Sunusi Fazil's profileS:N:S:Y // CİDDİYET günl...PhotosBlogListsMore ![]() | Help |
|
22 February Ölülerden Yardım İstemek!TÜRBE VE KABİR FACİASI
Türk toplumunun bir fotoğrafını çektiğinizde her kesimde aşağı yukarı aynı manzarayı görürsünüz. Biraz mistik ve otantik inanışları olan, gösterişi ve abartıyı çok seven bir milletiz. Sağcımız solcumuzdan farklı değildir. Atatürk'ün dediği gibi "Biz Türküz, biz bize benzeriz".
Bu en çok Cumhurbaşkanı A. Necdet Sezer'in konuşmasında dikkatimi çekti. O konuşmayı alın bazı bariz detayları değiştirin her hangi bir fundamentalistin ağzına koyun, hiç yadırgamayacaksınız. Biri, iki sözün birinde "Yüce Atatürk" diyor, öteki "Yüce Allah" diyor. Tek fark bu, iki kesim de, kendi sözlerini kendi değerleri ile süslemeden ve hayat görüşünü yansıtamadan konuşamıyor. Bunu yadırgamıyorum, sadece tespit yapıyorum.
Sosyal hayatta da bu böyledir. İslamcı kesim en ufak bir olayda türbelere koşar, kemalist kesim de Anıtkabire (ya da en yakın Atatürk büstüne). Abartı bizim her tarafımızda var, paçalarımızdan akıyor. Dini inancımız olsun ya da olmasın "ölüleri bir türlü rahat bırakmayız". Şehidler ölümsüzdür! Devrim şehitleri de öyle! Bu konuda "Şehid" kelimesinin dini terminalojiye ait olması da önemsizdir. Dirilerin değerini bilmeyiz, ölenleri yüceltmede de sınır tanımayız. Atasözümüz de var: "Kör ölür badem gözlü olur"
Halbuki ne materyalist anlayışta ne de İslami anlayışta böyle bir olay yoktur. Materyalistlere göre ölen toprak ya da kül olur, İslam'a göre ise ölülerden yardım istenmez (fatiha suresi: Ancak sana kulluk eder, senden yardım umarız).
Bütün bu açılardan baktığımızda Kemalizm bir tarikattır diyebiliriz (abartanlar devletin dini kemalizmdir der, laiklik hikaye!). Dolayısıyla her tarikat gibi mistik ve din harici öğelerle birarada olması da normal sayılır. Birinin merkezi türbedir diğerinin Anıtkabir, birinin şeyhleri vardır diğerinin aydınları. İkisi de ölüleri (ya da şehitleri) rahat bırakmaz ve ikisi de bunu kendine otorite kabul ettiği inanışa aykırı olarak yapar (Atatürk'ün şu sözünü hatırlatalım: Çağdaş bir toplum için ölülerden medet ummak zuldür -aşağılanma ve zulümdür-).
Türbelerde mumlar yanar, çaputlar bağlanır, namazlar kılınır, zikirler yapılır. Bunlar neye aykırı olarak yapılıyor? Cevap: Peygamberin vasiyetine aykırı olarak!
Mekkenin fethinden sonra Resulallah Hz. Ali'yi bir taburun başına geçirerek sefere yollar, amaç bütün "yerden yüksekte olan mezarların" ve heykellerin dümdüz edilmesidir. Netekim görev tamamlanır ve çevrede bir tane türbe ve heykel bırakılmaz. Peygamber ölene kadar "Kabirleri mescid edinmeyin" buyurmuştur. Bugün türbelerin hali ortadadır. Birşeyi mescid edinmek demek illa orda namaz kılmak olarak algılanmamalı, mescid aynı zamanda toplanma ve cem olma yeridir!
Peygamber bir keresinde yolu üzerinde olduğu için annesinin mezarı şeriflerini ziyaret etmişti, ama hiç o maksatla yola çıktığını duymadık, mezarın üzerine bina da yaptırmadı. Zira ölen ölmüştür, kalbinizdedir, ona ulaşmak için kalbinize dönmeniz ve gönlünüzden geçirmeniz yeterlidir. Hatta islam dünyasında bu yüzden "Peygamberin annesinin mezarını ziyaret geleneği" bulunmamaktadır. Zira mezarlar sadece bir ibret alma yeridir, ziyaretin ölüye bir faydası olmaz.
Saygı gönülde ya vardır ya yoktur. Çelenk koyma ile, saygı duruşu ile, tavaf ile, rabıta ile saygı olmaz. Saygı ancak yaşamakla, kendi hayatı ile ispat etmek suretiyle olur. Devletini seven vergisini verir, vatanını seven ağaç diker yere, çöp atmaz, gerektiği zaman savaşır; Rabbini seven kulluk eder. Gezip dolaşmayla, boş konuşmayla sevgi saygı olmaz.
Bunları anlamayan insanlar yani gerçeği idrak edemeyenler, yağmur altında 2 dakika kıpırtısız durunca kendini vatansever zannediyor, ya da kandillerde kandil simidi almayla, aşure yemeyle cennete gideceğini umuyorlar.
Ölülerimiz, hayatlarıyla ve ölümleriyle bizlere yol gösterenler her zaman kalbimizde olmalı bizimle ilerlemeli ve ışıklarıyla yolumuzu aydınlatmalı, bizlerse onları alıp yolumuzun ortasına koyuyoruz. Sağcımızla solcumuzla hurafelere saplanmış durumdayız, yeter şu ölülerin bizden çektikleri.
Atatürk'ün (daha doğrusu Kazım Karabekir'in) çıkarttığı tekke ve zaviyeler kanununu bir okuyun derim ben. İşte ileri görüşlülük budur. Atatürk, "bütün türbeleri kapatın sadece benimki açık kalsın" demedi. Maksat türbe kapatmak değil ki, maksat insanları taassuptan kurtarmak. Bu iş de zaten kanunla olmaz. Eğitimle olur, cahillikten kurtulmayla olur. Türbeleri istediğiniz kadar kapatın, tekrar açtığınızda içleri dolacak mı insanlarla, bu önemli. Kapatmayla bu bilinci insanlara verebildiniz mi? Mevlana türbesini ziyaret eden adam eğer gerçekten müslümansa orada yapılan saygısızlığı görür ve bir toprak mezarın etrafını çevirmek, yatanı belirtmek koşuluyla o türbeyi yıkar! Ama nerde bizde o cesaret ve iman.
Demediklerimi de siz anlayın!
Evet, Kemalistimizle Dincimizle biz bize benzeriz. Doğru.
Hayatta en hakiki mürşid ilimdir, vallahi de öyledir, billahi de böyledir.
Sunusi F. ONAY
TrackbacksThe trackback URL for this entry is: http://sunusy.spaces.live.com/blog/cns!41C3FF5B82A294FD!898.trak Weblogs that reference this entry
|
|
|