Sunusi Fazil's profileS:N:S:Y // CİDDİYET günl...PhotosBlogListsMore ![]() | Help |
|
26 May Türkiye'de Laikçi Dinci ayırımıToplumsal Cehalet
Bu ayrım herhalde bu kadar şiddetli sınırlarla bir bizim ülkemizde vardır. Herkes birbirine düşman ama kişiler neye düşman olduklarını bilmezler. Dinciler laikliğe düşmanlar ve laikliğin ne olduğunu bilmezler. Laikçiler ise hem neye düşman olduklarını, hem de "Laikliği" bilmezler.
Solcu geçinen politikacıların faşist görünümlü olmalarına sadece müslüman ülkelerde rastlıyoruz ne hikmetse. Genelde batıda sağcı partiler faşist olarak yaftalanır zira. Bu malesef aydın dediğimiz kesimde de böyledir. Şimdi size trajikomik bir sol faşistliği örneği vereyim:
"-Başbakan, danıştayın haksız kararlar aldığını söyleyerek danıştayı kınadı, bu açık bir hedef göstermektir, dolayısıyle başbakan azmettiricidir" diyen parti lideri, bürokrat ve sözde aydınlar, hiçkimsenin (hele özellikle aynı saftalarsa) eleştirilmemesinin gerekliliğini de söylemiş oluyorlar. Yani danıştay hata yapacak ama siz hedef göstermemek adına eleştirmeyeceksiniz.
Yani şimdi biri çıkıp "Daum'un yanlış taktikleri sebebi ile Fenerbahçe şampiyon olamamıştır" dese, ve hasbelkader Daum bir fanatik tarafından vurulsa, spor yazarları hapse tıkılacaklar.
Başka bir örnek de "Türban yasağı" hakkında. Bunun nasıl bir faşizan tutum olduğu aşikar ama bazı insanlar hala kabul etmeyebilir o yüzden açıklama gayretinde bulunalım. Türban ya da başörtüsü şekil itibari ile Allah'ın örtünme konusundaki emrini yerine getirmesi için bayanlarımızın kullandığı bir materyal. Bazıları kel kafalarını göstermemek için takıyor olabilir. Ya da daha güzel görünmek için. Hatta muhafazakar erkek tavlamak için takan da olabilir. Ama biz nasıl, kardeşim sen buraya hava atmak için geliyorsun, samimi değilsin diyerek bir adamı camiden dışarı çıkaramazsak, başörtüsünü de o bayanın kafasından çekip alamayız. Siyasi simgeymiş, moda olmuşmuş, bilmem neymiş... Bunlar boş şeyler...
Laiklik, bireyin, tahakkümleri kabul etmeyerek, kabul ettiği dinin tamamını ya da kendisinin belirleyeceği herhangi bir kısmını yine kendi hür iradesi ile yaşayabilme teminatı altında olmasıdır. Başka bir deyişle, Din'in tahakküm aracı olarak devlet işlerinde kullanılabilirliğinin ortadan kaldırılmasıdır. Ne din devlete, ne de devlet o dini yaşayan bireye karışır. Kamusal alanda başı açma zorunluluğu keyfi bir uygulama olduğu için, laiklik bazında tartıştığımızda, bu yasağın, laikliğin sağlığı açısından derhal kaldırılması lazım geldiğini müşahade ediyoruz. Bu keyfi uygulamayı durdurmamak faşistliktir.
Aslında müslüman kesimde laikliğe karşı bir düşmanlık ve direnç yoktur. Asıl düşmanlık militan ruhlu faşist laikçilere yapılmaktadır. Laikçiler ise hem bu insanlara, hem laikliğe, hem demokrasiye, hem de din-i İslam'a karşı bayrak açmış vaziyetteler. Toplum bu sebeple kamplara bölünmüş yahut bölünmek üzeredir. Çıkarlarıyla çatışan en ufak bir olayda, çıkıp en yakın Atatürk büstünün önünde toplanıp, bişeyleri Ata'ya şikayet ettiklerini zannedenlere, hem liberaller hem demokratlar hem de dinciler gülmektedirler. Üstelik Ata'nın da bulutlar arasında ki yüzünde acı bir tebessüm olduğunu zannediyorum, zira bu yapılanlar komiktir.
Türk milletinin asıl yanlışı başarıyı aramamak olmuştur:
Faşist laikçiler yargı sisteminin şu an sahibidirler, yargıda tahammülsüzlük, eşitsizlik ve haksızlık doruktadır. Artık kişiler kendi adaletlerini kendi imkanları ile arar olmuşlardır.
Faşist laikçiler eğitim sisteminin sahibidirler, okullardaki rezalet, cinayetler ve pornocu gençliğin durumu ortadadır. Bütün şiddet ve ahlaksızlıkları bir televizyon dizisine mal ederek sıyrıldıklarını zannedenler, yetiştirdikleri ahlaksız evlatlarının hayırsızlıklarını kendi özel hayatlarında görerek cezalandırılacaklardır.
Faşist laikçiler tıpta da sahip durumdırlar. Tıpçıların çok büyük bir çoğunluğunun mason olduklarını duymuşsunuzdur. Sonuçta parası olmadığı için ameliyat masasında ölen hastaları Allah korkusu olan bir hekimin öldürmüş olması düşünülemez. Annesi kapalı olduğu için hastahaneye alınmayarak ölen çocuğu okumuşsunuzdur herhalde basında.
