar 
Amaç belli.. Taraftar toplamak, istismar edebildiği her değeri kullanarak yobazlığına bir taraftar grubunu da dahil ederek büyümek.. domuz gribi gibi yayılmak.. zengin olmak.. para kaznmak, itibar kazanmak, mevki sahibi olmak..
 
İşte böyle küçük olaylarla açık veriyorlar.. tecavüz, hoşgörüsüzlük, faşistlik ya da sadece basit bir aptallık.. her neyse, herkes birbirini tanıyor zaten..
 
Bu arada Çilek grup hemen çalışanlarından 2 tanesinin de başörtülü olduklarını belirtmiş..
 
Bu da son ders:
Düşman üniforması da lazım olur, sakla samanı gelir zamanı..
 
Genelde başı kapalı ablalar yönetici olamazlar bu şirketler de ama belki de bu iki çalışan yönetim kurulu üyesidir!
Bilmem, bilemem, bana ne zaten.. Ben kıyafet ve tırnak kontrolü yapmıyorum. 
 
Not: Bu dersler konudan bağımsızdır..
 
Zaten bu yazıyı da ben yazmadım bilgisayarıma giren bir sincap cevizlerini kırıp yidiğim için intikam olsun diye yazmış.. çok özür diliyoruz.. Bu arada iş arayan abla umarım iş bulmuştur, Allah yardımcısı olsun.. 
 
 
7月8日

Fethullah Gülen Hocaefendi'yi Bekleyen Tehlike

Fethullah Gülen Hocaefendi'yi Bekleyen Tehlike  Yazdır E-posta

Yazının başlığını bilerek yanlış yazdım. Zira Hocaefendi’yi bekleyen yegane tehlike, aczi kanaatimce, Rabbi Rahim’inin kendisini ahirette yalnızca Adil isminin tecellisi ile karşılamasıdır. Malumdur ki, bizler kendi adımıza Rabbimizden adalet değil yalnızca rahmet ve merhamet niyaz ederiz. Zira yalnızca adaletle karşılansak bir gözümüzün bile hakkını ödeyemeyeceğimiz söylenir. Bütün bunlar ulemanın işleri, biz şimdi gelelim bu dünya meselelerine..

Danıştay cinayeti gibi müessif hadiseler bize ispatlıyor ki, bir takım adamlar amaçları uğruna kendilerini ya da yakınlarını hapislere düşürüp harcayabiliyorlar. O halde neden binbir zahmetle ışık evleri denen evlere silah sokup yakalatmaya çalışsınlar ki, bulurlar 4 tane yiğit, kiralarlar bir daire, zulalarlar tabancaları mermileri odalarına, ağabeyleri de ihbar eder bu yiğitleri. Gözaltında paşa paşa verirler ifadelerini, bizler cemaatteniz, hocamıza yolumuza canımız kurban diye, çakarlar afilli imzalarını altına.. oldu bitti..

Bu kadar kolaydı 28 şubatta, şimdi ne kadar kolay bilemem.

Hocaefendi “gönüllüler hareketi” diyor, bazıları ise “ışık evleri”.. Bu evlerin bir listesi zannedersem yok. Mensuplarının bir üyelik kartları ya da en azından cemaatin bir üye listesi de yok. Tek tahmin ettiğim şey, en az bir 10 milyon duacısı var. Hatta “adım gibi” biliyorum ki cemaatten olmadığı halde, her gün Hocaefendi için “Allah’ım, benim ömrümden al onun ömrüne kat” diyen duacıları da var. Bu normal bir organizasyon olsa sempatizan derdim. Gönüllüler hareketi, adı üstünde bir organizasyon değil, bir reaksiyon hatta bir refleks. Türkiye halklarının dna’larına girmiş bir şuurlanma refleksi.

Bu reflekse düşmanlığın sebebi nedir?

Neden bazı organizasyonların varlık sebebi bu refleksin yok edilme çalışmasıdır, buna neden vakit ve performans harcar insanlar?

