Sunusi Fazil's profileS:N:S:Y // CİDDİYET günl...PhotosBlogListsMore ![]() | Help |
|
22 October Atatürk Türkiyesiİlkokuldan beri kafamı kurcalardı. 8-9 yaşlarındayken bizlere son padişah olarak Vahdeddin anlatılırken, bizler de mantık ve mukayese yeteneğimizi kullanarak minik kafamızda tarihi olayları canlandırır ve sonuçlar “Hayır..” derdik, “Şu durumda son padişah Atatürk!” Bize göre iki tane Atatürk vardı. Birincisi kalpaklı ve bıyıklı bizim Gazimiz, Mustafa Kemal Atatürk’ümüz, diğeri fötrlü, fraklı ulu önder Atatürk! İkisinin arasında belki bir fark yoktu bizce, ama bazılarınca fark büyüktü, Gazi herkesindi, Ulu önder ise bazılarının.. O bazıları bizi hiç kabul etmediler aralarına, hatta öyle ki, onlara göre bizler Atatürk’ü sevmiyorduk ve sevemezdik, sevdiğimiz söylüyorsak da kesin yalan söylüyorduk.. yani takiyyeciydik..! Bizler kendimizi Türk evladı olarak görürdük, halktandık, onlar ise kendilerini Atatürkçü ya da Kemalist olarak görürlerdi, elitlerdi. Dernekleri vardı, tabi ki derneklerinin üyeleri vardı, demek ki haklıydılar, bizler o derneklere üye olamadığımız için Atamızı da hakkıyla sevemezdik. Belki de dernekçilik işimize gelmiyordu.. Bizler her sevdiğimiz için dernekler kurmuyorduk ki, mesela Muhammediler, ya da Muhammedçiler diye bir derneğimiz de yoktu canımızdan çok sevdiğimiz için. Demek ki bizim sevmek için organizasyonlara da pek ihtiyacımız olmuyordu. Ama bu dernekçiler işi özellikle şu son zamanlarda oldukça abarttılar, o kadar ki, artık kendi değerlerine de yan bakar olmuşlardı. Ülkemize “Atatürk Türkiye’si” diyorlardı. Halbuki Gazimiz bu ülkedeki hakimiyeti kişilerden alıp halka vermişti. Bu ülke Türklerin ya da daha genel anlamda Türkiyelilerin Türkiye’siydi. Atatürk bu ülkeyi soyadlarından da kurtarmıştı.. Ne Osmanlı ne de başka bir isim.. Bu ülke sadece ve sadece üzerinde yaşayan milletindi. Hiçbir kişi ve zümrenin bir ayrıcalığı yoktu, sınıfsız tek ve eşit bir toplumduk. Bu ülkeyi kurtaranlar da bunu kendi şanları için yapmamışlardı. Yeni de kurulsa, eskinin köklerine bağlı da olsa, bu ülke hiçbir liderin, önderin, şefin babasının malı değildi. Kuranların amacı da zaten bu tahakkümleri ortadan kaldırmak değil miydi? 85 sene önceki kararlar, politikalar, stratejiler ve söylemler hala bugün geçerli olsun isteniyor sözde sadık sistem savunucuları tarafından, bunda devletin menfaati vardır deniliyor. Biz de diyoruz ki, dünün şartları başka bugünün şartları başkadır, dün ak olan bugün karadır.. Eğer o izinde olduğunuza inandığınız Gazi bugün halinizi görse “bunlar acaba kimin izinde” diye merak ederdi.. Ve eklerdi “bizim mevlitlerle ve dualarla açtığımız büyük millet meclisi bu ülkenin adını Türkiye Cumhuriyeti olarak ilan etmiştir, Atatürk Türkiye’si değil. Bu ülke ne Yavuz’un, ne Fatih’in, ne Kanuni’nin, ne de Atatürk’ündür. Devletçilik Artık globalleşen dünyada koyu bir devletçilik yerine geçerli olan tek sistem liberal bir ekonomi ile sosyal hukuk devletinin işletilmesidir, yani ekonomik teşekküller sermaye sahiplerine verilir ve girişimcilerin vergileriyle devlet vatandaşlarına sosyal güvence sunar. Özelleştirmeden yana olan kişinin devletçi olması zordur. Devleti iktisadi teşekküllerle koca bir şirkete çevirmek ise çağdışıdır. Şu halde demek ki ben ekonomik alanda devletçi olamıyorum. Milliyetçilik Halkçılık Devrimcilik Cumhuriyetçilik Laiklik Sonuç: Bu ülkede yaşamaktan ve bu ülkeye hizmet edebilmekten gurur duyan, tarihi ile övünen, yorulmadan çalışan ve milletine güvenen bireyler olarak, Atamızın bize olan mesajını gayet iyi anladık ve mirasına sahip çıkıyoruz ama sesimiz artık daha güçlü çıksın ki bir şeyleri istismar edebilmek bugünlerde bu kadar kolay ve ucuz olmasın. Bizler Türkiye’nin tek sahibi ve geleceğinin teminatıyız, geçmişten aldığımız güçle geleceğe umutla bakıyoruz, bu ülke bizim çocuklarımıza mirasımız ama babamızın malı değil! Babamız her kim olursa olsun..! Sunusi Fazıl ONAY (www.genckalem.org 'da yayınlandı) TrackbacksThe trackback URL for this entry is: http://sunusy.spaces.live.com/blog/cns!41C3FF5B82A294FD!1034.trak Weblogs that reference this entry
|
|
|