Faşist laikçiler Medyaya da eskisi kadar olmasa da sahipler. "Katil danıştayı basarken tekbir getirdi" yalanını ve "katilin annesi de başörtülü" haberini veren de bu şerefsiz kuruluşlardır. Doğan Holding'in Cinerlerin ve daha bilmem ne belaların sahibi oldukları "köpek çiftliklerinde" havlamalar öylesine birbirine karışıyor ki bazen birbirlerini ısrdıkları da görülüyor.
Faşist laikçilerin en derin olduğu yer ise Mukaddes Türk Ordusu, her araştırmada ayrı bir skandal göze çarpan ekonomik vurgunların kol gezdiği ama kimsenin konuşmaya cesaret edemediği derin ve esrarengiz bir vadidir şu an burası. Şehirlerde kendilerini belediye başkanlarından üstün gören Komutanlar, halkı kılık kıyafeti yüzünden tören meydanlarından attıranlar demokrasi için en büyük tehlikedir. Valinin bile üstünlüğü kabul edilemez, zira vali devleti, belediye başkanı da halkı temsil eder.
HER KOMUTAN, BULUNDUKLARI İLDEKİ BELEDİYE BAŞKANININ ÖNÜNDE HAZIROLA GEÇMEDEN VE SELAM DURMADAN BU ÜLKEYE DEMOKRASİ GELMEZ.
Halbuki laikliğe karşı bir "sözde tehlike" sezen bu komutanlar, kendilerine emanet edilen vatan evlatlarının başlarına çuval geçirildiğinde sus pus olurlar. "Bu konuda konuşmak siyasilerin görevidir" aklı selimine ulaşıverirler bir anda. ama bu kuzular susmaları gereken yerde yani zavallı milletin önünde aslan kesilirler. Sivillerin işine karışmayı bir ödev addeder birbirlerine hava atarlar. Tören meydanlarında kovdukları tesettürlü analar şehit cenazesinde karşılarına çıktığında büyük bir utanmazlıkla başsağlığı dilemesini bilirler ama yüzleri kızarmadan. Bu ülkenin gerçek sahiplerine her türlü saygısızlığı yapan bu zihniyet, Atatürk yaşasaydı başçavuş olabilirler miydi sanırsınız. Kuşkunuz mu var diyeyim size, zira trende namaz kılan bir askeri ata'ya ihbar (!) eden bir senatörün önce yol ortasında trenden ardından da senatodan Atatürk'ün marifetiyle nasıl kovulduğunu da biliyoruz. İşte Atatürk'ü zerre kadar anlamayan Atatürkçülerle Ata'm arasındaki derin fark.
Devam edelim konuya:
Bütün bunlara karşın köklü bir medeniyet üzerinde kurulu Türkiye Cumhuriyeti'nin
Her hangi bir alanda batıya karşı herhangi bir üstünlüğü yoktur. Bilimde üniversitelerimiz sıfır ve iş yapan üniversiteler YÖK tarafından baltalanarak yok edilmek isteniyor. Ne kendi topumuz tüfeğimiz var ne de teknolojik herhangi birşeyimiz. Köhne kurumları özelleştirmeye kalkınca da vatanı sattın diyorlar. Sen bu vatana bir çivi mi çaktın da şimdi hesap soruyorsun. Atatürk'ün savaş zamanı ve cumhuriyetin ilanından sonra açtığı fabrikalar ve gösterdiği ekonomik hedefler nerde, bu militan laikçilerin bugüne kadar yaptıkları işler nerde. Bir vatansever olarak açık ve net söylüyorum ki bu faşistlerin herbiri tek tek birer vatan hainidirler. Bunlar birilerinin canı yansın diye kendi gemilerini bile batırırlar ve son danıştay baskınında gördüğümüz gibi en sevdikleri ve sahip çıktıklarını bile amaçları doğrultusunda büyük bir soğuk kanlılıkla katletmekten çekinmezler.
Sonuçta Faşist laikçiler bu ülkenin yaklaşık %10'unu elitistleri ise yaklaşık %1.5'unu oluşturmaktadırlar. Halkın kafası karışıktır. Ne düşüneceğini tam olarak bilememektedir. Zira bu halk o kadar çok aldatılmıştır ki, artık sezisini kaybetmek üzeredir. Doksanlı yıllarda canını kurtarmak için ülkeyi terketmek üzere uçağa atlayarak beklemede kalanlar şimdi tekrar siyaset yapma özlemiyle tutuşuyorlar. Bu ülke ekonomi profesörlerinden çok çekti, toplum mühendislerinden çok çekti, gazetecilerden ise hala çekiyor. Ve şimdi ülkeyi bir İETT şöförü yönetiyor. Şimdilik doğru yönetiyor, ama eğer halk meydanlara inip bu emekli şöförün arkasında olduğunu göstermezse, %10 gelir ve %90'ı boğar, aynen tarihte bir çok kez örneklerini yaşadığımız gibi.
DEMOKRASİ, LİBERALİZM, TAM BAĞIMSIZLIK VE LAİKLİK; bunların hayali bile güzel... Hele bir de bu kadar yaklaşmışken!
Sunusi Fazıl ONAY
TrackbacksThe trackback URL for this entry is: http://sunusy.spaces.live.com/blog/cns!41C3FF5B82A294FD!828.trak Weblogs that reference this entry
|
|
|