Tabi ki ilk tahminim bu düşmanlığın dış kaynaklı olmasıdır. Türk’e düşman, Türk’e ve Türk’ün töresine, karakterine, imanına ve cihan hakimiyeti mefkuresine tahammül edemeyen mihraklar bu refleksin önüne geçebilmek adına her türlü senaryoda baş aktör ya da figüran olmayı göze alırlar.

Benim asıl anlamadığım konu ise bu mihrakların içimizden de destekçilerinin çıkabiliyor olması.

Kalpler Allah’ın elindedir, kimseyi kimseye zorla sevdiremeyiz, kanunla da sevdirilemez insan, ama sevileni anlamaya ve tanımaya çalışmak toplumsal sorumluluk taşıyan mantıklı bir zihnin yapması gereken sosyal bir ödev değil midir?

Tarkan neden sevilir? Eminem neden sevilir? Papatya neden sevilir? İskender kebap neden sevilir? Demli çay hatta acı kahve neden sevilir?.. Her türlü sevginin bir izahı vardır. Mozart dinleyen adam Hande Yener’e sövüyorsa, bu Hande Yener’in ya da sevenlerinin problemi değildir. Ama tahammülsüzlük ve dolayısıyla hoşgörüsüzlük bir problemdir.

Bizler, her hangi bir cemaate mensup olmayan, uzaktan bakan, göbeğini kaşıyan, bidon kafalı ya da değil, beyaz ya da esmer, ortalama vatandaşlar, yıllarca Hocaefendi ve cemaatinden hoşlanmayan kodamanları izledik ve dinledik, ayrımcılığa ve baskılara şahit olduk. Haksızlığa uğrayanlara acıdık, zalimlere sövdük. Cemaatin ise her hangi bir intikamına şahit olmadık. Çok güçlü dediğiniz eğer buysa, bizler “çok güçlülerin güçlerini kullanma şevklerini iyi tanır ve biliriz”.

Lakin doğru söylüyorsunuz, bir “şey” eğer kalplere hükmedebiliyorsa, değmediğine bile kendini hissettirebiliyorsa, güçlüdür. O gücü sindirebilmek ise, sahibi olmaktan daha güçtür.

Vaktinizi harcadığınız şey bahçe hortumuyla bir volkanı söndürmeye çalışmak gibi sanki. Bir toplumun refleksini bir şahısta özelleştirip ona kin kusmak ve yok olmasına uğraşmak, bir adama “bir daha asla gözlerini kırpmayacaksın” demek gibi. Bu mümkün müdür? Bu dava bir garibin şahsi davası değil ki.. ama gariplerin davası, şüphesiz..

Hocaefendinin dünya tarihindeki varlığı, bir insanın ömrü boyunca yaptığı göz kıpmalarından yalnızca biri.. düşmanlık edenlerse bence göze düşmanlık ediyorlar.. Ne olurdu düşmanlık olmasa, ne olurdu herkes kendi vatanında yaşasa, ne olurdu atmosferi paylaşabildiğimiz gibi toprağı da paylaşabilseydik, suyu ve ekmeği de.. Ve ne olurdu insanlar gerçek vatanın toprağın üstü değil altı olduğunu idrak edebilselerdi.. Sidre-i münteha’dan başka hangi sınır baki kalacak. Kim var ki, ölüp gitmeyecek, yok olmayacak Allah’tan başka.. sahiden varlık bile tartışılıyorken, kim gerçekten var ki..

Ama boyumuzu aşmadan bu işi de ulemaya bırakalım, gelelim dünya meselelerine:

Aramızda okyanuslar var,

Okyanuslar bir damla gözyaşım kadar,

Ne gözlerim vasıtasız görmüştür yüzünü

Ne dudaklarında bir kez olsun işittim adımı

Aramızda okyanuslar var,

Okyanuslar bir damla gözyaşım kadar,

Mesafeler yanaklarımdan süzülür,

Dualarım bedenim olur, bir fatihayla inerim dizlerinin dibine..

Ne uzak vardır artık ne de zaman..

Her an benimlesindir, seninleyimdir her an..